Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye Doğu Akdeniz kadar Karadeniz’deki arama faaliyetlerine de hız verdi. Hatta gelişmeler öyle gösteriyor ki Karadeniz gündemimizde birden Doğu Akdeniz’in önüne bile geçebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müjdesi bununla mı ilgili, bugün öğreneceğiz ama her halükârda artık ‘Mavi Vatan’ı, özellikle de Karadeniz’i daha çok konuşacağız.

Peki, Karadeniz’de bir enerji rezervi çıkarsa bunun Türkiye için anlamı ne olur?

Ne kadar miktarda çıkarsa yatırım yapmaya değer?

Kaç yıl sonra piyasada satışa çıkar?

Karadeniz jeo-stratejik anlamda Doğu Akdeniz’in önüne geçer mi?

Gündelik hayatımızı nasıl etkiler?

Konunun uzmanı değilim ama dün gün boyu hem Ankara’dan önemli isimlere hem de çeşitli enerji uzmanlarına bu temel soruları sordum.

Aslında Karadeniz’de hidrokarbon kaynakları arama çabamız yeni değil.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO),daha önce Karadeniz’in değişik noktalarında aralarında Exxon Mobil, Chevron, Petrobras gibi uluslararası şirketlerle arama yapmış, çeşitli kuyular açılmış fakat petrole ya da doğalgaza ulaşılamamıştı.

Bu kez durum farklı. Uluslararası şirketlerle ortaklık ya da iş birliği yapmadan kendi olanaklarımızla yapılan bir çalışma var. İlk planlamaya göre Fatih sondaj gemisi Korkut, Altan ve Sancar isimli gemiler ile birlikte Temmuz ortasından beri Karadeniz’de Tuna-1 olarak adlandırılan lokasyonda sondaja başladı. Yani enerji kaynağına rastlanacak olursa bu sefer yerli imkânlarla bulunmuş olacak.

Hangi kalitede ve ne miktarda çıkacağı çok önemli. Belki Türkiye’ye 50 yıl yetecek büyük bir rezerv bulunur belki de çıkarma maliyetine değmeyecek azlıkta ve kalitede... Bulunca da iş bitmiş olmuyor yani.

Bu noktada evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor. Kıbrıs’ta 10 yıl önce Afrodit sahasında doğalgaz bulunmuştu. İlk açıklama 400 milyar metreküptü. 9-10 yıllık çalışma sonucunda 100 milyar metreküpe kadar geriledi. Benzer şekilde Exon Mobil Kıbrıs’taki 10. parselde Glaucus-1 kuyusunda doğalgaz bulduğunu açıkladı ama aradan bir yıl geçmesine rağmen henüz net bir şey yok. Türkiye’nin 7 ila 10 yıllık ihtiyacını karşılayacak yaklaşık 300 milyar metreküp üzerinde bir doğalgaz rezervi olursa çıkarmaya değer bir rezerv olarak görülebilir.

Peki ilk bulgudan sonraki süreç ne kadar zaman alıyor? Kanıtlanmış, sektördeki tabiriyle “Probable” rezerv miktarı önemli. Bunun tespiti de yaklaşık 1 yıl civarında sürebiliyor. Çıkarılmaya müsait ciddi bir rezerv tespit edilirse ekonomik hesaplamaları yapılarak nihai yatırım kararı alınıyor. Sahayı kim geliştirecek, ne kadar yatırım yapacak gibi konular masaya yatırılıyor. Her şey yolunda giderse 5-6 yıllık süre sonunda çıkarılan enerji kaynağı piyasa sürülebiliyor.

Karadeniz’de deniz haklarımız açısından Doğu Akdeniz’deki gibi bir tartışma olmadığının altını çizelim. Türkiye'nin Rusya ile imzaladığı uzun vadeli doğalgaz sözleşmesi 2025 yılında sona eriyor. O zamana kadar Türkiye kendi rezervini bulup işler hale getirebilirse zamanlaması ideal bir kaynak yaratılmış olacak.

Ayrıca bulunacak rezervden daha önemli başlıklar var. Böylesi bir gelişme bölge jeopolitiğini, Türkiye-Rusya ilişkilerini, Montrö ve Karadeniz’deki güvenlik rejimini nasıl etkiler?

Mavi Vatan kavramının isim babası emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Gerçekten büyük bir rezerv bulunursa Türkiye stratejik açıdan ciddi değer kazanır. Rusya ve İran’a olan enerji bağımlılığı azalır. Uluslararası alanda pazarlık gücünü ve kendine güvenini artıracağı için Türkiye’ye hem Atlantik hem de Asya bloğuna karşı önemli düzeyde avantaj sağlar” diyor.

Peki böylesi bir durumda Türkiye’nin öncelik alanı Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e kayar mı? Gürdeniz’in bu soruya yanıtı net: “Kesinlikle hayır, çünkü Doğu Akdeniz sadece enerji meselesi değil Türkiye’nin jeopolitik olarak kuşatılması ve Akdeniz’den koparılması sorunu.”

Yazının başında dediğim gibi, bugün açıklanacak müjde bununla ilgili olsun veya olmasın hem güneyde hem Kuzey’de ‘Mavi Vatan’ önümüzdeki süreçte diğer tüm gündemlerin önüne geçecek gibi görünüyor.

Türkiye iki gündür Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün açıklayacağı müjdeyi konuşuyor.

Siyaset bir nabız meselesidir. Nabzı yüksek tutarsanız kamuoyu hareketlenir, etrafınızda toplanır, fazla temkinli giderseniz seçmeni uyutursunuz.

Erdoğan bu anlamda tabanın nabzını hep yüksekte tutmayı başarıyor. Kanal İstanbul, Doğu Akdeniz’de arama çalışmaları, TOGG, Ayasofya’nın ibadete açılması ve şimdi de Karadeniz... Sürekli seçmenini heyecanlandıracak, muhalefeti konuşturacak yeni hamlelerle çıkıyor.

İşte bu yüzden bugünkü müjdenin arkasından ne çıkarsa çıksın, bu bir siyasi başarıdır.

Muhalefet liderleri seçim döneminde ekonomik ve çevresel etkilerini eleştirerek “Çılgın projemiz yok” diyorlardı. Oysa işin sırrı büyük bir projelerden ziyade dostu sevindirecek, düşmanı kıskandıracak sürprizler bulabilmekte yatıyor.

Muhalefet de bunu pek tabii yapabilir.

Mesela Ekrem İmamoğlu çıkıp “İstanbullular için büyük bir müjde açıklayacağım” dese ne açıklayacağından bağımsız olarak gündeme bir hareket getirmez miydi?

Fatih tablosunun satın alınması günlerce konuşulmuştu. Buna benzer pek çok şey yapılabilir ama muhalefetin üzerinde genel bir ölü toprağı havası var sanki.

Korona salgını yüzünden bu yaz sinemasız ve konsersiz geçti. 48. yaşını kutlayan İstanbul Müzik Festivali de bu durumdan nasibini aldı. Festival dijital konserlerle gerçekleşecekmiş.

Fakat İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) güzel bir istisna yaparak dün akşam tüm festivali temsilen Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda bir konser düzenledi.

Şef Patrick Hahn yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve son yıllarda yıldızı epeyce parlayan İzlandalı piyanist Víkingur Ólafsson’ın icrasıyla Mozart’ın 23 no'lu piyano konçertosunu dinledik.

Giderken “Yaz günü saat 19:00’da konser başlar mı” diye biraz söylenmiştim ama hava çok hoştu. Katılımcı sayısı da düşük olunca salgın korkusu yaşamadık. Aylar süren ve bu gidişle daha da sürecek karantina döneminde gerçek bir konser dinlemek çok iyi geldi.

Sadece küçük bir eleştirim var. Konserde program kitapçığı dağıtılmadı. Koronaya karşı önlem olarak broşür dağıtmamış olabilirler fakat dijital biletlerle birlikte çalınacak eser listesi de gönderilmeliydi.

Eğer ciddi bir eksper değilseniz klasik müzik konserini programsız izlemek doğru değil. Nitekim ikinci yarıda çalınan Schubert’in 5. Senfonisi’nin her bölüm arasında yanlış alkış sesleri yükseldi.

Benim de müdavimi olduğum Borusan Filarmoni bu sene konser sezonunu 15 Ekim’de açacakmış. Fakat şimdilik yalnızca 4 konser planlamışlar. İzleyici sayısı da az tutulacakmış. İnşallah aşı bir an önce bulunur da kış aylarını daha normal şartlarda geçiririz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!