Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Tarih 8 Şubat 2020.

Açık ve Net’te konuğum CHP Milletvekili ve Anayasa Hukuku Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu.

O günlerde hazırladığı rapor büyük tartışma yaratmış.

Soruyorum: “Bu CHP’nin Anayasa taslağı mı?”

“Hayır” diyor Kaboğlu. “Söz konusu raporda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra Meclis’te yasama faaliyetlerinin nasıl zayıfladığı anlatılıyor sadece.”

“Peki İYİ Parti, Saadet Partisi ve HDP ile birlikte yeni bir Anayasa taslağı üzerinde çalışıyor musunuz?”

“Keşke olsaydı ama öyle bir Anayasa çalışmamız yok. Partiler düzeyinde bir araya gelemedik. Sadece seçimlerden önce 2018 yılının başında, Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) çoğunlukla uzmanların katıldığı bir toplantı serisi yaptı. Orada parlamenter sisteme nasıl dönülebileceğine dair yazılan bir ortak rapor vardı” diyor.

Peki, CHP’nin tek başına yürüttüğü bir Anayasa çalışması var mı? Onun da yanıtı “Hayır”.

Dün Ümit Özdağ’ın HDP ve İYİ Parti'nin ortak bir Anayasa taslağı hazırladığını iddia etmesi üzerine Kaboğlu’nun sözlerini hatırladım.

Emin olmak için Prof. Kaboğlu’nu arayıp yeniden sordum.

Programda anlattıklarını aynen tekrar etti. “Ortada Ümit Özdağ’ın bahsettiği gibi bir Anayasa çalışması yok. Yaptığı istismardır. Parti içindeki hesaplaşmalarda işine yarayacağını düşünerek hedef saptırıyor” dedi.

Peki dün Oda TV’de yayınlanan metin o metin mi?

“Evet o ama okuyunca anlayacağınız gibi o bir Anayasa metni değil ortak ilkeler raporuydu. Olası bir Anayasa uzlaşması sağlanabilmesi için uzmanların hazırladığı yol haritasıydı. Fakat seçimler erkene alınınca çalışmalar kesildi” dedi Kaboğlu.

Meral Akşener de “İYİ Parti Genel Başkanı olarak söylüyorum; hiçbir siyasi platform, şahıs, kişi, parti ile herhangi bir Anayasa çalışmamız yoktur. Nokta” diye bir açıklama yaptı.

Aslında burada çok trajikomik bir durum var farkında mısınız?

Çünkü asıl sorun doğru düzgün bir Anayasa çalışmasının sahiden yapılmamış olması!

Parlamenter sisteme dönüş ilkesi etrafında bir araya gelen Millet İttifakı'na mensup partiler, seçimlerin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen bunun nasıl olacağını hâlâ belirlemedilerse, bırakın böyle yüksek sesle “Yapmadık” demeyi hafiften mahcup olmaları gerekmez mi?

HDP tartışması bir yana, seçim zamanı halkı sistemi değiştirebileceğinize dair nasıl ikna edeceksiniz?

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın salı günü grup konuşmasında verdiği mesajlar, ardından Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yargı reformu açıklaması ülkedeki havayı nasıl da değiştirdi birden...

Kurumuş bir toprağın suyu hızla çekmesi gibi piyasalar da yaşanan olumlu gelişmeleri birden çekti...

Bu pozitif havaya CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerini de eklemek lazım.

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan için “Başarılı olmasını isteriz” dedi.

Üstüne açık çek de verdi:

“Ekonomide dengelerin yerine oturması için CHP olarak bize düşen görev varsa, o görevi yapmaya hazırız. Bu ülke hepimizin ülkesi. ‘Parlamentoda buhranı aşmak için şu yasaya ihtiyacımız var’ diyerek bizi ikna ederlerse biz o yasanın çıkmasına destek veririz. Yaşanan sorunları bir siyasi çekişme alanı olarak görmüyoruz.”

İşte siyasi olgunluk budur...

İktidarın da bu olgunluğa yakışan bir tavır alması, siyasette yeni ve daha yumuşak bir dönem başlatması lazım.

İçeride ve dışarıda büyük tehditler altındaymışız psikolojisiyle boğulmaktan, gözaltılardan, tutuklamalardan, bitmeyen kavgalardan yorulduk.

Biraz ferahlamaya, barışmaya, güzel bir ülke olduğumuzu hatırlamaya, demokrasi, adalet ve refah rüzgârını hissetmeye ihtiyacımız var.

Sadece piyasalar için değil hepimiz için değiştirin şu gergin atmosferi...

Önceki gün Muharrem İnce’den bir telefon aldım. Sesinde sitem vardı. Geçen yazımdaki yorumlara itiraz etti.

"Miting yapmak yerine tek tek insanlarla buluşuyoruz’ ifadesini kullanıyor ama ‘Beklenen rüzgârı yaratamadı, kalabalıkları toplayamadı’ algısı oluşturduğunun farkında mı acaba?” diye sormuştum.

“Bu yanlış. Kalabalık toplamak gibi bir derdim yok ki...” diye başladı söze...

“Ben Cumhuriyet tarihinin en kalabalık mitingini yapmış adamım. Ne Erdoğan, ne Özal, ne Demirel, ne Ecevit, ne İmamoğlu... Bu topraklarda İstanbul mitingimi geçen ikinci bir miting var mı? Pandemi olmasa daha fazlasını da toplarım ama bu salgın günlerinde hem kendimi hem vatandaşı riske atmak istemem” dedi.

“Peki seçmeninizin size karşı hiçbir kırgınlığı yok mu?” diye sordum.

“İnsanlar aşkına kızabilir ama aşkı ona bir telefon açtığında akşam yemeği teklifini kabul eder. Bu millet beni sevdi, biliyorum. Elinize bir 100 lira alıp buruşturun, değeri yine 100 liradır. Bir ütü yaparsınız geçer. Ben şimdi buruşuk bir para gibiyim ama marka değerim aynı” diye espri yaptı.

Dezavantajlarını sıraladım, “Seçimi kaybetmiş olmanız, yeni partiler kurulmuş olması, Kılıçdaroğlu’nun ittifak stratejisinin tutmuş olması... Bütün bunlar size olan desteği azaltmaz mı? CHP, İmamoğlu ya da Yavaş’ı aday gösterirse sizin şansınız kalır mı?” diye üsteledim.

“Ne güzel işte 3-5 kişi bir arada yarışalım. Bir kırmızı kart gördüm diye futbolu mu bırakacağım? Bir penaltı kaçırdım, Alex de kaçırıyor. Bırakın ben de futbol oynayayım” dedi.

Telefonu kapatırken şunu düşündüm; İnce’nin bu hazır cevaplılığını ve mücadele azmini kesinlikle takdir etmemiz lazım...

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00