Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Eğer ki bir siyasetçinin bir suç örgütü liderinden para aldığı öne sürülüyorsa bu çok vahim bir iddiadır.

Eğer ki bir milletvekilinin olay çıkarmak için bir mafya babasından adamlarını göndermesini talep ettiği söyleniyorsa bu daha da korkunç bir iddiadır.

Hele de ki bu para alma iddiası bizzat İçişleri Bakanı’nın ağzından çıktıysa kim olduğu acilen kamuoyuna açıklanmalı, görevdeki bir milletvekilli ise hakkında gerekli süreç derhal başlatılmalıdır.

Muhalefet liderinin konunun araştırılması için Meclis Başkanı’na çağrı yapması hatta biraz sıkıştırması da anlaşılır bir durumdur.

Ama tutup da Meclis Başkanı’na “Açıklamıyorsan sen de mi para alıyorsun yoksa?” denilir mi hiç?

Kemal Kılıçdaroğlu, Mustafa Şentop’u eleştireyim derken kantarın topuzunu kaçırdı.

Tabii bu arada iktidarın tavrı da problemli.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Savcılar çağırırsa anlatacağım” demeyi bırakıp kamuoyu vicdanını rahatlatacak net açıklamayı yapmalı, AK Parti de konu hakkındaki sessizliğini bozarak Şentop’un sırtındaki bu kamburu almalı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın edebiyata ve şiire olan merakını biliyordum.

Geçen sene vatandaşlara "Evde kal" çağrısı yaptıktan sonra, "Mustafa Kutlu okuyun" demişti.

Dün de ölüm yıldönümü nedeniyle Nâzım Hikmet hakkında çok güzel bir mesaj yazmış ve kendi sesinden 'Kız Çocuğu' adlı şiirini paylaşmış.

Kutuplaşmanın, kamplaşmanın zirve yaptığı ülkemizde şair Nâzım Hikmet de çokça haksızlığa uğramış, milliyetçi muhafazakâr mahallede yıllarca komünistliği üzerinden eleştirilmişti.

Bakan Koca’nın bu ötekileştirmeye zerre prim vermeden bir Nâzım şiirini paylaşması çok hoşuma gitti.

Tamam aşıydı, salgın rakamlarıydı eleştirip durduk kendisini ama bir konudaki hakkını teslim etmemiz lazım...

Asla politik ayrımcılık yapmadı, gazetecilere akreditasyon uygulamadı.

Tüm Türkiye’nin Sağlık Bakanı olmak için elinden geleni yaptı.

Şimdiki siyasi iklimde az bir şey mi bu?

Hasan Saltık’ı şahsen tanımazdım ancak uzaktan uzağa sevgi ve hayranlık beslerdim.

Kalan Müzik'ten çıkardığı albümlerle bu ülkenin müzik hafızasını dirilten isimdi.

Her kesimden dostu, arkadaşı vardı.

Erkenden göçüp gitti şu dünyadan ve arkasında her anlamda hoş bir seda bıraktı.

Ne güzel ve içli veda mesajları yazılıyor hakkında...

Hepimiz ölümden sonra böyle güzel anılmayı hak etsek keşke...

Emin Çölaşan, dünkü yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TRT yayınının canlı değil banttan olduğunu iddia etmiş.

Hatta iddia bile değil, düpedüz kendini buna inandırıp Cumhurbaşkanlığı’nın yalan söylediğini öne sürmüş.

Peki kanıt olarak ortaya ne koyuyor?

Efendim, pencerelerden gün ışığı sızıyormuş. Yayında görünen saat ise sabah 09:05’i gösteriyormuş.

Yayına katılan gazeteciler haliyle hem tepki gösterdiler hem de üşenmeyip tane tane anlattılar.

Hatta inandırıcı olsun diye o saatlerde çektikleri fotoğrafları bile paylaştılar.

Pencereden sızan ışık, arkası zifiri karanlık görünmesin diye set ekibinin cama yansıttığı lambadan kaynaklanıyormuş.

Çankaya’daki saatler ise Atatürk’ün vefat saatine ayarlıymış.

Gazetecilik etiği, ortaya bir iddia atmadan önce teyit etmeyi gerektirir.

Çölaşan gerçekten şüphe ettiyse yayına katılan gazetecileri ya da TRT yönetimini arasaydı işin doğrusunu kolayca öğrenirdi.

Hadi onlara güvenmiyor diyelim, kameramanlara ya da çaycılara bile sorsa anlatırlardı işin aslını...

Her şey bir kenara, yayın banttan olsa, amaç da içeriği sonradan kontrol etmek olsa, tartışma yaratan Merkez Bankası faiz açıklamasını, üçüncü doz aşı meselesini ya da Hasan Öztürk’e “Yoksa hayvanı sen mi öldürdün?” diye espri yaptığı bölümü tutarlar mıydı!

Yeni açılan Çamlıca Kulesi'ndeki ücretler eleştiriliyor 2 gündür. Kuleye girişte yerli turist 60 TL, yabancılar ise 120 TL ödeyecekmiş.

Kafe ve restoran bölümlerindeki fiyatlara da kızıyor insanlar.

4 kişilik bir aile sadece çay içse 220 TL tutuyor.

Bana göre asıl sorun fiyat-kalite dengesizliği.

Menü tasarımından seçilen yemeklere kadar her şey son derece vasat hazırlanmış. Özellikle yemek menüsü güncel trendlerden uzak. Konserve ton balıklı mısırlı sandviç ile mi gelen yabancı turistleri memnun edeceksiniz? Ya da kuzu pirzolaya 148 TL fiyat koyup yanına dondurulmuş elma dilim patates kızartmasıyla mı servis edeceksiniz? 90’lardan kalma ezberlerle olmaz bu işler.

Lüks deseniz lüks değil, halk işi deseniz o da değil. Tam anlamıyla özensiz ve 'özenti' olmuş.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00