Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        AK Parti son yıllarda en fazla adalet, özgürlükler ve demokrasi konusundaki gerileyiş nedeniyle eleştiriliyor, 2013 sonrası iktidarın otoriterleşme eğiliminde olduğu, medyanın baskılandığı, yargının siyasallaştığı, kucaklayıcılığın yerini “Biz ve onlar” ayrımının aldığı söyleniyordu.

        2016 sonrasında bu eğilim yeni bir faza geçti. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından halk oyuyla gelen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile Erdoğan ülkenin tartışmasız en fazla yetkiye sahip figürü haline geldi.

        Yargının siyasi intikam aracı olarak kullanıldığına, RTÜK cezaları üzerinden medyanın baskılandığına, başta toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı olmak üzere özgürlüklerin alanının daraltıldığına dair eleştiriler daha da yoğunlaştı.

        Fakat bu eleştiriler Erdoğan’ın kitlesel desteğini yok etmedi. Zaten Anadolu seçmeninin öncelik sıralamasında demokrasi ve özgürlükler birinci sırada yer almıyordu.

        Milli manevi değerler, kalkınmacılık, yeni projeler ve dünyaya karşı “dik duruş” üzerinden tabanını konsolide etmeyi sürdürdü.

        Ta ki pandemi ve ardından uygulanan düşük faiz politikasıyla ekonomik dengeler sarsılana kadar.

        REKLAM

        Enflasyonun fırlaması, hayat pahalılığı ve çok parçalı muhalefetin birlikte hareket etme kararı almasıyla AK Parti oyları ciddi biçimde düşmeye başladı.

        Ukrayna savaşındaki diplomasi başarıları, sosyal konut projesi, maaş zamları gibi hamleler iktidarın yeniden moral üstünlük kazanmasına sebep olsa da seçimi kazanması hâlâ riskli görünüyor.

        İşte tam da bu düşüş döneminde parti içinde epeydir öne çıkmayan ama gidişattan mutsuz isimler önemli bir hamle yaptı.

        Demokrasiyi önceleyen, her kesimi kucaklayan bir kampanya yapmaya Erdoğan’ı ikna ettiler.

        Dün açıklanan ‘Türkiye Yüzyılı’ işte bu girişimin meyvesi. AK Parti’nin fabrika ayarlarına döneceğini, muhalif kesimlerin dışlanmayacağını yani Cumhurbaşkanı’nın son yıllarda izlediği politikanın değişeceğini vadediyorlar.

        Metnin şu son bölümündeki üç cümleye bakalım:

        “Gelin Türkiye Yüzyılında, demokrasimizi katılımcı demokratik bir Cumhuriyet kimliğiyle taçlandıralım.

        Ülkemizdeki özgürlüklerin çerçevesini, pozitif özgürlük anlayışıyla tekrar çizelim.

        Ülkemizi herkesin kendi yankı odasından çıkıp birbirini dinlediği, birbirini anladığı, birbirine saygı duyduğu bir yer haline dönüştürelim.”

        Dürüst olalım. Bunlar tam da son yıllarda Erdoğan’ın siyasette geri plana ittiği söylemler değil mi?

        REKLAM

        Peki bundan sonra hayata geçecek mi?

        Program başlamadan Cumhurbaşkanlığı kaynakları Erdoğan’ın kucaklayıcı bir konuşma yapacağını, muhalefeti eleştirmeyeceğini, iç siyasete dair mesaj vermeyeceğini söylüyordu.

        Fakat demokrat kanadın oluşturduğu bu yeni vizyon metnine Erdoğan koşulsuz uymadı. Kanal İstanbul bahsinde metnin dışına çıktı. Muhalefete ağır sözlerle yüklendi. “Bu muhalefetin kafası basmaz, anlamaz bunları anlamaz” diyerek kendi bildiği siyaset dilini sürdüreceğinin işaretlerini verdi.

        AK Parti değişir. Kadrolar içinde demokrat pek çok isim var. Asıl soru Erdoğan’ı değişime ikna edebilecekler mi?

        SALONDAN NOTLAR

        Programı hazırlayan ekibi tebrik etmek gerekiyor. Son yıllarda AK Parti’nin en iyi organizasyonlarından biriydi.

        Müzikler, sahne şovları, salon düzeni son derece başarılıydı.

        Muhafazakar değil modern bir tasarım vardı. Müzikli gösteri bir kadın sanatçının keman çalmasıyla başladı, senfoni, semahı anımsatan bir dans gösterisi ve rap ile devam etti.

        Türkiye Yüzyılı şarkısının söz ve müziği Yücel Arzen’e aitti. Can Atilla ve Sezen Büyükçınar’ın senfoni orkestrası eşliğindeki performansı, rapçi Sept & Mengelez’in de çıkmasıyla daha genç bir boyut kazandı.

        Salonun ortasına kurulan güneş saatinin hareketleri ilgi uyandırdı.

        Bakanların eski ve yeni milletvekilleriyle karma biçimde oturması, protokolün merkeze değil tribüne alınması farklılık yarattı.

        REKLAM

        Muhalif gazetecilerin programa davet edilmesi önemli bir açılımdı. 4-5 gün boyunca lansmanın konuşulmasına sebep oldu. Fakat davet edilenlerin çoğu gelmemişti.

        İlk kez bir AK Parti erkinliğinde Mustafa Kemal Atatürk portresi merkeze alındı.

        Geçmiş liderler sıralanırken Süleyman Demirel dışlanmadı.

        “İşini iyi yapan insanların ülkesinde işini iyi yapan lider” teması liyakati öne alması bakımından hoştu.

        Tüm bu olumlu taraflara rağmen programın ciddi bir kusuru vardı: Konuşma süresi çok uzundu.

        O kadar uzundu ki daha ortasına gelmeden salondaki coşku yerini yorgunluğa bıraktı. Cumhurbaşkanı bile yorulup kürsüye yaslanma ihtiyacı hissetti.

        Özellikle geçmiş icraatların tek tek sıralandığı bölüm heyecanı öldürdü. Geleceğe dair mesajlara dikkat verilmesinin önüne geçti.

        Programdan sonra konuştuğum kurmaylar 2023 kampanyasının bu çizgide süreceğini, açılımların devam edeceğini söylediler.

        "Türkiye İttifakı" söyleminin devamı gelmemişti. Bu da öyle mi olur? Göreceğiz…

        Diğer Yazılar