Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Başrolünde Blake Lively’nin oynadığı “Karanlık Sular” (The Shallows), Meksika sahilindeki bir koyda köpekbalığına karşı tek başına yaşam mücadelesi veren genç bir kadının hikâyesini anlatıyor

        Afiş ve fragmandaki köpekbalığı, “Jaws” benzeri filmleri akla getirebilir. Ama “Jaws”ta olduğu gibi “Karanlık Sular”a da sadece bir “saldırgan köpekbalığı” filmi olarak bakmak mümkün değil. Öncelikle tek kişilik bir hayatta kalma öyküsü seyrediyoruz. Her şey Nancy Adams’ın (Blake Lively) duyguları, kararları ve düşünceleriyle ilgili... İlk sahnede Nancy’yi ormanın içinde ilerleyen bir cipin ön koltuğunda otururken görüyoruz. Daha ilk anda kendine güvenli, yalnızlıktan hiç korkmayan, güçlü bir genç kadın imajı veriyor ve bu imaj film boyunca pek sarsılmıyor. Mücadele sırasında bir değişim yaşıyor ama asıl önemli olan pes etmeden sonuna kadar savaşması..

        KENDİNE GÜVENLİ, KİBİRLİ VE KORKUSUZ

        Gerçek bir olaya dayanan, 2010 tarihli “127 Saat”te ana karakter, verdiği yaşam mücadelesi sırasında kibriyle yüzleşir ve toplumdan uzak kalma tutkusunun bedelini öder. Aslına bakarsanız, Nancy’nin de başına ne geliyorsa, yalnız kalma isteğinden, aşırı kendi güveninden ve kibrinden geliyor... Meksika’da tatil yaparken, kız arkadaşını bırakıp sörf yapmak için otostopla tek başına ıssız bir koya gelmesi; çantasını, telefonunu sahilde bırakması yeterince riskli hareketler... Ama Nancy bunlarla yetinmiyor. Diğer iki sörfçü koyu terk ederken, “son bir dalga” istediğini söyleyerek denizde kalıyor ve biraz ileride gördüğü yaralı balinaya doğru ilerliyor. O balinanın bir köpekbalığını oraya çektiğini fark ettiğinde ise kıyıya güvenle geri dönme şansını kaybediyor. Nancy, tam o noktada çoğu seyirci için hayatını gereksizce tehlikeye atmış bir karakter... Ama bütün hayatta kalma filmlerinde olduğu gibi Nancy’nin yaşama arzusu bizi etkiliyor. Bu tür filmler zaten kendi içimizdeki yaşama içgüdüsünün bir yansıması değil midir?

        KÖPEKBALIKLARININ HAKKI YENİYOR

        Öte yandan bir köpekbalığının nerdeyse plan yaparak çok uzun bir süre ısrarla tek bir insana odaklanıp saldıracağına inanmak zor. İnsanların köpekbalıklarına daha çok zarar verdiğini de biliyoruz. Final dahil Nancy’nin verdiği mücadelenin abartıdan uzak ve akla yakın bir güzergâhta ilerlediğini söylemek de pek kolay değil.

        BLAKE LIVELY’NİN SOLO GÖSTERİSİ

        Filmi ayakta tutan asıl unsur senaryodan ziyade yönetmen Jaume Collet Serrat’nın gerilim duygusunu ayakta tutmaktaki başarısı. “Orphan” (2009), “Unknown” (2011) ve “Non-Stop”tan (2014) tandığımız Serrat’nın gerilim konusunda giderek ustalaştığı kesin. “Jaws”ta olduğu gibi köpekbalığını bir kişilik haline getirdiği söylenemez. Buna karşılık, görüntü yönetmeni Flavio Martínez Labiano’nun şahane görüntüleri eşliğinde denizi çok iyi kullanıyor. İlk sahnelerde kıyı ve deniz; canlı, berrak renkler eşliğinde bir tür cennet gibi geliyor karşımıza. Hatta Nancy için sörf yaptığı koyun, bir tür anne şefkatini temsil ettiği söylenebilir. Köpekbalığının ortaya çıkmasıyla ise mekân tekinsiz, karanlık, vahşi bir yere dönüşüyor... Bu arada, anne imgesinin filmin anahtarı olduğunu, Blake Lively’nin de bu “solo gösteri”- nin altından alnının akıyla çıktığını belirtelim.

        Filmin notu: 6

        Diğer Yazılar