Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

“Entebbe’de 7 Gün” (7 Days in Entebbe), 1976’da Filistinli ve Alman hava korsanları tarafından kaçırılarak Uganda’daki Entebbe Havaalanı’na indirilen uçağın hikâyesini, İsrail’in düzenlediği kurtarma operasyonuyla birlikte anlatıyor 

TERÖRİZMİN tam bir çıkmaz sokak olduğunu ve hiçbir gerekçenin terörü haklı kılamayacağını ele alıp işleyen bir film bu... Eylemciler ellerindeki silahları masum sivillerin üzerine çevirince gerçekten de dönüşü olmayan bir yola girdiklerini anlıyorsunuz. Hikâye, vicdani gerekçelerle eyleme katılan iki Alman, Brigitte Kuhlmann (Rosamund Pike) ve Wilfried Böse’nin (Daniel Brühl) gözünden anlatılıyor genellikle. Brigitte ile Wilfried, İsrail devletini faşistlikle suçluyor ve eylemin Filistinli mahkûmların serbest bırakılmasıyla kansız bir şekilde sonuçlanabileceğine inanıyorlar safça... Gönülleri Filistin halkından yana, onlar için iyi bir şey yapmak istiyorlar. Yoldaşları Ulrike Meinhof’un hapiste ölü bulunması her ikisini de derinden sarsmış durumda. Özellikle Brigitte, eyleme biraz da Meinhof’u kaybetmenin verdiği öfkeyle giriyor. Ama bir süre sonra Yahudi kökenli yolculara karşı hiç istemedikleri bir konumda buluyorlar kendilerini.

VİCDAN VE ÇARESİZLİK

Filistinliler ise “İsrail devletinin Almanya’nın maddi desteğiyle Nazilere benzediğini” öne sürerek yaptıklarını rasyonalize ediyor, ajan olduklarından kuşkulandıkları bir sivili dövmekten ya da çocukları ölümle tehdit etmekten kaçınmıyorlar. Filistinli eylemci sürekli vicdanının sesini dinleyen Wilfried’e uzun uzun fırça attıktan sonra, “Senin yerinde olsaydım, burada olmazdım” diyor dürüstçe. Ama bütün filmin Brigitte ve Wilfried’in o büyük çaresizlikleri üzerine kurulu olduğu söylenemez. İsrail hükümetindeki sertlik yanlısı Savunma Bakanı Şimon Peres (Eddie Marsan) ile Filistinlilerle barış masasına oturmadan sorunların çözülemeyeceğine inanan Başbakan İzak Rabin (Lior Ashkenazi) arasındaki politik çelişki de ele alınıyor. Hatta finalde mesele Binyamin Netanyahu’nun barış karşıtlığının köklerine kadar geliyor.

TERÖRE KARŞI SANAT

Açılıştan finale kadar birçok sahnede karşımıza çıkan modern dans koreografisinin ise teröre karşı sanatı temsil ettiği söylenebilir. Yönetmen Jose Padilha’nın gösteriyi görsel anlamda etkileyici bir kontrast unsuru olarak kullandığı kesin ama filmin fikirlerine özel bir katkı sağladığını sanmıyorum. Hikâyenin bazı sahnelerde Entebbe Operasyonu’na katılan İsrailli askerlerin gözünden anlatılması da filmin ince dengesini “kahramanlık hikâyesi” yle bozuyor. İdi Amin’in (Nonso Anozie) şovmen olarak çizilmesine itirazım yok ama olayın bütün taraflarının temsil edildiği filmde Ugandalı askerlerin “filmin dışı”nda tutulması çok rahatsız edici. Sonuçta baskın sırasında en büyük kaybı, İsraillilerin, “Bizi görür görmez kaçacaklar” dediği Uganda ordusu veriyor ama olup bitenlere onların gözünden hiç bakılmıyor.

Brezilyalı yönetmen Padilha atmosfer kurma, hikâyeyi resimlere dökme, karakterler arasındaki dramatik çatışmaları inşa etme ve terörizmin çıkışsızlığını anlatma konusunda iyi olabilir. Hatta siyasi tavrının sözgelimi bir “Zero Dark Thirty”ye oranla daha iyi niyetli olduğu da kesin ama hem politik hem de sinemasal olarak tatmin edici bir noktaya vardığını söylemek zor.

Filmin Notu: 6

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!