Güvenli Bölge ile ilgili sürecin bir süre daha bu şekilde devam edeceği açık.

Çünkü ortaya çıkan yapıdan her üç tarafta da bir kesim rahatsız olmakla birlikte, bazı kesimler hoşnut.

Ya da Ankara’da olduğu gibi mutabakatın bir bölümünden memnun, bir bölümünden rahatsız…

Örneğin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TRT’deki son röportajında, Türkiye’ye başlangıçta vaat edilen 20 mil (32 km) derinlikteki alanda hava sahasının kontrolünün önemine vurgu yaparken aynen şöyle demişti:

“Burada hava sahasının kontrolü ve koordinasyonu çok önemli, orada epey ilerleme kaydedildi...”

Nitekim bir gün sonra da Milli Savunma Bakanlığı insansız hava araçları ile bölgenin kontrolünün yapılmaya başlandığını açıkladı.

MÜZAKERE EUCOM İLE

ABD’nin toplamda 18 kilometre olarak dayattığı ve karada ilk 5 kilometresinde Türkiye ile birlikte, geri kalan bölümünün kendisinin tam kontrolünde olmasını istediği güvenlikli bölge ile ilgili gelişmeler bununla da kalmadı.

Güvenlikli Bölge Suriye’de kuruluyor olmasına, bu alanda da ABD’nin Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) görevli olmasına karşın, Türkiye ile görüşmelerin Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı (EUCOM) ile yürütülüyor olması dikkat çekiciydi.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) dün yapılan açıklamada da bu durum teyit edildi.

“Avrupa Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Korgeneral Stephan Twitty başkanlığındaki askeri heyetin Genelkurmay Başkanlığı’nı ziyaretinin ardından Müşterek Harekat Merkezi’nin kurulumu ile ilgili koordine faaliyetinde bulunmak üzere Şanlıurfa’ya gideceği” bildirildi.

Anlaşılan o ki Ankara, uzun süredir bölgede Türkiye’ye sorun üreten, YPG ile bağını diri tutan CENTCOM’u istememiş.

İKİ BAŞLI KOMUTA

Son olarak da PKK’da Şahin Cilo takma adıyla, Suriye Demokratik Güçleri’nde de komutan Mazlum Kobani olarak tanınan Ferhat Abdi Şahin ile görüntü veren CENTCOM Komutanı General Kenneth McKenzie ile müzakereleri yürütmeyi arzu etmemiş…

Veya bunun farkında olan Washington süreci böyle dizayn etmiş.

Müzakerelerin bu nedenlerle Türkiye ile daha yakın ilişki içinde olan EUCOM ile yürütülmesine karar verilmiş. 

Ancak bu da ilginç bir durum yaratacak; ya Güvenli Bölge içinde CENTCOM’a bağlı güçler olmayacak, görev gücü tamamen EUCOM’da görevli askerlerden oluşacak.

Veya CENTCOM komutasında olsalar bile bu bölgeyle ilgili gelişmelerde Müşterek Harekat Merkezi’nde görevli EUCOM komutanlığından emir alacak.

Böyle de olsa paradoks bitmeyecek, Güvenlikli Bölgenin altında kalan alanda yine CENTCOM olacağı için aslında ABD açısından iki başlı komuta sistemi çalışacak.

Buradan yola çıkılarak Türkiye ile askeri ilişkilerde EUCOM görevli, CENTCOM’un görev alanı Suriye ve Ortadoğu tezi öne sürülebilir.

Münbiç sürecinde yaşananlar anımsandığında CENTCOM’un Washington üzerindeki etkisinin ne denli olduğu da açıktır.

HERKES MUTLU AMA KAYGILI

Bir yandan kent merkezlerine Türk askerinin girmesini ve 5 km’den daha aşağı inmesini engelleyen ABD planı, diğer yandan Ankara’nın buna itirazları arasında Güvenli Bölge’nin kurulması için çabalar sürerken başka paradokslar da var.

Bazı itirazlar bir kenara bırakılırsa Suriye sahasında herkesin zaferini ilan ettiği sürece tanıklık ediliyor.

Karadaki itirazını sürdüren Ankara hava sahasında istediğini tam almış olmanın memnuniyetini ifade ederken, ABD de Türkiye’nin bölgeye uzun vadeli girmesini engellemiş olmanın zaferini yaşıyor.

PYG/YPG/SDG ise DAEŞ sonrası öneminin tükeneceği tezlerinin geçerliliğini yitirip, Washington nezdinde varlığının sürüyor olması ve daha önce kendisinin de talep ettiği şekilde Güvenli Bölge’nin oluşması konusundaki Washington dayatmasının keyfini sürüyor.

Ama mutluluğun içinde kaygısı da barınıyor; Ankara Irak’taki gibi yeni bir Kürt devleti kurulacak olmasından endişe duyuyor.

PYD ve ABD ise düğümün bir yerde kopup, Rusya ve İran’ın da arabuluculuğu ile Ankara ile Şam’ın anlaşarak bölgeye hakim olmasından kaygılanıyor.

YPG/SDG, PEŞMERGE GİBİ Mİ OLACAK?

Ortadoğu üzerine çalışan Galip Dalay ile dün sohbet ederken bu noktaya işaret etti ve “Türkiye’de Suriye sahasıyla ilgili artan huzursuzluğunu Ruslar daha da arttırma gayreti içinde olacaktır. Türkiye’nin ABD ile arasını daha da tahrip edecek yönlere gidecektir” dedi.

Dalay, gerekçesini de Rusya’nın ve Şam yönetiminin PYD’nin kültürel otonomide kalıp, idari ve askeri otonomiye geçişine karşı duruşuna bağladı.

“ABD inşa ettiği yeni yapıda güvenliği Kürtlerle sürdürmek istiyor, o nedenle askeri otonomiye de kavuşması taraftarı, ama Moskova ve Şam, Ankara gibi buna kesinlikle karşı” deyip devam etti:

“Asıl soru, YPG veya SDG veya diğerleri, askeri güç olarak yapısını sürdürebilecek mi? Hem idari hem de askeri otonomiyi alabilecek mi? Peşmerge ve Haşdi Şabi Irak ordusu içinde otonom yapıya sahip, Suriye’de de YPG/SDG veya diğerleri aynı yapıda mı olacak? Yoksa Suriye ordusuna mı eklemlenecek? Eğer eklemlenecekse blok olarak mı, yoksa bireysel olarak mı gidip katılacak? Bunların hepsi geleceği şekillendirecek.”

İDARİ VE ASKERİ OTONOMİ

ABD ve PYD’nin idari ve askeri otonomi konusundaki ısrarının devam ettiğini de anımsattı, yapılanmanın bu şekilde devam etmesi halinde geçmişte Irak’ta karşılaşılan sorunların Suriye sahasına da taşınacağını belirtti, Tuz Harmutu’da Peşmerge ile Bağdat güçlerinin çatışmasını anımsattı.

ABD’nin PYD ile zamana oynamanın kendisine kazandırdığını gördüğünü, Ankara’nın aceleci tavrının da bundan kaynaklandığını belirtti.

“Suriye krizi faz değiştirdi, henüz bitmiş değil, gelecekteki değişimleri görmek gerekiyor” dedi.

Galip Dalay’ın da vurguladığı gibi Suriye’de üçüncü aşamaya geçişin sancıları yaşanıyor.

Anayasa bir yana 8 yılda tamamen farklılaşan siyasi yönetim yapısının nasıl şekilleneceğine dönük bir tek veri bulunmuyor.

Doğuda ABD-PYD, batıda ise Rusya-Şam yapılanmasının yarattığı siyasi boşluk Ankara’ya doğrudan tesir ediyor.

O nedenle, 11 Eylül’de Ankara’da Türkiye-Rusya-İran üçlü ve ardından Türkiye- Rusya-Almanya-Fransa dörtlü zirvelerinde Suriye’nin siyasi geleceği şekillenecek. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!