Parti kurma çalışmasını sürdüren Abdullah Gül desteğindeki Ali Babacan ve ekibi diğer parti çalışmasında bulunan Ahmet Davutoğlu kadar kendini görünür kılmıyor.

Belki bunda Davutoğlu’nun Genel Başkanlığı döneminde vilayetlerde oluşturduğu, görevden düşürüldükten sonra da açıkta kalmış bir kenarda bekleyen teşkilat kadrosunun bulunmasının avantajı var.

Nereye gitse sonuçta kendisini karşılayan veya konuşması için kitle ve zemin hazırlayan önemli bir gücü elinde tutuyor.

Babacan için bunu söylemek şu aşamada çok da kolay gözükmüyor.

Çünkü var olan kadro yerine yeni bir ekip oluşturup, “kadro hareketi” olarak sahaya çıkmak istiyor.

BABACAN’IN 2 İLKESİ

Onun için de tek kaynaklı, örneğin ağırlığını AK Parti’den gelenlerin oluşturduğu isimler yerine, Turgut Özal’ın ANAP’ı kurma dönemindekine benzer bir süreci çalıştırmayı arzuluyor.

Aktarıldıklarına göre, şu an var olan çekirdek ekip, hem partileşme süreçlerine destek verecek hem de parti manifestosunun yazımına katkı sağlayacak yol arkadaşlarının oluşumunda iki ilkeye dikkat ediyor.

“Dürüstlük ve Liyakat…”

Yani yapabileceğini açık yüreklilikle söyleyebilen, yapamayacağı konusunda da umut vermeyen; olmazları da açıktan söylemesini bilenler…

Bir de kamuoyunun geçmişten gelen bilgi birikimi ile bir işi yapabileceği konusunda emin olduğu isimler.

Dolayısıyla hangi partiden geldiği veya hangi kökene dayandığından daha çok, kim hangi işi daha iyi yapar arayışına odaklı bir ekip oluşturma süreci yaşanıyor.

SİYASETTEKİ HEDEF

Muhalif hareket gibi görünmek yerine, çözüm üreten ve öneren siyasi yapılanmaya çalışılıyor.

Ekibin içinde yer alan etkin isim de sohbetimizde “Erdoğan’ı yıkma hareketi” gibi görünmekten rahatsızlık duyduklarını belirtip ekledi:

“Hedefimiz Recep Tayyip Erdoğan dahil, hiçbir siyasi partinin liderini devirmek veya siyasal ömrünü uzatmak değil, ilkeler çevresinde hizmet odaklı bir araya gelmiş kadrolarla iktidar olmak düsturuyla hareket…”

Bunun için seçmen ile ilişkilerinin “kim daha iyi hizmet getirir” ilkesine dayanacağına vurgu yapılıyor.

ERKEN SEÇİM BEKLEMİYOR

Şu kadarını söylemeliyim ki ne Davutoğlu ne de Babacan ekibi kendilerini sandık dışında koyacak bugünden yarına bir seçim beklemiyor.

Seçime 6 ay kalana kadar Türkiye’nin yarısında örgütlenmesini tamamlamış olmanın yeteceğine işaret ederek, bunun için de zamanları olduğunu bildiriyor.

Dolayısıyla zaman yerine kadroya oynuyor…

Bu aşamada bir noktanın altı daha çiziliyor; bugün ilk fitilin ateşlenmesini sağlayan, Ali Babacan’ı parti kurmaya ikna eden Beşir Atalay başta olmak üzere birçok ismin kuruluştan sonra geri plana çekilip aktif politikanın içinde bulunmayacakları da belirtiliyor.

Bütün bunlar da en az 4 ay daha yeni parti kurulmasına ilişkin gelişmeleri konuşacağımız anlamına geliyor.

***

Savunma yönetimi sil baştan

Aslında bugüne ait değil.

“Kuvvet 2000” adı altında 1990’lı yıllardan bu yana süren ama bir türlü yerli yerine oturmayan yeniden örgütlenme, değişim ve reform sürecinin bir sonucu.

Bir zamanlar üzerinde çok konuşulan, gerisi gelmediği için de çabuk unutulan projeden söz ediyorum.

SAVUNMA DOKTRİNİ

Anımsanırsa 2012 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu başkanlığında asker, güvenlik alanıyla ilgili diplomat, akademisyen ve sivil toplum kuruluşları yöneticilerinden bir ekip oluşturup, “yeni savunma doktrininin” ana omurgasını çıkarttı.

Toplam 200 olan ancak sadece 43 sayfası kamuoyu ile paylaşılan “Savunma Reformu Raporu” sözünü ettiğim…

Doktrin hedefine, “kara, hava ve deniz sınırlarından oluşmuş savunma anlayışına son verilmiştir” anlayışını yerleştirdi.

Silahlı kuvvetlerin yeni dünya düzeninde göçten, insani yardımlara, barış operasyonundan sınırlarının çok uzağındaki denizde korsan faaliyetlerinin önlenmesine kadar geniş bir yelpazede görev üstlendikleri anımsatıldı.

Konvansiyonel anlamda savunmaya dayalı statik, simetrik ve sert güç odaklı karşı koyma yöntemlerinin geçerliliğini yitirdiğine vurgu yapıldı.

En geniş anlamda güvenliğe dayalı değişken, simetrik ve asimetrik kuvvetlerin birlikte kullanımını öngören sert ve yumuşak güç bileşenlerini içeren bir yöntem belirlenmesi gerektiği belirtildi.

MÜŞTEREK GÖREV GÜCÜ

Muharip görevlerin Genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarında, bunun dışındaki görevlerin de Milli Savunma Bakanlığı’nda toplanması yoluna gidildi.

Ayrıca diğer gelişmiş ülkelerle karşılaşıldığında muharip güç oranının düşük olduğu, karar ve uygulama süreçlerinde mükerrer kademelerin bulunduğu, savunma sanayinin de istenildiği gibi gelişmediği belirtildi.

Biri doğu, diğeri batıda iki büyük ordu oluşturup, diğerlerini de bu iki yapının altında topladığı “müşterek görev gücü” yaratmayı kendine şiar edindi.

Bu doğrultuda ilk adımlar da atıldı.

Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sistemi alaşağı edince bir süre işlerliği kalmadı.

Başkanlık sistemine geçişle Savunma Reformu’na da kaldığı yerden devam edildi.

Milli Savunma Üniversitesi’nin kurulması, kuvvet komutanlarının Milli Savunma Bakanı’na bağlanması gibi adımlar da bunun gereğiydi.

GÖZ YERİNE ÜROLOG BAKARSA

Buraya kadar her şey anlaşılabilir, bir planlama kapsamında atılan adımlar olarak kabul edilebilir.

Ancak planda bütüncül entelektüel, uygulamasında habersiz cahil gibi davranılmazsa…

Çünkü öyle meslekler vardır ki birini diğeri ile ikame etmeniz söz konusu değildir; reform planında da hedeflendiği gibi uzmanlaşma ister.

Bunun en iyi örneği tıp alanıdır; nasıl ki bir ürolog ile göz doktoru birbirine karıştırılmaması gerekiyorsa, benzer durum askeri alan için de söz konusudur.

Yıllarını harita alanında harcamış, atlas ve küre harita motorunu hayata geçirmiş birimin başına işin uzmanı haritacı yerine topçu atarsanız, bu göz doktorunun yerine ürolog atamasına benzer.

Veya tersi de söz konusudur…

Burada dikkat edilirse tepkilerin veya istifaların gerisinde yatan neden de değişime ayak diremekten kaynaklanmıyor.

Liyakate ve kıdeme uygun davranılmamasına tepki gösteriliyor.

Profesyonel askerliğe birden geçerek askeri araçlarla birlikte komutanların şoförsüz kalmaları gibi, planlaması askeri kadrolarla önceden yapılmadan işe girişilmesinden duyulan rahatsızlık dile getiriliyor.

RÜTBEDE EMİR KOMUTA SORUNU

Ayrıca devresi olmadığı gibi kendisinden üç sınıf yukarıda bulunan birinin tepesine komutan atadığınızda da Harp Akademisi sistemi çöker.

Herhangi bir sivil üniversiteden farklı dönemlerde mezun olmuş kişileri mezuniyet önceliklerine bakmadan genel müdür, daire başkanı veya memur olarak atayabilirsiniz.

Ama yerleşik askeri gelenekteki sistemi bozduğunuzda sadece emir alan için değil, veren için de emir komuta sistemi sıkıntıya girer.

Bütün bunlar da çevredeki gelişmeler nedeniyle en çok ihtiyaç duyulduğu anda, motoru, şanzımanı dışarı çıkarıp otomobili modifiye etmeye benzer.

Yaşananlar general istifalarının gerisinde olan da budur... 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!