Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        SALGININ yayıldığı ilk günlerdi.

        Arayıp sohbet etmeye başladığımda kimsenin varlıklarından çok da bilgi sahibi olmamasından dolayı hayıflanma içindelerdi.

        Yakın gelecekte önemlerinin anlaşılacağını söylediğimde ise memnun kaldılar.

        O günden bu yana da neredeyse haftada bir kez sohbet ettik…

        Sözünü ettiğim Veteriner Fakültelerinin bir alt dalı olan viroloji bölümü öğretim üyeleri; diğer adlarıyla virologlar…

        Geçmişte kuş gribi, kene ısırmasıyla yaşanan Kırım Kongo, HIV gibi hastalıklarla mücadele süreçlerinde de epey konuştuk.

        Pandemi süreci yaşanmasa Kırım Kongo için de aşı geliştirmeleri an meselesi olduğundan söz ettik.

        Bu süreçte de önce virüsü insan vücudundan çıkarıp dışarıda izole etmeyi başardılar.

        Bunu yapmanın kendileri açısından çok da önemli olmadığını, Ankara Üniversitesi ile Erciyes Üniversitesi Veteriner fakültelerinin bu konuda çok iyi olanaklara sahip olduğunun altını çizdiler.

        Bu süreçte virüsün mutasyona uğrayıp uğramadığını da izlediler.

        Yaptıkları araştırmalar tüm bilim insanları için önemli bir veri kaynağı oluşturdu.

        Aşı için de bu süreçte kolları sıvadılar.

        YAPILAN ÖLÜ AŞI

        Nitekim bundan bir ay kadar önce de aşı için gereken ne varsa her bir adımı hayata geçirdiler.

        REKLAM

        İzole ettikleri virüsü hücre kültüründe geliştirip ilk inaktif aşıyı da geliştirdiler.

        Bir süredir Dünya Sağlık Örgütü ve etik kurallardan izin almayı bekliyordu.

        Sonunda izinler çıktı ve dün itibarıyla ilk aşıyı yaptılar.

        Yukarıda da belirttiğim gibi bu bir inaktif denilen, “ölü aşı” adı da verilen aşılar.

        YAZ BAŞINDA HERKESE YAPILIR

        Böyle denilmesinin nedeni de fiziksel veya kimyasal yöntemlerle öldürülmüş mikroorganizmaları içermelerinden kaynaklanıyor.

        Canlı aşı diye nitelenenlere göre bağışıklık süreleri kısa süren aşılar olarak biliniyor.

        Ancak bunun hemen ardından canlı aşı diye de bilinen diğerinin geleceğinin de altı özenle çiziliyor.

        Bunun biran önce üretilmesindeki amaç toplumun geniş kesimlerinin en azından gelecek yaz başlamadan aşılamak ve 2021 kışına girerken salgını frenleyebilmek.

        44 KİŞİYE 5 HAFTA GÖZETİM

        İlk dozu dün vurulan aşıdan, klinik uygulama merkezi tarafından sağlık durumları göz önüne alınarak seçilen, Covid-19 geçirmemiş sağlıklı 44 kişiye yapılacak.

        Her bir aşı olan kişi önce 3 gün karantinada kalacak, 5 hafta süresinde her gün kan alınarak aşının vücutta oluşturduğu seyir incelenecek.

        Eğer Faz-1 diye tanımlanan süreçte 44 kişinin üzerinde etkili olursa, ardından Faz-2 aşaması denilen 300-1000 arasındaki kişiye yapılacak.

        Faz-2 uygulamasının ardından da bin ve daha yukarı sayıdaki kişiye yapılacak Faz-3 aşaması gelecek.

        5 BİN KİŞİ YETERLİ

        Bunun nasıl bir yol izleyeceği konusunda henüz kesin yöntem tayin edilmiş değil.

        Hükümetin belirlediği bir firma tarafından güvenli sağlık ortamında üretilecek aşının şu an Türkiye’de de Faz-3 çalışması yapıldığı gibi başka ülkelerin vatandaşlarında da denenmesi söz konusu olacak mı, kesin bir veri yok.

        REKLAM

        Ancak olması için çaba gösterildiğinin altı çizildi.

        Olmasa da inaktif aşıların Faz-3 aşamasında 5 bin kişi üzerinde denenmesinin yeterli olacağı görülüyor.

        Dolayısıyla Türkiye aşıda ilk adını dün atmış bulunuyor.

        Dilerim çok sayıda firmanın, hatta bizzat fakültelerin üretim sürecine katılması sağlanır.

        Hıfzıssıhha’nın yarattığı boşluğun doldurulması için devlet-üniversite-özel sektör ortaklığında yeni bir yapı oluşur.

        Bu konuda Koç Üniversitesi ile İş Bankası’nın önemli bir adım attı, umarım diğerleri de gelir…

        AK Parti ve CHP aynı bakışta: Bireysel değil kurumsal çalışır

        AK Parti ve CHP aynı bakışta: Bireysel değil kurumsal çalışır
        0:00 / 0:00

        ABD Başkanlık seçiminin büyük olasılıkla Biden’ın önde tamamlayacağı görülüyor.

        Ancak süreç ne zaman biter, orasını kimse öngöremiyor.

        Hatta ABD’de farklı yıllarda uzun yıllar görev yapmış diplomatlarla görüştüğümde de sordum, hemen hepsinin üzerinde uzlaştığı bir nokta vardı:

        “Bakarsınız davalar nedeniyle 20 Ocak’a kadar bu çekişme bitmez, Temsilciler Meclisi Başkanı Pellosi Başkanlığa vekalet eder…”

        Bu arada itiraz süreçlerine ilişkin de bilgi aktardılar.

        İtirazlar öyle Türkiye’deki gibi Seçim Kurulu’na gidiyor, orada kim çoğunluktaysa onun dediği oluyor, denilene de itiraz edemiyor, etse de bir anlam ifade etmiyor değil…

        İtiraz önce seçim kurulunda değerlendiriliyor, haklı ve kesin veriye dayanıyorsa itiraza konu gideriliyor…

        Eğer olmazsa bu kez eyaletlerin ilgili mahkemelerine başvuruluyor; orası kabul edip görüşüyor veya reddediyor.

        Ret halinde itiraz eden konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıma hakkını elde ediyor.

        ANAYASA DA KESİN DEĞİL

        Trump da Anayasa Mahkemesi’ne en fazla üye atayan Başkan olması nedeniyle bu avantajını kullanmak istiyor.

        Ancak ABD sisteminde bir hakimin yandaşlığına çok tanıklık edilmiş değil; edildiğinde de hakkında kitap yazılıp, film çekiliyor, yaptığı burnundan geliyor, yedi ceddine kadar kurtulamıyor.

        REKLAM

        Burada dikkat çektikleri nokta ise geçmişten bugüne gelen geleneklere uyulup en çok seçici kurul üyesine sahip olana Başkanlığın verileceği yönünde.

        Ankara’daki havada, Biden gelirse öyle MackGurk’un da arasında bulunduğu Türkiye karşıtlığı ile bilinen bazı kişilerin yönetime gelip, Türkiye aleyhine çok daha fazla faaliyette bulunacaklarına ilişkin kaygı yok.

        AK PARTİ-CHP AYNI BAKIŞTA

        Öncelikle ihtiyatlı temkinlilik içindeler.

        Biden’ın gelmesi halinde ilişkilerin çok daha kurumsal hale geleceği konusunda da eminler.

        Bu kanı özellikle AK Parti içinde yüksek, hatta bunun CHP’de de olduğunu net söyleyebilirim.

        “Taç başı, koltuk usu geliştirir” bakışıyla geliştirilen bu tezin dayandığı zemin de şöyle:

        “Biri Başkan seçildi diye ABD, bütün ilişkilerini bireysel zeminde yürütemez. Objektif milli menfaatlerini öne alan, kurumsal ilişkileri yeniden düzenleyen bir zeminde gider…”

        CHP’nin bakışı da farklı değil.

        “Geleneksel Trans Atlantik ilişkilerine yeniden dönülür” görüşünün altının çizildiği CHP’de Senato’daki duruma dikkat çekiliyor.

        DEMOKRATLAR İLE İSRAİL İLİŞKİSİ

        Demokrat ve Cumhuriyetçilerin sayılarının birbirine çok yakın olması, bağımsız senatörlerin de bulunmasının kararların daha sağlıklı çıkmasını da beraberinde getireceğine vurgu yapılıyor.

        Bu aşamada Demokratların uzun süredir İsrail ile olan sıkıntılı ilişkilerine de atıf yapılıyor.

        İsrail’de Netanyahu’nun da bu seçimde sıkıntılı bir dönem geçireceği dikkate alındığında büyükelçiliklerin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasıyla başlayan bahar havasının bu kez tersine dönebileceğine dikkat çekiliyor.

        NATO ve stratejik müttefiklik ilişkilerin Demokrat iktidarlar döneminde çok daha dinamik hale geldiği da anımsatılıyor.

        Dolayısıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle Ankara’da siyaset “bir şey olmaz, hatta kurumsallaşır daha iyi olur” havasında.

        Diğer Yazılar