Son Dakika

Mehmed Âkif devlet tarafından “İrtica-906” diye kodlanmış, ölüm döşeğinde yatarken bile izlenmiş ve Safahat’ı da imha edilmişti!

19.11.2018 - 02:02 | Güncelleme:

 

Geçen hafta Tek Parti döneminde Arapça ezan okunması, kamet getirilmesi, izinsiz dinî eğitim verilmesi ve hattâ türbelere mum dikilmesi bahislerinde uygulanan yasaklar ile Müslüman olmayan vatandaşlara ve Türkiye’de oturan yabancılara yine dinî alanlarda getirilen sınırlamaları gösteren bazı belgeler yayınladım…

Bugün de devletin İstiklâl Marşımızın şairi Mehmed Âkif Ersoy’a bir zamanlar nasıl baktığını ve hattâ neler yaptığını anlatan bazı belgelere yer veriyorum.

İşte, Âkif hakkındaki bu belgelerin pek bilmediğimiz kısa öyküsü:

16 Haziran 1936’da İçişleri Bakanlığı’nı, İstanbul Valiliği’ni ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü şaşırtıp telâşlandıran beklenmedik bir hadise oldu: 1925 Ekim’inde Türkiye’den ayrılarak Mısır’a giden ve orada on bir sene boyunca gönüllü ama sıkıntı içerisinde bir sürgün yaşayan İstiklâl Marşı’nın şairi Mehmed Âkif, İskenderiye’den kalkan bir Romen vapuru ile sessiz sadasız İstanbul’a geldi.

Âkif, İstiklâl Harbi senelerinde İstanbul’dan Ankara’ya nasıl elinde ufak bir çanta ile geçmiş ve 1925’te yine İstanbul’dan Mısır’a nasıl sessizce gitmiş ise, memlekete yine aynı şekilde, sessizce dönmüştü…

Hastaydı ve on bir senelik sürgününü artık nihayete erdirip son nefesini vatanında vermek istemişti… Dostları, Âkif’i hemen özel bir hastahaneye, Teşvikiye Sağlık Yurdu’na yatırdılar.

Son mülâkatını bu hastahanede, İstiklâl Harbi senelerinde Ankara Hükümeti’nin istihbaratçılarından olan, Enver Paşa’yı Batum’da bulunduğu günlerde takiple görevlendirilen ve sonraki senelerde gazetecilik yapan Feridun Kandemir’e veren Âkif, “Mısır’dan üç gün üç gecede geldim. Bu üç gece, otuz asır kadar uzun sürdü. Orada on bir yıl kaldım. Fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım, çıldırırdım. Hasret, çok acı…” diyordu.

Âkif’in sessizce gelişi Ankara’yı hareketlendirdi; Haberi gazetelerden öğrenen İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat, Genelkurmay ve İstanbul Valiliği arasında şairin vefatına kadar aylarca devam edecek, hattâ vefatından sonra da sevenleri hakkında senelerce sürecek bir takip, izleme, fişleme ve yazışma faaliyeti başladı.

Mehmed Âkif, Mısır’da yaşadığı sırada da Türk istihbaratı, hariciyesi ve genelkurmayı tarafından takip altında tutulmuş; Ankara’ya hakkında raporlar gönderilmiş, Mısır’dan belli bir müddet için ayrılarak gittiği diğer memleketlerde de izlenmiş, temasları ve görüştüğü kimseler ile ilgili de çok sayıda rapor yazılmıştı. Bu raporlarda Âkif’ten “irticacı” diye bahsediliyor ama hariciyenin yazışmalarında rejime bazı hususlarda karşı olmasına rağmen memleketin aleyhinde ve zararlı faaliyetlerde bulunmadığı söyleniyordu.

Devlet üstelik “mürteci” olarak gördüğü millî şairi kodlayacak, Cumhuriyet Arşivleri’nde 121-10-0-0/2-6-1 numaralı “Mehmet Akif’in Seyahatleri, Temasları ve Faaliyetleri” isimli dosyada muhafaza edilen ve gizliliği 19 Nisan 2001’de kaldırılan istihbarat yazışmalarında İstiklâl Marşı’nın şairinden “İrtica-906” kodu ile bahsedilecekti…

SAFAHAT İMHA EDİLİYOR!

Emniyet ile istihbaratın sıkı takibi devam ederken, 25 Ağustos 1936’da bir başka şaşkınlık yaşandı: Mehmed Âkifîn 1933’te Kahire’de bastırdığı ve Safahat’ının yedinci cildi olan “Gölgeler” isimli kitaptan 2 bin 175 adedi bir gemi ile Mısır’dan şairin adına İstanbul’a gönderildi.

Yazışmalar yine birbiri takip etti ve neticede Safahat’ın bu son cildinin bazı nüshaları “Arap harfleri ile basıldığı, muhteviyatı irticaî propagandalarla dolu olduğu olan ve zararlı yazılar ihtiva ettiği” gerekçesi ile müsadere, bir kısmı da imha edildi; geri kalanlar da yine bir gemiye yüklenerek geldikleri yere, yani Mısır’a gönderildi!

Âkif, 27 Aralık 1936’da vefat etti ama “İrtica-906” dosyası kapatılmadı, millî şairin hem cenazesi, hem de sonraki senelerde onun için yapılan anma toplantıları Emniyet tarafından sıkı şekilde takip edildi.

Mehmed Âkif hakkında sadece Cumhuriyet Arşivi’nde değil, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde de bazı takip raporları vardır. Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan ve burada yer verdiğim belgeleri daha önce Muharrem Coşkun 2014’te “Kod Adı: İrtica-906” isimli kitapta biraraya getirmiş ve kitap Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından yayınlanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nden bazı sayfalarını naklettiğim takip raporu ise ilk defa yayınlanmaktadır.

Geçen hafta Arapça ezanın, kametin, izinsiz dinî eğitimin ve türbelere mum dikilmesinin yanısıra gayrımüslim vatandaşlar ile Türkiye’de yaşayan yabancılara da uygulanan yasaklar hakkındaki belgeleri yayınlarken bir hususa dikkat çekmiştim: Belgelere konu olan ve Tek Parti döneminde senelerce yürürlükte bulunan yasaklar, takipler, tutuklamalar ve mahkeme safahatı hiç de hoş olmayan hatıralar idi ama bütün bunlar tarihimizin gerçekleriydi! O devirlerde olup biten herşeyi tarafsız ve doğru şekilde öğrenmemiz ama bunu yaparken geçmişimizi şimdi hayatta olmayan kişilerle hesaplaşma ve kurumlarla da didişme vasıtası hâline getirmememiz gerekirdi. Zira, bugün geçmiş ile hesaplaşmaya kalkışmak memlekette zaten mevcut olan kamplaşmayı arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktı…

Tek Parti dönemine ait belgeleri bu düşünce ile yayınladım ama okuyup birşeyler öğrenmek yerine işi kolayına kaçarak alışılmış sloganları savurmayı tercih edenler demediklerini bırakmadılar ve hakkımda neler söylediler neler! Onlara göre o devirde olup bitenler bahsetmemek gerekirdi, hele belge asla yayınlanmamalı idi, memlekette bir zamanlar nelerin olup bittiğini yazmaya gerek yoktu ve dolayısı ile millet cahil bırakılmalıydı!

Bu zihniyet ciddiye alındığı takdirde hiçbirşey yazıp çizmenin mümkün olamayacağını gayet iyi bildiğim için, yolumda eskisi gibi devam ediyorum…

İşte, millî şairimiz Mehmed Âkif Ersoy ile ilgili olan ve okuduğunuzda şaşkınlığa düşeceğinize emin olduğum bazı belgeler…

 


Mehmed Âkif emniyetin sıkı takibi altında tutulduğu son günlerinde Teşvikiye Sağlık Yurdu’nda tedavi altında idi ve bu haldeydi!



Mehmed Âkif hakkında Türkiye’ye dönüşünden önce 28 Ağustos 1935’te Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen istihbarat raporunun bazı bölümleri (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 01011956-21).



Mehmed Âkif’in İstanbul’a döndüğünü gazetelerden öğrenen İçişleri Bakanlığı’nın İstanbul Valiliği’ne gönderdiği yazı.



İstanbul Valiliği’nin Âkif’in dönüşü konusunda İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği cevap. Yazıda “Başka bir maksadı olup olmadığı tahkik edilmektedir” deniyor, Bakanlık da Âkif’in kendi memleketine dönebilmek için “Nereden vize aldığını” soruyor!



Emniyet, o zamanın MİT’i olan Millî Emniyet Hizmetleri’nden Âkif’in takip edilmesini istiyor.


İstanbul Valiliği’nin, Mehmed Âkif’in İstanbul’daki hâmîleri hakkında İçişleri’ne gönderdiği yazı. Yazıda hatâ da yapılmış, Abbas Halim Paşa’nın kızı olan Prenses Emine, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın kızı olarak gösterilmiş.



Valilik, İçişleri’nden “Safahat” hakkında ne yapılacağını soruyor.



İçişleri Bakanlığı, Safahat’ın müsaderesini ve usulen imhasını emrediyor!



İstanbul Valiliği, Safahat’ın kalan nüshalarının Mısır’a iade edildiğini yazıyor.



Âkif’in sürgün senelerindeki takip raporlarından biri… Konsolosluklar, emniyet ve Genelkurmay, millî şairi hep takip altında tutmuş…



Âkif ile ilgili bir diğer takip raporu.



İstanbul Valiliği’nin Mehmed Âkif’in cenazesine kimlerin katıldığı ve cenazenin nasıl kalktığı hakkında İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazı.



Âkif’in ölümünün ölümünün üzerinden 26 sene geçmiş ama hatırası hâlâ takip altında tutulmuş! İstanbul Valiliği, Âkif için 27 Aralık 1962’de düzenlenen anma töreni konusunda İçişleri Bakanlığı’nı bilgilendiriyor ve törende ezan okuyan “irticacının” savcılığa sevkedildiğini yazıyor.



Hayranı olduğu Mehmed Âkif’in Mısır’da hâmîliğini üstlenen Prens Abbas Halim Paşa.



Abbas Halim Paşa’nın kızlarından Prenses Emine, Mısır’dan İstanbul’a dönen Mehmed Âkif ile alâkadar olduğu, tedavi ettirdiği ve millî şaire evini açtığı için uzun müddet takip edilmiş; Âkif 27 Aralık 1936’da Galatasaray’da, Prenses Emine’nin ailesine ait olan Mısır Apartmanı’nda vefat etmişti.

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • kalemli 06 Aralık 2018 Perşembe 14:45
    Kıymetli hocam elinize sağlık. Milli şairimize yapılanları içimiz sızlayarak okuduk.Yazınızda sunduğunuz son belge incelendiğinde İstanbul Valiliğinin İçişleri bakanlığına yazdığı yazı değil,Malatya valiliğinin içişlerine yazdığı yazı olduğunu gördüm.Bilgilerinize.Sadettin Çekmegil
  • kalemli 28 Kasım 2018 Çarşamba 13:44
    Değerli Hocam elinize sağlık.Zamanın idarecilerinin milli şairimize reva gördüğü muameleyi içimiz sızlayarak okuduk.Son belgeyi sunarken İstanbul valiliğinin yazısı diye belirtilmiş.İncelendiğinde MALATYA VALİLİĞİNİN yazısı olduğu anlaşılıyor.Bilgilerinize..
  • sevko1969 20 Kasım 2018 Salı 11:19
    SAYIN HOCAM YÜREĞİNİZE SAĞLIK. YAZINIZ VE EKLERİ BİRİLERİNİ RAHATSIZ ETMİŞ Kİ; MAALESEF FACEBOOK PAYLAŞIM SİTESİNDE YASAKLANMIŞ. BİLGİNİZE.:((
  • yenercan 20 Kasım 2018 Salı 14:54
    yuh be gerçekten de facebookta paylaşım yapılamıyor bundan nasıl rahatsızlık d
  • turgudalp 20 Kasım 2018 Salı 11:10
    İngiliz, Abd, Fransızı ajanlarını piyasaya sürüp coğrafyamızı alt üst ederken, petrol ve diğer zenginlikleri sömürürken Türk insanı bir nevi pranga mahkumu gibi kimliği ve benliği kaybettirilmiş halde, olaya seyirci bile olamamış. Bunun için düşünce insanları bile takip ettirilmiş.
  • aalpan 20 Kasım 2018 Salı 08:55
    Bu yazının paylaşılması FACEBOOK'ta yasaklandı. Malum kişiler şikayet etmiş. Tepki vermeyecek misiniz?
  • -melike- 19 Kasım 2018 Pazartesi 21:05
    sayenizde gerçek tarihimizi öğreniyoruz kaleminize saglik..
  • yenercan 19 Kasım 2018 Pazartesi 16:34
    Üzüldüm tarihimizden ders almalıyız adaletin dönemi,mekanızamanı farketmez o zaman da bugün de yapılan yanlışları bilip ders almak bizim lehimize
  • against 19 Kasım 2018 Pazartesi 16:27
    Devletin zaman zaman tehdit algısı değişsede kendisine tehdit olarak gördüğü kişileri veya örgütlenmeleri takip ettiği , fişlediği gerçeği sadece geçmişe yada tek parti dönemine ait bir olgu değil. Günümüzdede devam eden bir süreç . Bugünde tehdit olarak görülenler fişleniyor , raporlanıyor.
  • turgudalp 20 Kasım 2018 Salı 11:06
    Buradaki saçmalık kendi milletini tehlike olarak görmektir. Elin oğlu bin yıldır hükmettiğ
  • lutfido 19 Kasım 2018 Pazartesi 13:22
    Murat Bey, Tarih okumayı seven bir okurunuz olarak hem teşekkürlerimi, hem tebriklerimi arzadiyorum. Okurken, dinlerken halen tüylerimizi ürperten “istiklal marşı”mızın yazarına reva görülen bunca muamele insanı kahrediyor. Bunları yapanlar göçüp gittiler, ama varisleri özür dilemek, “yanlış yapılmış” diyerek yüzleşmek yerine, hala aynı çizgiyi savunuyorlar. Bu beni daha fazla kahrediyor. İyi ki varsınız, iyi ki yazıyorsunuz. Allah razı olsun, zihin açıklığı versin. Lütfi Doğan
  • omerdag66 19 Kasım 2018 Pazartesi 13:17
    hepsi bizim. yanlışı ile doğrusu ile. üzüldüm. ama bir Kaşıkçı gibi de yapmamışlar ona da sevindim.
  • furkan_617 19 Kasım 2018 Pazartesi 13:11
    Ellerinize saglik hocam gercekten cok degerli bir yazı. Boş soylemler yerine gercekten belgelerle gercekleri gormek bizim icin en iyisidir diye dusunuyorum.
  • 63cengiz 19 Kasım 2018 Pazartesi 11:44
    sağ olun var olun üsdad, bu günlerde bu açıklamaya gerçekten ihtiyacı var toplumun, kimlerin ne mal olduğu değerlerimizle nasıl uğraşıldığını görsünler, ruhu şad olsun şairimizin,emeğinize sağlık
  • alirizaozturk3455 19 Kasım 2018 Pazartesi 09:31
    Sayın hocam bu değerli ve bir o kadar da şaşırtıcı ve üzücü makale için teşekkür ediyorum. Mehmet Akif Ersoy'a bu zulmü yapanlara ve iftira atanlara yazıklar olsun diyorum.
  • mutlakdeger 19 Kasım 2018 Pazartesi 16:25
    iftira oldugunu bilmiyosun ki ne iftira diyebilirsin ne de iftira degil diyebilirsin bu verilerle
  • dyrcvk 19 Kasım 2018 Pazartesi 09:25
    Elinize sağlık, tarihimiz açısından çok mühim belgeler yayınladınız. Geçmişle didişmeden sadece neler olduğunu bilelim diye bunları okumalıyız demişsiniz. Peki bizim için dinin temeli olan ezan okumayı irticai faaliyet olarak gören zihneyet hala mevcut ve faal iken, didişmemek nasıl mümkün olabilir?
Kalan karakter : 300