Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Emekli 104 amiralin imzaladığı metin, memleketin gündemini bir anda değiştiriverdi. 15 Temmuz’un toplumda sebep olduğu travma hâlâ devam ederken yayınlanan ve haklı olarak her kesimin tepkisini çeken metnin şimdi bildiri mi, muhtıra mı, yoksa daha başka birşey mi olduğu soruşturulup tartışılıyor.

Yeniden sık telâffuz etmeye başladığımız “muhtıra” kelimesi Arapça’nın “hatara” kökünden gelir; “hatırlatma, unutturmama” demektir ve bir anlamı daha vardır: Eski dilde günlük işlerin, masrafların ve hattâ sevilen şiirlerin yazıldığı kâğıtlara da “muhtıra” derler...

“Muhtıra”, siyasî mânâda kullanıldığında ise, bambaşka bir mânâ alır: Mutlaka “Aziz milletimize” yahut “İlgililere...” gibisinden bir hitapla başlayan, birkaç paragraftan ibaret olan ve genellikle “Bilginize!” meâlinde millete tepeden bakan bir söz ile nihayet bulan ama etkisi uzun seneler devam eden mâlûm yazılı dertlere!

Bizde böyle muhtıraların geçmişi 100-120 sene öncesine uzanır. 1900’lerin başlarında verilmiş olan muhtıralarda “Cezanı canından olmakla çekeceksin!” yahut “Ahlâksız ve haysiyetsiz herif!” misâli sonrakilere göre hem daha sert ifadeler, hem de bol bol hakaret vardır. Yazılış amaçları genellikle hep aynıdır ama üslupları zamanla değişmiş ve eskiye göre daha nazik bir dille kaleme alınır olmuşlardır...

Emekli amirallerin imzalarını taşıyan metnin ne olduğu, ne mânâya geldiği, nasıl hazırlandığı ve gündüz saatleri sanki torbaya girmişçesine geceyarısı yayınlanmasının sebebi yakında anlaşılacak...

DARBELER TARİHİMİZİN İLKİ...

Amirallerin imzalarını taşıyan metin günlerdir tartışılırken, donanmanın darbeler tarihimizdeki önemli rolünden bahsetmek pek hatırlara gelmedi...

Türkiye’de modern askerî darbelerin öncüsü olan ilk kalkışma 30 Mayıs 1876’da yaşanmış, askerler o gece Sultan Abdülâziz’i tahtından indirmişler, hükümdar beş gün sonra mahiyeti hâlâ anlaşılamayan bir şekilde canından olmuş ama yaygın kanaate göre katledilmişti...

Darbenin lideri Hüseyin Avni Paşa idi. Hükümdarın kaldığı Dolmabahçe Sarayı ihtilâl gecesi karadan 300 kadar Harbiye talebesi ve asker tarafından çevrilmiş ama asıl rolü bahriye üstlenmiş, Sultan Abdülâziz’in inşa ettirdiği modern donanma sarayı deniz tarafından ablukaya almış ve padişah tahtından bütün bu hazırlıkların ardından indirilmişti.

Abdülâziz’den sonra çıktığı tahtta sadece 93 gün kalabilen Beşinci Murad’ın ardından hükümdar olan Sultan Abdülhamid, darbede oynadığı önemli rol yüzünden donanmadan hiç hazzetmedi; öyle ki savaş gemilerini neredeyse otuz sene boyunca Haliç’e kapattı ve çıkmalarına senelerce izin vermedi. Gemiler bu yüzden perişan olup kullanılamaz hâle geldiler ve 1912’de Balkan Savaşı sırasında da artık hayli güçlenmiş olan Yunan donanmasının karşısında hiçbir varlık gösteremediler!

PEK KİBAR OLMAYAN BİR ÜSLÛP...

Söz böyle yazışmalardan açılmışken 1908 tarihli ve donanma ile alâkalı “tersine” bir belgeden, İttihatçılar’ın Abdülhamid zamanının Bahriye Nâzırı ve Donanma Kumandanı Hasan Râmi Paşa’ya gönderdikleri tehditlerle dolu mektuptan bahsedeyim...

Yıl, 1908’dir; Rumeli taraflarından gelen baskılara boyun eğmek zorunda kalan Sultan Abdülhamid 32 sene aradan sonra 23 Temmuz’da Kanun-ı Esâsî’yi yeniden uygulamaya koymuş, yani İkinci Meşrutiyet ilân edilmiştir!

Eski rejimin işbaşından uzaklaştırılacak olan önde gelenleri arasında Hasan Râmi Paşa da vardır. Hakkındaki yolsuzluk söylentileri yüzünden askerin arasında bile “Harâmi Paşa” diye bahsedilen Hasan Râmi Paşa, tam da o günlerde bazı subayların rütbelerini bir derece yükseltmeye kalkınca, 1908 Temmuz’unun son haftasında içerisinde “Ahlâksız, alçak, haysiyyetsiz” sözlerinin geçtiği ve “İstifa et ve canını kurtar” diye biten bir mektup alır...

Muhtıra benzeri belgeler tarihimizin ilk örneklerinden bu mektupta, günümüzün Türkçesi ile bakın neler deniyor:

“Bahriye Nazırı Hasan Râmi Paşa’ya,

Osmanlı Terakkî ve İttihad Cemiyeti, Anayasa’nın ve Meşrutiyet’in millete ihsan edilişinin üzerinden henüz bir hafta bile geçmeden albay rütbesine kadar olan bütün deniz subaylarının bir derece terfi ettirildiklerini bildiren garip telgrafınızdan haberdar oldu. Bütün subayların bir derece terfi etmeleri için padişahtan bir de irade çıkartırken bu hareketinizin ne derece delice bir iş olduğunu düşünmek zahmetine katlanmadınız mı? Bu terfilerle aramıza fesat ve nifak ekmek, halkı kanlara boyayarak sefih idarenize devam etmek istiyorsunuz. Ahlâkınızı, hırsızlığınızı, alçaklığınızı ve namussuzluğunuzu zaten bütün cihan bilmektedir. Bu hareketinizle Meşrutiyet’e ve milletin saadetine ne derece düşman olduğunuzu ispat ettiğiniz için, çevirmek istediğiniz dolaplar feci bir şekilde başınıza ve ailenize dönecektir. Bundan kesinlikle şüphe etmeyin. Millet zalimlerin ve hainlerin cezasını vermekte artık asla tereddüt etmeyecek, yönetimin başında bulunanları namus ve hamiyyet yoluna çevirecek ve sonra yaşatmayacaktır. Allah izin verirse bu sözümüzün ne kadar doğru olduğunu zât-ı devletleri de tecrübe edeceklerdir. Subayları gayrımeşru ve kurallara aykırı şekilde terfi ettirenlere, anayasanın hükümlerini çiğneyenlere lâyık oldukları ceza mutlaka verilecektir. Osmanlı Terakkî ve İttihad Cemiyeti’nin, bütün bu yasadışı hareketleri her fedakârlığa katlanarak sona erdireceğine inanınız. Ahlâkınızın ve alçaklığınızın artık düzelmeyecek bir hale geldiğini bildiğimiz için herşeyden önce terfi ettirilen subayların rütbelerini indirerek terfileri kurallarına göre yapınız. Sonra da derhal istifa edip o kıymetli makamı kirletmeyiniz. Hayatınızı devam ettirmenizin başka yolu yoktur.”

Hasan Râmi Paşa bu mektubu aldıktan sonra ne mi yaptı? Cevabî bir mektup kaleme alıp “...Anayasa’nın ilânına herkesten fazla memnun ve müteşekkir olduğuma namusum üzerine yemin eder ve teminat veririm. Milletin rahatı ve yükselmesi uğrunda yaptığınız mübarek çalışmaları kutsayıp başarılarınızın devamına dua ederek Bahriye Nazırlığı’ndan istifamı hemen verdim” dedi...

Bu iki belgenin nerede, hangi arşivde olduklarını merak edecek olanlar çıkabilir, söyleyeyim:

Yayınladığım yahut yayınlamamaya karar verdiğim belgelerin orijinallerini elimde tutmaz, işleri biter bitmez resmî arşivlere veririm...

Bu mektuplar bende, İttihad ve Terakkî’ye ait yüzlerce evrakın arasında idiler... İttihadçılar’ın artık kullanmayacağım yazışmaları ile Enver Paşa’ya ait olan yüzlerce evrak ile fotoğrafı bundan birkaç sene önce askerler tarafından kaleme alınmış belgelerin bulunması gereken yere; ATASE’ye, yani Genelkurmay Arşivi’ne vermiştim...

Hasan Râmi Paşa ile alâkalı evrak da şimdi orada muhafaza ediliyor...

Hasan Râmi Paşa’ya gönderilen, içerisinde “Ahlâksız, alçak, haysiyyetsiz” sözlerinin geçtiği ve “İstifa et de canını kurtar” diye biten muhtıra.
Hasan Râmi Paşa’ya gönderilen, içerisinde “Ahlâksız, alçak, haysiyyetsiz” sözlerinin geçtiği ve “İstifa et de canını kurtar” diye biten muhtıra.

Hasan Râmi Paşa’nın “Yaptığınız mübarek çalışmaları kutsayıp başarılarınızın devamına dua ile Bahriye Nazırlığı’ndan hemen istifa ettim” dediği cevabî yazısı.
Hasan Râmi Paşa’nın “Yaptığınız mübarek çalışmaları kutsayıp başarılarınızın devamına dua ile Bahriye Nazırlığı’ndan hemen istifa ettim” dediği cevabî yazısı.

Hasan Râmi Paşa.
Hasan Râmi Paşa.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!