Bu yazıyı yazdığım tarih 3 Kasım 2019. Pazar akşamı masamın başına oturdum. Baktım, aradan tam 17 yıl geçmiş. Türkiye’nin kader çizgisini değiştiren 3 Kasım yine bir Pazar günüydü. Ben üniversiteyi bitirmiş, bir yandan gazetecilik, bir yandan yüksek lisans yapıyordum. Ülkenin önündeki değişim yıllarından, o yılları bu kadar yakından takip edeceğimden henüz haberim olmayan günlerdi…

3 Kasım 2002’de sandıklara gidildi ve Türkiye’nin kaderi geri döndürülemez bir biçimde değişti. Bir önceki seçimlerde yani 18 Nisan 1999’da TBMM’ye giren partilerin tamamı gömüldü. Bir siyasal devrim oldu.

17 sene önce bugün pazar akşamında sonuçlar belli oldukça sadece iki partinin taraftarları seviniyordu. AK Parti’nin iktidar ve CHP’nin ana muhalefet olduğu politik tablo tam 17 senedir değişmedi.

Elbette her iki partinin bu 17 sene içinde ittifakları çok değişti. İktidar ve muhalefet blokları sürekli dönüştü ama iktidar ve ana muhalefet pozisyonu hep aynı kaldı.

Uzun bir süre CHP-MHP fiilen birlikteydi hatta 2014 yılında çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu ile seçime beraber katıldılar.

15 Temmuz askeri darbe teşebbüsünden itibaren de Cumhur İttifakı ile AK Parti ve MHP işbirliği içinde. CHP ise MHP’den kopan İYİ Parti ile aynı blokta yer alıyor.

Sevsin ya da sevmesin oy vermiş olsun ya da olmasın herkes Türk siyasal hayatının ‘AK parti öncesi’ ve ‘AK Parti sonrası’ diye ayrılması gerektiğinde herhalde hemfikir.

ÖNCEKİLER KALICI BİR DÖNÜŞÜM YARATAMADI

Parti 3 Kasım 2002 itibariyle sosyalist Birikim dergisinin tabiriyle bir ‘Muhafazakar Demokrat İnkılap Hareketi’ yarattı. Ya da 4 Kasım 2002’deki meşhur gazete manşetiyle bir ‘Anadolu İhtilali’.

AK Parti’nin 17 sene önceki seçim zaferi 1950’deki DP, 1965’teki AP, 1983’teki ANAP gibi kurulu devlet düzenine karşı kitlesel tepkiyi yansıtan bir orta sınıf hareketinin tezahürüydü.

Fakat aynı kitlenin desteğiyle tek başına iktidar olan hiçbir siyasi parti yani ne DP ne AP ne de ANAP siyasal sistemde kalıcı bir dönüşüm yaratamadı. İster olumlayın ister olumsuzlayın AK Parti bunu yarattı.

Elbette bu 17 sene için söylenecek çok söz var. AK Parti’nin dönem dönem aşamaları var. Bu aşamaların sebepleri var. Bunları köşe yazısından ziyade daha uzun bir siyaset bilimi analizine tabi tutmak gerekir.

SÖZCÜ VE MUHALEFET BÖYLE BAKTIKÇA AK PARTİ İKTİDARI DEĞİŞMEZ

Özgürlükçü-demokrat bir perspektifle bakıldığında eleştirilecek yanları da çok. Fakat dün Sözcü Gazetesi’nde ‘17 yıllık AKP iktidarının bilançosu’ başlıklı analizi görünce bu anaakım muhalefet karşısında AK Parti’nin neden hâlâ gücünü koruduğunu bir kez daha anladım.

HEP AYNI KAFA İLE MUHALEFET

Sadece Sözcü değil CHP yöneticileri de sözü aldı mı övülecek yanları eleştirilecek taraf olarak sıralıyorlar. Hâlâ aynı kafa ile muhalefet ediyorlar.

1980 yılından AK Parti’nin iktidara geldiği döneme kadar 8.2 milyar dolarlık özelleştirilme yapılırken 2002’den günümüze 62 milyar dolarlık özelleştirilme yapılması AK Parti iktidarlarının en çok takdir edilecek yanlarından biridir.

Sanki suç işlenmiş gibi sıralanmış Sözcü gazetesindeki şu satırlara bakın…

BU ÖZELLEŞTİRMELER YERGİ DEĞİL, ÖVGÜYÜ HAK EDİYOR

“Takvim yaprakları 2004 yılını gösterdiğinde özelleştirmelerde vites yükselten AKP iktidarı, 1 milyar 282 milyon dolarlık satış yaptı. 2003 yılında fabrika yapan fabrikaları elden çıkaran AKP iktidarı bu defa parçalaya parçalaya sanayi kuruluşlarını satmaya başladı.

TEKEL'in alkollü içecekler bölümü 292 milyon dolara satılırken, gübre üreten şirketler ve onların fabrikaları özelleştirildi. Eti Bakır 21.8 milyon, Eti Krom 58 milyon, Eti Gümüş 41.2 milyon ve Eti Elektrometalurji 15.3 milyon dolara satıldı.

Çayeli Bakır İşletmeleri 49.2 milyon dolara, Karadeniz Bakır işletmeleri Samsun İşletmesi 11.1 milyon BET Kütahya Şeker Fabrikası 23.8 milyon dolara, Amasya Şeker 1 milyon 250 bin dolara özelleştirildi.”

Yahu bu ve aynı yazıda yer verilen benzer özelleştirmeler AK Parti’nin övünç tablosudur. Tüm bu devlet işletmeleri arpalık haline gelmiş ve aşırı verimsizleşmiş yapılardı. Tamamen yolsuzluk yatağıydı bu devlet şirketleri. Binlerce bankamatik çalışan bu arpalıklarda yan gelip yatıyordu. Söz konusu KİT’ler milletin sırtına yük olmaktan başka işe yaramıyordu.

Siz bu başarıları utanç tablosu gibi anlatırsanız daha 50 sene iktidara gelemezsiniz. Türkiye ekonomisi bu sayede çok verimli yönetilmiştir. Ekonomide verimlilik inanılmaz derecede artmıştır ve dünyanın en iyi iktisatçıları da Türkiye’yi örnek olarak göstermiştir.

TEK BAŞARISIZ ÖZELLEŞTİRME TÜRK TELEKOM

Bu özelleştirmeler arasında AK Parti’nin başarısız olduğu tek olay maalesef Türk Telekom özelleştirilmesidir. Burada Türkiye’ye kumpas kuruldu. Telekom’un özelleştirilmesi ilkesel olarak son derece doğruydu ama daha dikkatli ve özenli şekilde evrensel itibara sahip bir firmaya çok daha itinalı bir sözleşmeyle bu satış yapılmalıydı.

Bu konuda AK Parti’ye yönelik eleştiriler çok haklıdır. Bu benim de her vesileyle vurguladığım bir tenkit.

Sözcü’den okumaya devam edelim:

“AKP iktidara geldiğinde devleti küçültüp harcamaları kısarak daha verimli bir yapı oluşturma iddiasını taşıyordu. Kamu şirketleri satılacak, işçiler özel sektör tarafından istihdam edilecek, merkezde toplanan yetkiler yerele devredilerek kadrolu memur sayısı azalacaktı. 2003 yılında Türkiye’de kamuda çalışan kişi sayısı 2 milyon 187 bin 599du. 2019 yılının ikinci yarısı itibariyle kamuda istihdam edilenlerin sayısı 4 milyon 569 bin 916’ya çıkmış durumda.”

Bu eleştiriye adil ve objektif bir aydının söyleyeceği hiçbir şey yok. Gerçekten de 2002 yılında iktidar koltuğuna oturduğunda devleti küçültme iddiasını taşıyan ve söylediğim gibi çok doğru özelleştirmeler yaparak Türkiye’yi yükselten AK Parti aradan geçen 17 yılın sonunda devlet çalışanı sayısını Yüzde 100’den fazla artırmış bulunuyor.

SÖZCÜ’NÜN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ

Tuhaf olan şu: Sözcü gazetesi aynı analizde hem devletin böylesine büyümesini tenkit ediyor hem de AK Parti’nin çok başarılı devleti küçültme ve özelleştirme hamlelerini ‘Vatanı sattılar’ jargonuyla eleştiriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Zaten bence genel olarak muhalefetin tutarsız şekilde AK Parti’ye vurma kompleksi de bu partiyi güçlendiren unsurlardan biri oldu bu 17 yıl içinde.

Mesela din meselesi de böyle. Uzun süre Sözcü tarzı muhalefet AK Parti’yi ülkeyi İran haline getirmekle ve İslamileştirmekle suçladı. Sonra son dönemde Türkiye toplumunun giderek sekülerleştiği verileri artınca da ‘AK Parti döneminde millet dinden soğudu ateistler arıyor’ diye aynı partiye vurmaya başladı.

İşte bu tip, bir siyasal perspektife dayanmayan ve sadece vurmak için vuran muhalefet anlayışı da bu 17 yıl içinde Türkiye’nin şanssızlıklarından biri oldu.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • nedretkaratas55@gmail.com 1 ay önce Madem her şey iyi neden insanlar ekonomik sıkıntı yaşıyor
    CEVAPLA