Bugün Türkiye saati ile 20’de Başkan Erdoğan ve ABD Başkanı Trump yakın tarihin en kritik görüşmelerinden birine oturuyorlar. Türk liderlerin Amerikan başkanları ile her görüşmesi ‘tarihi görüşme’ olarak verilir ancak bu seferki hakikaten bu tabirin içini doldurur mahiyette bir öneme sahip.

Türkiye ve ABD son yılların en derin krizlerinden birini yaşıyor. Krizin tek bir sebebi yok. Esasen temel sorun Ankara’nın kendini değerlendirme biçimini değiştirmesinden kaynaklanıyor.

‘Özgüvenli ve çok yönlü dış politika’ olarak özetlenebilecek bu yaklaşım hedef olarak doğru olsa da bir takım sıkıntıları beraberinde getiriyor.

Çok yönlü ve eşitler arası ilişki kurma meselesi elbette bir iddiaya işaret ediyor ancak taşıması kolay olmayan sonuçlar da doğuruyor. Zira bugün Türkiye ile ABD’nin yaşadığı katmanlı sorunların temelindeki kilit bu paradigma değişikliğinde saklı. Daha da basitleştirecek olursak Türkiye’nin ABD ile tabiyet değil eşit ortaklık ilişkisi kurmasında ve benzerini eşzamanlı olarak Rusya ile yapmasında.

Bizim saatle akşam gerçekleşecek buluşmada Washington’un esasen bir temel başlığı var: S400, daha doğrusu Rusya ile ilişkiler.

ABD dönüyor, dolaşıyor, aynı şeyi söylüyor: Rusya ile yakınlaşma! S400’ü alma!

Türkiye bu konuda geri adım attığı takdirde Fetullah Gülen’in iadesi dışında diğer tüm konular kolaylıkla çözülecektir. Hatta ABD’nin S400’den feragat edilmesi karşılığında 100 milyar dolarlık bir ticaret anlaşması önerdiği de iddia ediliyor.

Peki Başkan Erdoğan ve beraberindeki heyet kilidi açacak S400 şartına nasıl bakıyor? Benim edindiğim izlenim Türkiye’nin bu konuda kararlılığından geri adım atmayacağı ancak rasyonel bir zeminde S400’ü zamana yayma eğiliminde olduğu.

S400 anlaşması devam ediyor, Türkiye Rusya ile geliştirdiği ve Suriye’de kendisine büyük zemin kazandıran ilişkileri sürdürmekte kararlı öte yandan S400’lerin kullanımında acele etmeyerek ABD ile işbirliğinin devamını da hedefliyor.


*

Ahmet Altan’a yönelik nefretin temel sebebi

Geçen hafta bugün o tahliye haberleri geldiğinde hemen yazmıştım.

Tam 7 gün önceydi.

Meğer ne bitmek bilmeyen bir kin ve nefret duygusu varmış kimilerinde…

Daha çok ve daha çok intikam istiyorlar.

70 yaşında bir yazarın içeride yattığı 3.5 yıl da kesmedi bu hınç çılgınlığını…

15 Temmuz ve FETÖ ile doğrudan alakalı skandal tahliyeler oldu bu ülkede.

Alenen Fetullahçı teröristler göz göre göre serbest bırakıldılar.

O tahliyelerin hiçbirinde bu öfkenin ve nefretin milyonda birini bile gösteren olmadı.

Sevgili okurlar, Ahmet Altan’a yönelik tükenmez kinin sebebi 15 Temmuz ve FETÖ meselesi asla değildir.

17-25 Aralık FETÖ darbe teşebbüsü sürecinde ben Ahmet Altan ile taban tabana zıt kutuplardaydım.

Altan’ın çok hatalı teşhis yaptığını ve demokratlık açısından o süreçte yanlış yerde durduğunu hep söyledim.

Fakat bugün bu edebiyatçımızın hapiste çürümesini isteyen aynı kitle 17-25 Aralık döneminde Altan’ı çılgınca destekliyordu.

O günlerde Ahmet Altan’ın yazılarına RT ve like rekoru kırdıranlar şimdi O’nun hapisten çıkmaması için ortalığı birbirine katıyorlar.

Çünkü o zaman bu kitle hangi yöntemle olursa olsun Erdoğan’ın devrilmesine odaklanmıştı. Ahmet Altan’ı da kendi cephelerinde görüyorlardı.

Bu bitmek bilmez öfkenin ana nedeni Ahmet Altan’ın eski rejimin bitişinin baş sorumlularından biri olarak görülmesidir. 17-25 Aralık ya da 15 Temmuz ile hiç ilgisi yok...

Altan’a yönelik nefretin ana kaynağı bu.

Fakat O’ndan böylesine nefret edenlerin aynı zamanda Tayyip Erdoğan’dan daha da fazla nefret ettiğini tüm AK Partililere hatırlatmak isterim.

Bir gün fırsatını bulurlarsa Ahmet Altan’a yöneltilen bu doymak bilmez kin ve nefretin kat be katı Tayyip Erdoğan’a yönelecektir.

Çünkü o kitleye göre eski rejimin tasfiyesinin 1 numaralı sorumlusu Erdoğan.

Şimdi korkudan ya da çeşitli menfaatler sebebiyle Cumhurbaşkanı’na yaranmak için sıraya girenler Erdoğan’ın arkasından Altan’a yaptıklarının 100 katını yapmak isteyecekler.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!