Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen hafta bu sütunda ünlü sanatçı Zülfü Livaneli hakkında bir yazı yayınladım.

        Meğer Zülfü Bey o yazım üzerine aynı gün bana bir mektup göndermiş. Yazdıklarıma itiraz ediyor, kendisine bazı noktalarda haksızlık ettiğimi düşünüyor.

        Bu mektup mail kutumda spam tarafına düşmüş. Teknoloji konusunda berbat olduğum için ancak dün görebildim.

        Hemen Livaneli’ye geri döndüm ve aramızda bir seri mektuplaşma oldu. Önce ilk gönderdiği mektubu sizinle paylaşmak istiyorum:

        “Nagehan Hanım,

        Biliyorsunuz Şubat sonu, Mart başı bu virüs Amerika'da yaygın değildi. Şehirlerde hayat bütün hızıyla sürüyordu.

        Bu yüzden, önceden planlanmış kitap tanıtım toplantısına, konserlere ve Columbia Üniversitesi söyleşisine katılmakta hiçbir sakınca yoktu.

        28 Şubat günü hastaneye gidişim ise bu konuyla ilgili değil, yakın zamanda takılmış olan bir damar stentine ilişkin bir kuşkuydu. Bir şey çıkmadı.

        Toplantılardan birkaç gün sonra bende hafif grip belirtileri oldu. Her kış yaşadığımız gibi. Corona'dan hiç şüphelenmedik. Dönüşte eşim ve kızım İstanbul'da indi.

        Ben uçak değiştirip Bodrum'a gittim. Havaalanında ateşimiz ölçüldü ve normal çıktı.

        O tarihte yurt dışından gelenlere karantina uygulanmamasına rağmen emin olmak için ailem Acıbadem Maslak Hastanesine, ben de Acıbadem Bodrum Hastanesine gittik.

        Enfeksiyon uzmanları kan tahlili ve muayeneden sonra beni sağlıklı buldu, durumumu gayet iyi gördüler ve her ihtimale karşı hem burun hem de boğazdan alınan örneklerle yapılan test Ankara'dan negatif geldi.

        Buna rağmen ilk günden beri kendimi sıkı bir karantinaya aldım. Eşim ve kızım da hastanede karantina sürecini tamamladıktan sonra Bodrum'a geldiler. Kurallara tam olarak uyduk ve uymaya devam ediyoruz.

        İlaç konusuna gelince: Bilim Kurulu'ndan profesör bir hanım televizyonda hastaları bir sıtma ilacı olan hydroxychloroquine ile tedavi ettiklerini açıkladı.

        Bu bilgi resimli olarak Medyascope gibi pek çok haber sitesinde ve yabancı yayınlarda çıktı, devletler bu bilgiyi paylaşıyordu.

        Ben de bu açık bilgiyi, insanlara yararlı olur diye paylaştım. Neden bu kadar tepki gösterildiğine de anlam verememiştim.

        Şimdi yabancı basından öğreniyorum ki ilaç şirketleri ve lobiler arasında bu konuda büyük bir rant kavgası varmış ve bu ucuz ilaç engellenmek istenmiş.

        Buna rağmen Amerika başta birçok devlet bunu resmen kullanmaya başladı. Yine de bu benim konum değil tabii.

        Bu açıklamadaki bilgileri kanıtlamamı isterseniz belgeleri de gönderebilirim.

        Selamlar”

        *

        Bu açıklamadan da anlaşıldığı gibi Sayın Livaneli sosyal medyasında Kovid-19 ile ilgili paylaştığı tedavi reçetesini ısrarla hâlâ savunuyor.

        Gördüğüm kadarıyla paylaştığı reçeteden ötürü kendisine modern tıp ve bilim çevrelerinin ağır eleştirilerde bulunması Zülfü Bey’i çok üzmüş.

        Üstelik siyasi söylem olarak aydınlanma ile modernizmi ve dolayısıyla modern bilimi çok yücelten bir insandır. Sanırım bu kadar üzülmesinin önemli bir sebebi de bu.

        Hatta o üzüntünün yarattığı duygusal öfkeyle kendisine tıp ve bilim camiasının verdiği sert tepkiyi de ilaç şirketleri ve lobiler arasındaki rant kavgasına bağlıyor.

        Yani reçetesinde tavsiye ettiği ilaçlar ucuz olduğu için farmakoloji lobileri Livaneli’ye organize bir saldırı başlatmış. Mektubundan anlaşıldığı kadarıyla öyle düşünüyor ünlü sanatçı.

        ORHAN BURSALI BU KONUDA NE DER?

        Livaneli’nin tıp ve bilim camiasına dair bu iddialarını Türk basınının deneyimli bilim gazetecisi Orhan Bursalı’ya havale etmek isterim.

        Üstelik Bursalı ile Livaneli hemen hemen aynı siyasi görüşe sahip iki insandır. Orhan Bey’in bu konuda yazacaklarını bu köşede de yayınlamaya hazırım. Çünkü hepimizi ilgilendiren önemli bir mevzu bu tıp ve bilim meselesi.

        Kovid-19 tedavisi konusunda Livaneli ikinci mektubunda bir detay daha veriyor:

        “Şimdi Abdi İbrahim bu ilacı devlet için üretiyor ve tedavi protokolünde yer alıyor. ABD 26 milyon adet stok yaptı Nagehan Hanım.”

        Bu mektuplaşma üzerine ben Livaneli’den benimle paylaşmaya hazır olduğu belgeleri rica ettim. Aşağıdaki notu da ekleyerek bahsettiği belgeleri gönderdi. O belgeleri de yazımın sonuna koyuyorum…

        “Suçlu gibi hesap verir duruma düşmek beni üzüyor ama havalimanına indiğimizde de saklayacağımız bir şeyimiz olmadığı için, 11 Mart günü İstanbul Havalimanına indik, ateşimiz ölçüldü, hiçbir sorun yoktu, ben uçak değiştirip Bodrum'a gittim.

        Muğla Emniyet Müdür Yardımcısı'nın da tanık olduğu gibi doğrudan eve gidip kendimi karantinaya aldım.

        Dikkat ederseniz bu, yurt dışından gelenleri karantinaya alınması kararından önceydi.

        Kendimi çok iyi hissetmeme rağmen bir tek kez Acıbadem Bodrum'a gitmek dışına hala dışarı adım atmadım.

        Selamlar”

        *

        Yaşadığı bu süreci çok şeffaf biçimde Habertürk okurlarıyla paylaştığı için ben de Zülfü Livaneli’ye teşekkür ederim. Sanırım Muğla Emniyet Müdür Yardımcısı da kendisini korumak için Bodrum’da evine kadar eşlik etmiş. Devletin sanatçıların hayatını dış tehlikelere karşı korumak için hassas olması da hoşuma gitti.

        Daha önce de bir yazımda ifade ettiğim gibi Livaneli benim çok değer verdiğim bir besteci ve şarkıcıdır. Hem yerli hem evrensel olmayı başarabilmiş bu usta müzisyenin o güzel ses tonunu çok severim.

        Fakat Zülfü Livaneli’nin entelektüel konularda çok büyük çelişkilere sahip olduğunu ve bir sanatçı olarak kendini bu anlamda hiç olmadığı bir aydınlanmacı-modernist akademik kimliğe zorladığını düşünüyorum. Aynı zorlamayı siyasetçi Livaneli portresiyle de yaptığı kanaatindeyim.

        Zülfü Livaneli dünya görüşü olarak tam anlamıyla bir romantik-sosyalist. Hatta şarkılarına bakarsanız kuvvetli bir maneviyatçı-spiritüalist tarafı da var. Dindar ve muhafazakar olmayan bir sol-maneviyatçılık bu.

        Zülfü Bey’in bu romantik-sosyalist dünya görüşünün özünde çok samimi olduğunu düşünüyorum. Ama öte yandan onun romantik-sol ideolojisi modernizme ve aydınlanma zihniyetine dolayısıyla modern bilim perspektifine en az dinsel-mistik ideolojiler kadar zıt bir dünya görüşü. Bilim tarihi ve bilim felsefesi üzerine çalışan ne kadar saygın akademisyen varsa romantizm-bilim-aydınlanma üçgeninde bu yazdıklarımı aynen ifade ederler.

        Konuyu daha fazla uzatmayalım ama çelişkileriyle ve medcezirleriyle bir kıymetli sanatçı olarak Zülfü Livaneli’nin bestelerinin ve şarkılarının daha kuşaklar boyu yaşayacağına eminim. Zaten dünya müzik tarihinde gelgitleri ve çelişkileri olmayan kaç büyük sanatçı var ki… Öyle değil mi sevgili okurlarım?

        Diğer Yazılar