Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İbrahim Kalın ile Erkan Oğur meselesi hem sosyal medyada hem köşe yazarları dünyasında çok tartışılıyor.

Biri dindar ve muhafazakar diğeri sosyalist ve devrimci iki insanın yan yana gelmesini savunanlar var, karşı çıkanlar var, sonrasında Erkan Oğur’un mahalle baskısına dayanamayıp Kalın’ı rencide edici bir şekilde ortada bırakması var.

Söylemeye bile gerek yok ki elbette Oğur kendi yaptığı işin arkasında duramayan ve sözünden dönen çiğ bir tavır sergiledi.

Fakat bence esas konuşulması gereken mevzu başka…

Hem İbrahim Kalın’ın hem Erkan Oğur’un hem de medyanın tamamının “halk müziği” diye kutsadığı olgu olan türküler 2021 Türkiyesi’ne gerçekten hitap ediyor mu?

Daha açık konuşalım… Bir zamanlar gerçekten halk müziği olan yani Türkiye toplumunun yüzde 90 köylerde yaşadığı dönemlerde hakikaten halk müziği olan türküler 2021 senesinin %90 şehirlerde yaşayan Türkiyesi’nde hala halk müziği midir?

Sevgili okurlarım Batı toplumlarında da zaman zaman klasik müzik için, country müzik için, blues, gospel, gregoryen müzikler için yukarıda sorduğum soru çerçevesinde entelektüel tartışmalar yapılır.

Bizim de Türkiye’de belli bir entelektüel zeminde bu tartışmaları yapmamız gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca bu topraklar özelinde Türk solunun “türkü” ile serencâmı açısından da bu hadisenin irdelenmesi gerekiyor bence. Nitekim “solcu” Erkan Oğur da o serencamın bir ürünü.

Türk solunun türkü ile tanışması 68 kuşağı ile başlar. Bu da Türkiye’de egemen sistem tarafından hep ezilmiş olan Alevi yurttaşlarımızın geleneksel kültürünün üniversite kantinlerinde sol kültür haline dönüşmesi süreci ile ilintilidir.

Daha önceki sol entelektüeller hep Batı kültürü ile yaşayan kişilerdi. En başta gerçek bir özgürlükçü sosyalist olan Mehmet Ali Aybar sonrasında Behice Boran’lar Sadun Aren’ler.

Bu solcu aydınlar hep rafine Batı zevki ve şehirli kültür ile yaşayan entelektüellerdi.

Fakat ne zamanki THKO, THKP-C, TİKKO gibi, öğrenci kantinlerinden çıkan ve kırsala gidip “halk” savaşı verme hevesinde olan gençlik örgütleri kırsalda halk kültürünü edinmek yada onlara benzemek çabasına girdi, işte o zaman Aşık İhsaniler, Aşık Nesimiler ile tanıştılar solcu gençler.

Pir Sultan ve Dadaloğlu gibi isimlerden devrimci ikonlar yaratmaya kalktılar ve o kültürle yaşamaya başladılar. Oysa evrensel anlamda ne Pir Sultan solcuydu ne de Dadaloğlu.

İstanbul ve Ankara’ya üniversite okumaya gelen ilk kuşak gençler operaya, caz kulüplerine, rock konserlerine gidip Batı müziği ile hemhal olan insanlarken birden bu akımın etkisiyle tersine bir özentiyle “deyişçi, sazcı, türkücü” oldular…

Özellikle 70’lerin ikinci yarısında bu bahsettiğim akımın devamı olarak solcu gençlikte egemen bir “bacı” kültürü gelişti. Erkan Oğur çizgisini de bu kültürel arka plan üretti.

Ben eski türkülerimizin okunmasını değerli buluyorum. Hele Klasik Türk müziğini, Itri gibi isimleri büyük bestekar olarak görüyorum ama 2021 senesinde bir müzisyen Abdülkadir Meragi gibi beste ya da “mor koyun” tarzı türkü üretmeye kalkarsa da bunun anakronik olacağını düşünüyorum.

2021’de bir şair, Baki gibi divan şiiri yazmaya kalkarsa da anakronik olur. Zaten böyle bir şair yok şu an. Ama müzik konusunda hala bu yapılmaya çalışılıyor.

Batı toplumlarında da klasik müzikler büyük bir sevgi ile icra edilir. Shakespeare şiirleri okunur ama hiç kimse kalkıp ortaçağ tarzı barok “yeni” beste yapmaya kalkmaz “thou” hitabıyla yeni sone yazmaya kalkmaz ancak o gelenekten ilham alarak çağdaş müzik üretirler ki o bile tartışmalı bir mevzudur.

İbrahim Kalın ve Erkan Oğur 18.yüzyıl bestesi bir halk türküsü okusa bence bağlamı olurdu ama yepyeni beste diye anakronizm yapmayı, bir de bununla övünmeyi anlamlı bulmuyorum.

Hele kimilerinin, gençleri “Türkü dinlemiyorlar” diye ayıplamasının haksızlık olduğu kanaatindeyim.

Bence köhnemiş TRT terminolojisiyle “Halk müziği” denen ve şüphesiz kültürel mirasımızda büyük yeri olan türkülerimizi de tarihsel bağlamına oturtmalıyız. Onlara hala aktüel olgularmış gibi muamele etmek bana mantıklı gelmiyor.

Biliyorum bana kızan çok olacak ama bir yazar mesuliyetiyle söylemek zorundayım ki türküler ya da bir müzik formu olarak türkü artık bu halkın güncel müziği değildir.

Yani “Hiç oldum” gibi türküler artık Türk halk müziği kategorisine girer mi emin değilim.

Uzak geçmişte türkü üretiminde hep öncü olmuş Alevi toplumu açısından da söylediğimin aynen geçerli olduğuna inanıyorum. 2021’in Alevi gençlerine de türküler hitap etmiyor ve edemiyor.

'TÜRKÜLERLE YOĞRULMUŞ HALK' MAZİ OLDU

Eğer hala İbrahim Kalın ve Erkan Oğur’un yaptığı türden türkülerin “halk müziği” olarak anılmasında ısrarcıysanız ben de diyorum ki “türkülerle yoğrulmuş halkımız” zannettiğiniz bir halk artık bu topraklarda yaşamıyor.

Ya da diğer bir tabirle aradığınız “halk”a şu an ulaşılamıyor.

Orijinal olan kadim türkülerimiz hepimizde tatlı bir nostalji esintisi ya da Batılıların tabiriyle bir vintage duygusu yaratabilir. Aklımıza büyükdedelerimizi ve ninelerimizi getirir, duygulanırız. Bu duyguları ben de paylaşıyorum.

Yüzyıllar öncesinden süzülüp gelen klasik türkülerin okunmasına büyük saygım var. Bu bağlamda Kalan Müzik ve Hasan Saltık’a da saygım var. Adeta Türk müzik arkeolojisi gibi hizmet veriyorlar.

Sanırım Hasan Bey de güncel ve çağdaş bir iş yapmadıklarını ama tarih ile antropolojiye ve arkeolojiye önemli katkı sağladıklarını kabul edecektir.

Fakat bugün İbrahim Kalın’ın, sözü ve müziğini kendisinin bestelediği türkünün medyada “halk müziği” diye takdim edilmesini doğru bulmuyorum.

Kalın’ın hocası, büyük İslam düşünürü Seyyid Hüseyin Nasr’dan miras aldığı geleneksel sufi bakış açısına derin bir saygı beslerim.

Ben muhafazakar camiaya uzak bir çevreden geliyorum. Ama bir okur olarak İslam düşünce tarihine baktığımda beni de en çok etkileyen çizgi Kalın’ın da benimsediği sufizm ekolü olmuştur.

Mesela İslam modernizmi ya da modernist İslam düşüncesi denilen ekol bana hep oksimoron gibi gelmiştir. Bir insan modernist-sekülerist olacaksa neden İslami dünya görüşünü savunuyor olsun? Neyse bu ayrı bir felsefi mevzu.

Günümüz hiper-modern dünyasında İbrahim Kalın’ın da kitaplarında hep anlatmaya çalıştığı bu kadim bilgelik perspektifine insanlık olarak ihtiyaç duyduğumuza da inanıyorum.

“Hiç oldum” türküsünde de yine o sufi bakış açısını aktarmaya gayret ediyor Kalın.

Peki ama bu çabasında başarılı mı?

Bence değil.

2021’in dünyasına bu maneviyat felsefesini “Hiç oldum” tarzı türkü formuyla sunmak mümkün değil.

2021'DE TÜRKÜ BESTELEMEK DAKTİLO ÜRETMEK GİBİ DEĞİL Mİ?

Herkese sormak istiyorum… 2021’de türkü bestelemek daktilo ya da teyp fabrikası kurmak gibi bir girişim değil midir? Elbette isteyen yapsın ama benim bu benzetmem de yanlış mı?

Hele Erkan Oğur gibi solcuların “yerli ve milli görünmek” uğruna bu sözde türkü düşkünlükleri bana çok yapay geliyor.

Sol ile türkü kültürünün tuhaf ilişkisine yukarıda dikkat çektim.

Değer verdiğim bir insan olan İbrahim Kalın’ın benim bu içten tenkitlerimi anlayacağına ve üzerinde kafa yoracağına inanıyorum.

Sevgili okurlar,

Bir zamanların meşhur ve popüler türküsü “Aman Mor Koyun meler gelir” hakikaten o dönemin Türkiye halkına hitap ediyordu.

Büyük dedelerimizin ve ninelerimizin Türkiyesi’nde koyunlarla iç içe yaşamış ve mor koyunların me’lemelerine vakıf insanlar çoktu.

Oysa bugün hayatında bir tane koyunu bile canlı görmemiş, ‘mee’ sesini ancak filmlerde duymuş milyonlarca insan yaşayan Türkiye’de “mor koyun” türküsü biz Türklere uzaylılardan bile daha yabancı.

Lütfen Spotify ve Youtube gibi mecralara bakın. Bu toplumun en çok dinlediği ilk 100 şarkı arasında bir tane bile türkü var mı?

Artık kabul edelim ki 50-55 sene hatta 15-20 sene öncesinden bile başka bir halk yaşıyor Türkiye’de.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00