Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Instagram nedir deseniz, gözlerini uzaklara dikip altına iki dize şiir yazan her orta yaşlı kadın ya da erkeğin ‘ben var ya ben’ diye poz kesebildiği acayip bir sinyalcilik alemi derim.

        Bizde böyle kullanılıyor.

        Zemin insanları kendisini göstermeye, mümkünse olduğundan farklı göstermeye zorluyor. “Hayatımı çok seviyorum çünkü acayip eğleniyorum”, “Ben aslında bildiğiniz gibi değilim, içimde ne fırtınalar kopmakta” şeklinde özetlenebilecek üç beş tema etrafında şekillenen paylaşımlar ağırlıklı olarak herkesi kendi hikayesinin yıldızı, artisti gibi sunma amacına hizmet ediyor. Gençler ise instagram fenomenliğinin pekala gelir de getirebileceğini öğrenmiş durumda. Instagram’da başlayan makyaj malzemesi tanıtma, cilt bakım ürünü tavsiye etme işi yeterli takipçi ile youtuber’lığa tahvil olduğunda sohbetiniz de kıvamlı ise bir Danla Bilic olmanız mümkün. Bu işin giysi, mekan tanıtımı versiyonları da var ki, konumuzun tesettür firmalarına modellik yapan başörtülü fenomenlerle kesiştiği yer tam da burası.

        Son günlerde videoları ile kasıp kavuran Büşra adlı hanım kızın ünlenmesi de bu şekilde olmuş. Giysi tanıtmış, belli ki bazı tesettür firmalarına modellik yapmış, sonra işi büyütmüş. Sosyal medyayı kullanarak, ürün ve mekan tanıtma işinden gelir elde ediyor, iyi de kazanıyor.

        Zengin görünüşlü mekanlarda çekilen videolar, mutantan mevlidler, bebeğe takılan tek taşlar derken, başkalarının benzer ‘şatafat’ videoları da bu hanımın hanesine yazılmaya başlandı. Büşra Çalar’ın insan olduğu bile hatırlanmıyor şimdi, o derece ağır bir nefret diline maruz kalmış durumda.

        BÜŞRALAR, KÜBRALAR, FEYZALAR…

        Tartışma götürmez bir gerçek var. O da başları türban şeklinde sarılı ama pahalı abiye kıyafetler kanat takmış dansçılar arasında daracık kıyafetleriyle hoplayıp zıplayıp kıvırarak kına gecesi partisi veren genç kızlar, pahalı mekanlarda gerçekleştirilen “Hamileyim ve kocam beni çok seviyo” videoları, türbanının üzerine ‘fascinator hat’ kondurup bileğine burma bilezik takmalar ve bu türden haller içerdikleri sakillik, gösterişçilik ve kabalıkla instagram’dan ziyade tik tok’a yaraşır haldeler.

        Muhalefetin tabanı rüküşlüklerle alay ederken ve seremonilerin maliyetine öfkelenirken dindarlar başörtüsünün işaret ettiği hayatla, dinselliğin ima ettiği sadelik ve tevazudan kopuşla ilgili ağır eleştiriler yapıyor.

        İnsanın kanına dokunuyor tabii. Hazmetmek şu açıdan güç. Meşruiyetini ‘başörtülülerin haklı mücadelesi’nin oluşturduğu bir davadan, üniversite önlerinde cop yiyen başörtülülerin mağduriyet anlatısından lüks ve refah göstergeleriyle donanmış yaşantısını herkese göstermek isteyen genç başörtülülerin evrenine geçilmiş. Manzara sıkıntılı. Dindarlar para pul, gösterişçilik, israf ile ilişkilerini sorgulamalı. Ama bildik başörtüsü düşmanlıklarını püskürtecek bir yer bulmanın keyfiyle Büşraları Feyzaları çiğ çiğ yeme ayini düzenleyen militan laiklerin rüzgarına da kapılmadan…

        Yeni değil, konu başörtülü kadınların nasıl çalışacağı, nasıl görüneceği, nasıl yaşayacağı olduğunda linç furyasının başını çekme konusunda hemen her kesimden çok fazla ‘gönüllü’ çıkıyor nedense.

        Geleneksel, dindar bir kadın varoluşunun modern düzlemdeki ‘kimlik’ karşılığı, öteden beri ve kaçınılmaz olarak karşıtlıklara gebe.

        Kimlik dediğin görünür, görülmelidir. Bir ‘gizlenme’ aracı olan örtünme ile modern bir kimlik olan ‘dindarlığın görünürlüğü’ karşılaşması her zaman biraz sorunlu, tartışmalı oldu.

        Dindar ve başörtülü kadının kamusal alanda hem kimliği hem yaptığı iş hem de karakteri ile görünür olmaya başladığı her an, gerek dinde aşırıya giden softaların gerekse militan laiklerin eleştiri, aşağılama ve ötekileştirme boca ettiği bir bağlam oldu hep.

        Kabul ediyorum, gelinen son nokta tesettürlü bireyin modern bir kimlik olarak temeyyüz etme anının içerdiği belli belirsiz tartışmalar eşiğini fersah fersah geride bırakmış durumda. Gelinen nokta bir oxymoron.

        Kültürel miras nesilden nesile aktarılamamış, medeniyet tasavvuru denilen şeyin altı dolmamış.

        İslam’a, Anadolulu olmaya özgü ahlaki derinliğin şehirli formlarını üretebilen bir gündelik hayat rutini oluşturulamamış.

        Kuşkusuz bunun siyasi atmosferle, iktidarın gücünü kullanma şekliyle, gücünü kullanırken promote ettiği rol modellerinin yetersizliği ve bağlamdan kopuk kimseler olmalarıyla da alakası var. İktidarın iktidarda kalmak için aradığı tek geçerlilik ve yeterlilik şartı ‘onaylanmak’ olduğundan, oluşturduğu kadrolardan tek beklentisi biat ve bu da anlamlı kültür politikaları geliştirmeye, gündelik hayatı kâr amacı ve ‘keyif’ alma ile şekillendiren unsurlara direnebilmeye, “Kendi gündelik hayat stratejimizi nasıl geliştirebiliriz?” soruları üzerine kafa yoracak insanlardan faydalanmaya engel.

        Bir de bundan sonrası var. Buradan geleceğe kalacak şey bu gidişle sadece ve sadece bir büyük muhafazakar Disneyland olacak.

        Doğrusu ya, tam acı çekmelik hava.

        PEKİ İLK TAŞI ATMASI MÜNASİP SAYILABİLECEK BİR GÜNAHSIZ VAR MI ARANIZDA?

        Ama ne birdenbire oldu bu ne de başörtülüler bu dönüşümü tek başına geçirdi.

        Toplumun geçirdiği bir dönüşüm bu. Sekülerleşme tarafından mahmuzlanan ve önce erkekleri esir alıp değiştiren bir yönsüzleşme.

        Kısa özet: Erkekler kirlenip dönüşürken, kadınlara “Dini siz taşıyın biz bi’gidip döncez” dediler, bir nesil kadın bu rolü kabullendi, ama onların kızları bunu ‘yemedi’. Hem zaten internet ve sosyal medya sayesinde ‘ev’ kalmadı, ‘mahremiyet’ algısı dönüştü, kapitalizmin ve beraberindeki hedonizmin, ‘var olmak görünmektir’ anlayışının, yüzeyselliğin uzun kıllı kolları kadınlara da ulaşır oldu ve sonuçta her zamanki gibi en feci kirlenme yarışı birinciliği, beyaza gidiyor.

        Kadın kimliği, hemen her zaman olduğu gibi kir gösteriyor. Yolunda gitmeyen, arızalı bir durum varsa ilk tezahür ettiği yer kadın. Bu, kadının daha fazla sorun teşkil ettiğini, daha fazla yozlaştığını göstermez; bir toplumun, bir toplumsal grubun, bir kimliğin bir davanın mevcudunda bir arıza varsa bütün bunların kadın üzerinden daha kolay okunabildiğini gösterir sadece. Bu okuma faaliyetinde üstünlüğü ele geçiren de, izleyen, kayda geçen, tarif ve tahrif eden oluyor. O yüzden şunu da belirtmekte fayda var: Sosyal medyada günlerdir süren yeni nesil başörtülü yakma yarışı toplumun hem laikleri hem de dindarlarının beraberce yuvarlandığı bir sahtekarlık gösterisinden başka bir şey değil. Sırf çerçeve içine alıp üzerine konuşma önceliğini ele geçirdiniz diye daha üstün ve mümeyyiz olmuyorsunuz. Günlerdir tek eğlenen, tek lükse kaçan, tek israf eden, tek edebinden taviz veren başörtülü genç kızlarmış gibi yapmanız sizin daha iyi, daha düzgün, daha makul olduğunuz anlamına gelmiyor.

        Rüküş ya da klas fark etmez, zengin görünme hevesini, lüksü, havuz başı partilerini, Çırağan Sarayı’nda doğum günü kutlamayı, baby shower’ları, pahalı butik otellerdeki kır düğünlerini dindarlar icat etmedi. Dindarlar ve muhafazakarlar ‘yeni’ bir şey icat edemedikleri ve mevcut pratiği rüküşlükle harmanlayarak kopyaladıkları için sorumlu tutulabilirler, ama bu kabahatin sorumlusu da tek başlarına kadınlar olmasa gerek.

        Eleştirmeyin demiyorum, eleştirin. Ama çarmıha gerecekseniz eğer, sonra Semahat Y. gibi tipler Karaköy’de başörtülü kızların kafasına yumruk attığında, beriki Beşiktaş’ta başka bir kızcağıza vurduğunda timsah gözyaşı dökme hakkınız olmadığını da bileceksiniz. Çünkü iktidarcısı bir yandan muhalefeti bir yandan, bazen ‘şallı mallı’ filan diyerek, bazen rüküşlüğü bazen kültür yoksunluğunu dile dolayarak başörtülü olma halini kırılgan hale getirdiniz, onu istenmeyen kimlik yaptınız.

        Şimdi, bazı muhafazakar erkekler de dolduruşa gelip bu kadınlara “Dinimizi kötü gösteriyorsunuz” diye taş atacaklarsa eğer, son model BMW’lerini iyi bir yere park ettiklerinden ve Emenegildo Zegna gömleklerinin manşetlerini kıvırdıklarından emin olsunlar mümkünse… Üzerlerine bir şey sıçramasın, arabaları çizilmesin sakın. Çünkü bilemiyorum, bunlar da epey pahalı, pekala ‘israf’ olarak görünebilecek şeyler. İslam’ın kabul edilebilir bulduğu harcamalardan sayılmadıkları kesin.

        Yeni nesil başörtülü kadınların aşkın taşkın halleri bir sebep değil, sonuç.

        Ancak her sonuç başka sonuçlara sebep teşkil eder, burada da öyle oluyor.

        İktidar, güç, para, imkan elde eden muhafazakarlar lüksle, seküler yaşam tarzı ile orantılı /ölçülü ilişki kurma hassasiyetini yitiriyor ve kendilerinden daha sade yaşayanlara aralarına duvar örülüyor, alt-orta gelir grubuna mensup dindar sınıflarla araları açılıyor.

        Diğer Yazılar