Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Fatih Nurullah lakaplı Eyüp Fatih Şağban adlı ‘şeyh’ 11 yaşında olan bir kızı taciz etti. Ses kayıtlarında küçük kızın annesinin ‘nikah mikah’ diyerek, "Sana verelim" diyerek, küçük kızın kendi ‘hizmetine’ verildiğini iddia ediyordu. Şoke olan babaya ‘gel canımı al yerime geç sen mehdi ol’ diyor. Mehdilik de bu kadar ucuzmuş, onu görüyoruz. Mübarek sanki pagan Viking usulü bir krallık var ve kural da basit; kralı öldüren kral olur.

Küçük kızın babası karşısında ağlayıp sızlıyor ama gerçek bir pişmanlık da duymuyor. “Bir Ebubekir olamayacak mısın oğlum?” diyerek ortada meşru bir damat-kayınpeder ilişkisi varmış gibi yapıyor. Kendisini Hz. Muhammed yerine koymuş oluyor ve daha kötüsü, Hz Muhammed’in Ayşe ile olan evliliğindeki müsteşrik uydurmalarına gönderme yapıyor, yani “Ayşe’nin de yaşı çok küçüktü” diyen güvenilmez kaynaklara sığınmaya yelteniyor.

İban göndermek istiyor, "Bir ihtiyacın varsa hani?" şeklindeki bonkörlük vaadleri ile psikolojisini alt üst ettiği kızın babasını satın almaya çalışıyor.

Anneden ise emin değiliz, ses kayıtlarındaki hava, annenin satın alınmaya teşne olduğu yönünde. Keşke herkes anne baba olamasa.

Halvetilik, bu ülkede köklü bir tarikat. Uşşakilik diye bir kolu olduğunu yeni duydum. Öğrendiğim kadarıyla hem tarikatın hem de söz konusu kolunun binlerce mensubu var ve şimdi herkesin sıcak patates gibi ittirdiği Fatih Nurullah lakaplı adam, görünen o ki o kadar periferde bir adam da değil. "Bizden değildi, ama bakın siyasi hasmımızı övmüş" gibi derin dekolteli cibilliyetsizlik pozları veren yancı bulvar gazeteleri ya durumun ciddiyetinin idrakinde değiller ya da dini bir büyük zannettiği adam tarafından tacize uğradığında 11 yaşında olan bir kız çocuğunu siyasi kavgaya meze yapabilecek kadar alçaklar. Bilemem. Bildiğim tek şey, her çevreden, her yerden, her dünya görüşünden sapık çıkabilir, ciddiyetsiz ya da cahil ebeveynler sayesinde pedofilik emellerine kısmen ya da tamamen ulaşmaları mümkün olabilir. Ayrıca yok efendim bizden değil bakın bakın yapmakla, ittirmekle olmuyor. TRT’nin ünlü Payitaht Abdulhamid, Diriliş gibi dizilerinin zikir sahnelerinde tarikata bağlı dervişanın rol üstlendiği belli, Youtube’da tarikata bağlı Nurani Tv adlı kanalda daha düne kadar bu ‘başarılı’ lansmanlar yer alıyordu, şimdi kaldırılmış.

Bu konuda çok şey söylenebilir ve söylenecektir. Ama benim anlamadığım şu: Diyanet İşleri tam olarak "Böyle şeyler olmasın" diye kurulmamış mıydı?

Dinin baktığı yer gönüldür, itikadı bozuk olanlar, nefsine hakim olamayanlar, elde ettikleri güçle zehirlenenler çıkıp dini kullanarak milletin gönül evini tarumar etmesin, hal ve cezbe İslami bilginin önüne geçmesin diye, devlete bağlı böyle bir dini kurum ihdas edilmedi mi?

Diyanet İşleri’nin görev tanımı böyle rezillikleri şiddetle kınamanın ötesinde yolundan sapmış olan tarikatları ya da şubelerini terbiye etmeyi, gerekirse kapısına kilit asmayı kapsamıyor mu?

Dini grupları, cemaat ve tarikatları tümden yolsuzlukla, pedofili ile kadın cinayeti ile iltisaklandırmaya azmetmiş bir zevzek güruh olduğunun farkındayım. Onlar mutlu olur, “Bakın haklı çıktık” derler diye çekingenlik yapmamak lazım. Pınar Gültekin’i adice katleden, parçalayan, yakan ve üzerine beton döken adamın ‘AKP’li olmadığı hatta bal gibi seküler hayat sürdüğü anlaşılıp da bu durum yüzlerine vurulunca "Ay lütfen siyasileştirmeyelim sapığın caninin partisi görüşü dini olmaz yaniieee" diye zırıldamış ama o ana kadar suçladıkları geniş mi geniş muhafazakar dindar kitlelerden özür dilemeye tenezzül bile etmemiş insanlar bunlar. Ciddiye almaya değmezler.

Cesur olmak ve tek bir sorunun cevabına odaklanmak lazım: Milletin itibar ettiği ve muhtemelen etmeye devam edeceği dini makamların, dini geleneğin ve en başta da Allah adının, küçük kızları ellemek için kullanılması mide bulandırıcı mı değil mi? Böyle hadiseler olduğunda suçu işleyenin cezalandırılması, örneğimizde olduğu gibi tutuklanması, meseleyi hallediyor mu, etmiyor mu?

Köklü tarikatların akçeli işlere girişmedikleri ve devletin başına kadro isterük diye dikilmedikleri sürece bu ülkenin, bu coğrafyanın kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Üzerlerinden silindir gibi geçilmesi hevesinde olanlara da epeydir itiraz ediyorum. Tasavvufun ve tarikatların dinin aslı esası değil, dinden türeyen ‘kültür’ olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak kültür deyince yanılgı olmasın, dini alan, pop kültürdeki ‘sahtesi orijinalini yaşatır’ rahatlığının geçerli olduğu bir alan değil. Burada sahte olan asıl olanı bozuyor. Kangren olan kısımlar kesilip atılmazsa, çürüme bütün vücuda yayılır. Kesilecek yerden kesmek lazım ki, sağlıklı olan doku, inancı, maneviyatı ayakta tutan düzgün yapılar bozulmasın.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00