Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Salı günü her zamanki gibi partiler grup toplantılarını yaptılar. Kemal Kılıçdaroğlu da konuştu ve haliyle 128 milyar dolar nerede meselesine değindi ve bu soruyu soran pankartların kaldırılmasını da eleştirdi.

Eleştirisine katılıyorum çünkü, soru soran bir pankartı kaldırmak anayasa tarafından güvence altına alınmış ifade özgürlüğünün ihlalidir.

Günler sonra Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan konuştu ve “Eleştirebilirsiniz ama yolsuzluk ithamı yapamazsınız, her şey yasal” dedi.

(Açıklamayı okumak için bkz: https://www.haberturk.com/bakan-elvan-dan-128-milyar-dolar-aciklamasi-3044333-ekonomi)

Ancak Elvan, verileri açıklamanın Merkez Bankası’nın (TCMB) uhdesinde olduğunu da vurguladı : “(…) Ama burada özellikle bilgi kirliliği söz konusu. Hem siyasi malzeme olarak kullanılmasının önüne geçilmesi hem de bilgi kirliliğinin ortadan kaldırılması açısından bu verilerin yayımlanmasında fayda görüyorum. Tabii ki takdir Merkez Bankası’nındır.”

Yapılan işlemlerin taraflarından biri TCMB ise, diğeri Hazine. Dolayısıyla bence, TCMB kadar Hazine de söz konusu verileri yayınlamaya yetkili.

Ancak açıklamanın önemi şurada: Hazine ve Maliye Bakanı bile Merkez Bankası'nın verileri yayınlamasının faydalı olduğunu söylerken, "128 milyar dolar nerede?" yazan pankartların hükümetin talimatlarıyla indirilmesi son derece anlamsız. Dahası açıkça ifade özgürlüğünün engellenmesi.

Ayrıca sadece bir özgürlüğün engellenmesi olmuyor, kiralanmış billboardlardaki materyale el koyarak, bedeli ödenmiş bir kullanım hakkını da gasp etmiş oluyorsunuz. Mudanya, Aydın, Söke’de afişler kiralanan billboardlardan kaldırıldı. İstanbul’da ise parti binasına asılmış afişten dolayı savcılık soruşturma açtı.

Savcıya göre bu soru, cumhurbaşkanına hakaret suçu içeriyordu.

Ne yapacak şimdi savcı?

"128 milyar dolar nerede?" sorusunu cumhurbaşkanına hakaret olarak görüyor ise, Lütfi Elvan’ın "Bir açıklama yapmak iyi olur” ifadesini alıp “Hakaret suçunu işlememekle beraber işleyenlerle ‘iltisak’ halinde…” türü bir zihin çarpılmasına ekleyip başka bir suçlamaya mı dönüştürecek?

Yaparsa çok saçma, yapmazsa çok tutarsız olmayacak mı?

İşte böyle, yanlış yanlışa bağlanarak gidiyor.

O FOTOĞRAF İLK KEZ BU KADAR KÖTÜ BİR ŞEY İÇİN KULLANILDI

Onlardan birini de Canan Kaftancıoğlu’nun sosyal medya hesabında gördük.

Kaftancıoğlu cesedi sahil kenarında yatan fotoğrafıyla trajedi abidesi olarak ikonlaşmış Aylan bebek fotoğrafını, #128milyardolar nerede ve #SorumluErdoğan hashtagları ile paylaştı.

Korkunç bir ithamdı.

Ne denmek istendiği de belli değildi.

Sonra Canan Kaftancıoğlu özür diledi.

“128 milyar doların doğru kullanılması halinde bu ve benzeri manzaraların oluşmayacağına dikkat çekmeyi amaçlarken Aylan bebeğin hala vicdanlarımıza ağır gelen, unutamadığımız görüntüsünü paylaştığım için vatandaşlarımızdan özür dilerim” dedi.

Özür dilemek elbette bir erdem. Ama paylaşımın yapılma nedeni hala muğlak.

128 milyar doların 'doğru kullanılması' Aylan Kurdi’yi nasıl kurtaracaktı, meçhul.

Kaldı ki “Kusura bakmayın Suriyeliler de evlerine dönecekler” cümlesi maalesef CHP Genel Başkanı'na ait.

Üç Suriyeli yılbaşında Taksim’de eğlendi ve IŞİD’i yenerken TSK’ya yardım eden Özgür Suriye Ordusu bayrağı açtı diye ağzına geleni söyleyen, çok hakaretamiz ifadeler kullanan CHP tabanı ve İyi Parti tabanıydı çoğunlukla. Bunu unuttuk mu?

“Erdoğan sorumlu” vurgusunu yaparak, Aylan bebek Erdoğan yüzünden öldü demeye getiriyorsanız, Erdoğan’ın ordunun başkomutanı sıfatıyla talimatını verdiği ve açık açık IŞİD’e karşı savaşmak için yapılan Fırat Kalkanı harekatını nereye koyacaksınız?

Akıl var, mantık var, vicdan var.

"128 milyar dolar nerede?" diye sormak ayrı, 128 milyar dolarla Aylan bebeğin ölümü arasında sebep sonuç zinciri icat etmek ayrı.

İlki bu ülkenin her vatandaşına anasının ak sütü gibi helal olan bir sorgulama. İkincisi Aylan bebeği siyasete alet eden bir insafsızlık.

Canan Kaftancıoğlu kadın bir siyasetçi olarak başarılı bulduğum bir isim.

Sol kökenli bir siyasetçi olduğu için, sahaya hakim olduğu için ve bence en çok da kadın olduğu için, sürekli saldırıya uğrar, aleyhinde davalar açılır. Her seferinde "Evet yaptım, evet dedim, ama benim de iyi yanlarım var, siyasete katacağım şeyler var" der gibi, özgüvenle ayakta kalır, yıkılmaz.

Tam da bu yüzden "Yiğidi öldür ama hakkını yeme" duruşu en çok ona yakışırdı.

Neredeyse tek başına "mültecinin koruyucu kalkanı" görevini üstlenmiş Türkiye’yi, hayatını kaybeden mülteci çocuk üzerinden sigaya çekme insafsızlığı ise hiç olmadı, yakışmadı.

Bu ülkede herkes günü geldiğinde bir süreliğine o ucuz popülizme teslim oluyor.

Bu ülkede kategorik olarak herkes "Mazlumdan yanayız" diyor ama iş eyleme geldiğinde kimse "Yiğidi öldür hakkını yeme" diyemiyor. "Hakkını teslim edelim" diye başlayan bir cümle neredeyse hiç duyulmuyor.

Her örnekle bunu yeniden fark etmek, derin bir hayal kırıklığı.

OYSA AYLAN BEBEK GÖZLERDEKİ PERDELERİ KALDIRAN BİR SEMBOL OLMUŞTU

Aylan bebek kimdi, hatırlayalım. Hatta sahile vurmuş bebeğin fotoğrafının anlamını yeniden düşünelim.

Suriye’deki iç savaşın en korkunç olduğu dönemde , 2015’te Avrupa’ya gitmeye çalışırken neredeyse tamamı yok olan bir ailenin en küçük ferdiydi Aylan Kürdi.

Önce Halep’e geldiler, Halep Esad saldırıları ile yerle yeksan oluyordu, kaçıp Kobani yakınlarına sığındılar. 15 Eylül 2014’te ise Türkiye’ye geldiler.

IŞİD Kobani’den çıkarılınca Nisan 2015’te yeniden Kobani’ye geçti Kurdi ailesi.

Ancak Haziran ayında yeniden saldırı olunca, aile tekrar Türkiye’ye döndü.

Türkiye ikinci kez bu aileye hem kapısını hem kucağını açmış oldu.

Aile daha önce üç kez Avrupa’ya gitmeye teşebbüs etmiş, gidememişti. Şanslarını tekrar denemek istediler ve kendilerini İzmir’den Kos adasına götürme sözü veren bir kaptanla anlaştılar.

Ancak dalgalar yükselince kaptan botu terk etti.

Baba Abdullah Kürdi botu kendisi kullanmaya çalıştı ama olmadı. Eşi de dahil olmak üzere bütün ailesini kaybetti Abdullah Kurdi.

Aylan bebeğin cesedi Bodrum sahiline vurduğunda tarih 2 Eylül 2015’ti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Kurdi’ye vatandaşlık teklif etti. Acısını bir nebze teskin etme yolu olur diye. Abdullah Kurdi açıkladı bunu.

Bazı Batılı ülkelerin ve uluslararası kamuoyunun donmuş kalpleri Aylan bebeğin başına gelen trajedi ile tekrar atmaya başladı. Bunu başaran arayüz ise hiç kuşkusuz DHA muhabiri Nilüfer Demir tarafından çekilen Bodrum sahiline vurmuş Aylan bebek fotoğrafıydı.

Avrupalı devletler ve uluslararası kamuoyu Suriye meselesinin nasıl bir insani drama neden olduğunu görmezden gelmeyi başarabiliyorlardı. O fotoğraf bunu yapmalarını hiç değilse bir süreliğine imkansızlaştırdı.

Dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron 20 bin mülteci daha aldı o fotoğraf sayesinde.

7 Eylül 2015’te Fransa Cumhurbaşkanı Francoise Hollande “Önümüzdeki 2 sene boyunca Fransa, özellikle Suriye'den gelen 24 bin göçmeni kabul edecek, Angela Merkel ile beraber verilen bu kararın diğer AB ülkeleri için de ‘mecbur’ olması için AB komisyonu ile beraber çalışıyoruz” açıklamasını yaptı.

Almanya ve Avusturya, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’deki tren istasyonunda bekletilen mültecilerin topluca yürüyüşe geçmesi üzerine kapılarını açmak zorunda kaldı. Irkçı Orban hükümeti bile utanma belasına yaya olarak Avusturya sınırına doğru ilerleyen mültecileri sevk etmek için 100 otobüs tahsis etti.

Aylan Kurdi’den sonra Suriyeli mültecilerin ‘Merkel Ana’ dediği Merkel’in diyarına o kadar çok mülteci kabul edildi ki, Merkel siyasi olarak bedel ödemek durumunda kaldı. Suriyeliler konusunda, Erdoğan’dan sonra en çok risk alan siyasetçidir Merkel.

BM Mültecilere Yardım Kuruluş Sözcüsü Melisa Fleming, fotoğrafın yayınlanmasından sonraki bir gün içinde 100 bin dolar bağış topladıklarını, bunun rekor bir rakam olduğunu ve olayın Suriyeli Aylan Kürdi'nin sahile vurmuş o fotoğrafıyla bağlantılı olduğunu duyurdu.

Malta merkezli Göçmen Açıkdeniz Yardım İstasyonu (MOAS) Sözcüsü Christian Peregrin, fotoğrafın yayınlanmasından sonraki gün içinde 600 bin euro bağış geldiğini ilan etti.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi mültecilere destek amacıyla iki milyon euroluk acil yardım fonu oluşturdu. Bayern Münih futbol takımı 1 milyon euroluk yardımda bulunacağını ilan etti. Sebep elbette o fotoğraftı.

Sözün özü, Aylan Kurdi’nin o fotoğrafı, insanlıkta öylesine etkili bir ‘insanlığın bittiği’ duygusu uyandırdı ki, pek çok insanın hayatı kurtuldu.

Bu vesileyle Nilüfer Demir’e tekrar teşekkür edelim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00