Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Emniyet Genel Müdürlüğü eylemler sırasında polislerin görüntülerini ya da seslerini kaydeden kişilerin engellenebilmesini ve haklarında adli işlem yapılabilmesini mümkün kılan bir genelge yayımladı.

Genelgeyi savunan yetkililer, görevli polislerin ve sivillerin ses ve görüntü kayıtlarının alınması yasağını "özel hayatın gizliliğini ihlal” savunması ile açıklamaya çalışıyor.

Bir şeyleri kaçırdık sanırım. Yoksa bizim polis olduğunu düşündüğümüz kişiler gerçekte kamu görevlisi değil de, boş zamanlarını polislik yaparak geçirme kararı vermiş sivil vatandaşlar mı?

Öyle olmadıklarına göre, mesele nasıl ‘özel hayat’ oluyor, iş nasıl kişisel verilere geliyor, izahı imkansız bir durum.

Kamu görevlisinin yaptığı kamu görevidir, ‘özel hayat’ değildir. Kamu görevi dolayısıyla sergilediği performans da ‘kişisel veri’ değildir.

“Polis sesi ve görüntüsü alınırken görevini yapamıyor” açıklaması, polisi kaydeden kişileri 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun 13-1-e’deki ‘polisin görevini yapmasını engelleme’ kapsamına almak için öngörülmüş ama sonuç birbirinden farklı amaçlarla getirilmiş kuralları aynı torbaya atıp karıştırmak olmuş maalesef.

Çünkü, polisin sesini ya da görüntüsünü kaydetmek, kanunun belirttiği tarzda; polisin görevini yapmasını fiziken zorlaştırma, polisi engelleme fiilini oluşturmaktan çok uzak bir durum.

O KAMERALAR SİVİLLERİ ‘VATANDAŞ’ YAPTI

Cep telefonlarına kamera eklenmesi yüzyılın en faydalı icatlarından biri.

Kötüye kullanıldığı elbette oluyor. Ama ört bas edilmesini imkansız kılarak deşifre olmasını sağladığı olaylardan sadır olan kamu yararı, verdiği zarardan fazla.

Zira her an her yerde her olay anında basın mensubu alesta olamaz. Hazır olup görüntülese, haberinin yayınlanacağı kesin değil.

Son yıllarda bu ülkede pek çok sınır aşımı, hak ihlali, pek çok haddini bilmez yerel ve yüksek siyasetçi bazı kamu görevlilerinin görevlerini istismarı, basından önce vatandaşın cep telefonundaki kameraya yakalandı. Bir hile, bir çarpıtma yoksa belge hüviyetini kazandı. Bir kısmı soruşturma mekanizmasını harekete geçirdi.

Neden polis denetimden muaf olsun?

Vatandaşların kamu görevlilerinin görevlerini yaparken sergiledikleri yetki aşımlarını, görevi kötüye kullanma hallerini, görev istismarı sayılabilecek davranışlarını kaydetmeye ve bu yolla hak ihlallerinin tespit edilmesine ve kamu otoritelerini hesap vermeye zorlayacak mekanizmaları harekete geçirmeye sonuna kadar hakkı vardır.

Cep telefonlarına eklenen o kameralar, vatandaşlara yasalar gereği sahip oldukları hakları kullanma şansı verdi.

Genelgede “Yayınlanan bu tür görüntüler olayı her zaman tüm yönleriyle yansıtmayabilmektedir" denilirken bu durumun "kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet" verdiği ifade edilmiş.

Doğrudur, bazen bazı kayıtlar, hikayeyi tek yanlı anlatır. Ama bunun yolu görüntü almayı yasaklamak değil, polisi kendi hikayesini anlatabilme fırsatı verecek imkanlarla donatmak.

Polis de müdahale esnasında kendi kaydını almalı.

ÇÖZÜM POLİSLERİ VÜCUT KAMERALARI İLE DONATMAK

Gelişmiş ülkeler polislerin kasklarına, yakalarındaki rozetlere, giysilerine taktıkları küçük kameralarla hallediyorlar bu ‘hikayeye bir de polisin tarafından bakalım’ işini.

ABD’de önceleri Washington, New York gibi, suç oranının çok yüksek olduğu dolayısıyla polisin orantısız şiddet kullanımına yönelik şikayetlerin de bol olduğu Chicago gibi yerlerde bu uygulama vardı, 2016 itibariyle çalışan sayısı 500 olan polis teşkilatlarının %80’inde polisler bu kameraları kullanıyordu, bu sayı giderek daha da yükseldi.

Gerçekte ne olduğunun anlaşılmasına katkı sundu vücut kameraları.

Daha geçen günlerde ABD'nin Chicago kentinde bir polis memurunun vücut kamerasından, 13 yaşındaki bir çocuk olan Adam Toledo'yu ellerini kaldırırken vurarak öldürdüğü tespit edildi.

Hakeza, George Floyd’u öldüren Derek Chauvin’in de vücut kamerası vardı. Ama etraftaki kişilerin gözü, kamera kayıtları olmasaydı Floyd’un ölümü o farkındalığı yaratmayacaktı.

Floyd'u öldüren şiddet, cep telefonu kayıtlarıyla tescil edildikten ve bazı suçlamalar yapıldıktan sonra polisin kamerasına başvuruldu, ve polisi kendi kamerası da aklamadı.

Yani polise kendi hikayesini anlatma imkanı veren bu kameralar her zaman polisin işine gelmeyebiliyor.

Çünkü dünyanın her yerinde yetkiler kötüye kullanılabiliyor.

Tek fark, hak hukuk bilincinin olduğu yerlerde bu realitenin karşı tarafında yer alanları da güçlü hale getirmek için bir çaba ortaya konulması.

Topluma "Bizi izlemeyin kaydetmeyin" demek yerine, "Bizi izleyin ve denetleyin böylece biz de hizmetin gerektirdiği sorumluluklar konusunda tetikte olalım" denilmesi.

ORADAKİ TARTIŞMA, BURADAKİ TARTIŞMA

Polislerin üzerindeki vücut kameraları, son yıllarda birçok ABD'linin, özellikle de siyahların maruz kaldığı polis şiddetini ve adaletsizliği gözler önüne serdi.

Ancak görüntülerin kamuoyuyla paylaşılması bazı eyaletlerde devlet yetkililerinin iznine, bazı yerlerde ise mahkeme kararının alınmasına bağlı. Görüntülerin olaylardan aylar sonra yayımlanması ise tepki çekiyor.

Türkiye şu an "Kimse polisi kamerasıyla çekemez" genelgesini tartışırken ABD’de yapılan tartışma, polis vücut kameralarıyla elde edilen görüntülerin ne zaman yayınlanabilir olacağı tartışması.

Yani kimse vatandaşa hayır siz polisi görevini yaparken kaydetmeyin demediği, diyemediği gibi, vatandaşlar /sivil toplum örgütleri polis teşkilatının polisin kamerasındaki görüntüleri olaylar soğumadan halkla paylaşması gerektiği yolunda baskı yapıyorlar.

Sözün özü, hukuka dayanan demokratik hukuk devletinin özü, güçlüye karşı zayıfı, avantajlı olana karşı dezavantajlı olanı korumayı esas almaktır.

Bir de resmini çizelim: Elinde silah, yetki bulunan ve devletin ‘meşru’ şiddet tekelini kullanma hakkına sahip olan taraf ‘avantajlı’ taraftır. Bir koruma temin edilecekse diğer tarafa edilmelidir, güçlü olan tarafa değil.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00