Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pazar videoları suyunu çekti, yenisi gelmedi. Öyle olunca bizler de çaresiz Netflix’e geri döndük.

Sedat Peker’in ‘dizi’ gibi izlenmesi Youtube’taki kanalının ünlü dizi ve film mecrası 'Netflix’e benzetilerek ‘Sedflix’ diye anılmasına yol açmıştı.

Benzetme yersiz değil.

Sedat Peker’in hikayesi hem klasik drama hem de her yönüyle modern bir hikaye. Peker’in hikayesinin 21.yy’ın en popüler kültür mecrası olan Netflix dizilerinde de karşılığı var.

En azından onun hikayesini çağrıştıran ya da onun hikayesiyle birlikte izlendiğinde taşların oturmasını sağlayan pek çok dizi var.

İlk akla gelen pek tabii “Narcos”… Kızları üşümesin diye para yakan Escobar ile kızlarımı üzdünüz diyerek ülkenin kodamanlarını sarsmaya azmeden Peker arasındaki benzerlik oldukça güçlü.

Peker’in kendisi değilse bile iddialarının hatırlattığı ikinci yapım pek tabii “El Chapo”. Devlet kontrolünde uyuşturucu işi yaparken polisten başbakanlık yetkililerine kadar herkesi yemleyen, rüşvetini eksik etmeyen, işlediği suçların hesabını vermeyen ama işlemediği suçlardan dolayı hapis yapan, Meksika’nın mafya babalarından ‘El Chapo’, Peker iddalarını dile getirdiği günden beri oldukça popüler. Hatta diyebiliriz ki, Narcos kadar iyi bir dramatürjisi olmayan yapım, Peker’in ifşaatlarına konu ettiği ‘siyaset-suç dünyası ilişkileri’ meselesinden dolayı izleniyor.

Ancak karakteri, hikayesi, videolarını kurgulama biçimi itibariyle başka dizileri ve karakterlerini de hatırlatıyor Sedat Peker.

Mesela…

Başı kara para aklayan büyük adamlarla büyük belalara girince çareyi apar topar Amerikan taşrasına kaçmakta bulan ve tetik ensesinde yaşarken bir taraftan da ailesini güvende tutmaya çalışan bir muhasebecinin hikayesini anlatan “Ozark”ı…

Sadece soygun yapmayan, sistemin açıklarını çok iyi kavramış olması ve sıradan bir suçludan farklı olarak sürekli sistem sorgulaması yapması nedeniyle “La Casa De Papel”in profesörünü…

FBI’ın en çok aranan suçlusu iken denetimli özgürlük ve koruma karşılığında dünyanın varlığından bile haberdar olmadığı en tehlikeli suçluları bir bir FBI’a yakalatan, bu arada kendi gizli ajandasını gerçekleştirmek için de hep geç uyanan FBI ajanlarını kullanan Black List” dizisinden Raymond Reddington’u…

Ülkesi için Birinci Dünya Savaşı’nda kahramanlık gösterip madalya almış ancak hayatta kalabilmek ve yükselmek için sokaklarda da savaşması gerekmiş, Winston Churcill ile siyasi operasyonların içinde yer alarak suç kariyerini Westminister’da devam ettirmiş Thomas Shelby’nin kaçakçılık ve gangesterlikten parlementer olmaya doğru ilerleyen hikayesini anlatan “Peaky Blinders”ı…

Siyaset-mafya-medya-ticaret-arka sokaklar arasındaki ilişkinin umulandan çok daha girift olduğu 21.yy Roma’sından insanı şaşkına çeviren detaylar veren bir kurmaca olan "Suburra" dizisini…

Otorite (Tanrı) ile kavgasının sonu ‘sürülmek’ ve ‘kaçmak’ olan; yolculuğunun bir noktasından sonra kendisinden bekleneni değil beklenmeyeni yaparak insanlara yardım etmeye başlayan ve bu arada çok eğlenen “Lucifer” ı…

Liste uzar gider, bunlar sadece Netflix’tekiler…

Netflix dedik ve madem günlerden Pazar…

O halde size dünya çapında 208 milyon üyeye ulaşmış, Türkiye’de ise 3,5 milyon üyesi olan bu platform hakkında yakın zamanlarda öğrendiğim gelişmeleri aktarayım.

Malum ülkemizde çok sık hedef tahtasına oturtulan bir mecra Netflix…

Özellikle belirli bir yaş grubuna mensup geleneksel muhafazakar insanlar yazılıp çizilenlerden etkilendiler. Bazen de Netflix kendisine duyulan antipatiyi adeta bileğinin hakkıyla tek başına kazandı.

Ancak gece dışarı çıkma ve yoğun sosyal hayatı olmayan iş-aile-kitap-film döngüsünde yaşayan 50 yaş altı dizi-film severlerinin ‘entrtainment’ ihtiyacını neredeyse tek başına bu platform karşılıyor desek yalan olmaz.

Kızıyoruz, "Oha be bu ne?” dediğimiz sahneler oluyor, hata "Cutties” adlı rezil mi rezil bir filmi göstermeye kalktı diye linç ediyoruz ama onsuz da yapamıyoruz. İşin doğrusu bu.

Özellikle pandemi döneminde delirmekten korudu.

Pandemide sadece biz Netflix bağımlısı olmadık, Batılı, Ortadoğulu, Latin Amerikalı pek çok abone aynı durumdaydı.

Bu arada Vizontele’nin pek namlı “Zeki Müren de bizi görecek mi?” esprisi gerçek oldu.

Netflix sayesinde, biz ABD’nin Fransa’nın, Meksika’nın hatta Mısır’ın filmlerini dizilerini izlerken onlar da Türkiye’nin dizilerini izledi.

“Avustralyalı emlak danışmanı Diriliş dizisini izlerken bir yandan da ananaslı pizzasını yemekteydi” diye bir cümle kursam tuhafınıza gider, uydurduğumu düşünürsünüz.

Ananaslı pizzayı bilmem ama geri kalanı doğru.

Netflix kendi yapımı olan yerli dizi ve filmlerin dışında lisansladığı dizileri de 190 ülkede abonelerine sunuyor.

“Diriliş” de dublaj ve altyazı seçenekleri ile beraber o listede.

Peki böyle oluyor da nooluyor?

İstanbul Ekonomi’nin ABD, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Fransa, Hindistan, İsveç, Suudi Arabistan’da 8,274 Netflix üyesiyle görüşerek elde ettiği sonuçlar son derece ilginç. Bu kamuoyu araştırmasına göre sayılan 8 ülkedeki katılımcıların yüzde 47’si “Netflix’te karşıma çıkmasaydı Türk yapımlarını izlemek aklıma gelmezdi” demiş.

Netflix üzerinden Türk yapımlarını izleyen kişilerin yüzde 54’ü, pandemi sonrası Türkiye’yi turist olarak seyahat etmek istediklerini belirtmiş.

Netflix’in Türkiye İletişim ayağında bulunan direktörler, (Netflix Türkiye Kamu Politikaları Müdürü Pelin Mavili ve Netflix Türkiye İletişim Müdürü Artanç Savaş) elde ettikleri verileri medya mensupları ile paylaşarak başarılı bir iletişim stratejisi izliyorlar. Bugüne dek Aşk 101, Atiye, Protector (Hakan Muhafız), Kağıttan Hayatlar, Fatma, 50m2, Bir Başkadır’ın da aralarında bulunduğu yapımların yanı sıra Türkiye’den lisanslanan başka yapımların da, tam olarak 190 ülke ile buluştuğunu ve bu buluşmalardan Türkiye’nin tanıtımı ve sempati kazanması anlamında oldukça pozitif sonuçlar çıktığını üzerine basa basa vurguluyorlar.

2012 yılı bitmeden daha fazla sayıda yerli yapım, Netflix aracılığıyla dünyayı dolaşmaya çıkacak. Aşk 101’in 2. sezonu, Atiye’nin 3. sezonu, Kıvanç Tatlıtuğ’un başrolünde olduğu Yakamoz S-245 dizileri ile Geçen Yaz, Beni Çok Sev, Kin gibi filmler ismi netleşmiş olanlar.

Peki ‘made in Turkey’ kategorisindeki yapımlar dışarda ilgi görüyor mu?

Şu ana kadarki sonuçlar oldukça iyi.

Başrolünde Burcu Biricik’in olduğu Fatma, yayınlandığı ay 36 ülkede Netflix’in top10 listesine girmiş. Çağatay Ulusoy’un oynadığı Kağıttan Hayatlar’da ise bu rakam daha yüksek. Dizi 47 ülkenin top10 listesinde…

Bu ülkeler arasında Mısır, BAE, Suudi Arabistan, Yunanistan, Meksika, Şili, Arjantin var ama ilginçtir, Fransa, İspanya, Portekiz de var.

Türk dizilerini izlemeyenler arasında Türkiye’ye kültürel anlamda yakınlık duyuyorum diyenlerin oranı %23 iken, Türk yapımlarını izleyenler arasında bu oran %46’ya çıkıyor.

Araştırma, ayrıca Türk dizilerini izleyen her iki kişiden birinin Türkiye’de üretilen mal ve hizmetleri satın almaya daha eğilimli hale geldiğini de saptamış.

Dizilerin 30 kadar dilde altyazı seçeneği ile beraber sunulması yapımların orjinal dilinde yeni Türkçe izlenmesini sağladığından, hikaye ile beraber dil de dolaşıma giriyor.

Artanç Savaş ve Pelin Mavili, dizilerin Türkçe orjinal dilinden izlenmesinin Türkçe’ye ilgiyi arttırdığını söylüyorlar. Belirli bir rakam ya da oran yok; sadece sık sık Türkçe öğrenmeye başlayan abonelerden mesaj alıyoruz gibi bir ifade var.

Artınç Savaş’la irtibat kurup bu ‘yerli dizi’ atılımın asıl nedenini sordum.

Verdiği cevap şu şekilde:

“Türkiye’de hem orijinal ve lisanslı yapımlar alanında hem de fiziki altyapı anlamında yatırımlarımızı arttırmaya devam ediyoruz. Bu artışın ana nedeni, bu toprakların hikayelerine ve hikaye anlatma geleneğine duyduğumuz inanç. Türü, formatı ne olursa olsun Türkiye’den çıkan hikayelerin doğru anlatıldıklarında dünyada net bir karşılık bulduğunu, farklı kültürlerle etkileşime geçebildiğini görüyoruz."

Bunlar güzel haberler tabii, ama meselenin diğer tarafında da “Netflix’in giderek daha fazla yerli dizi dolması dışardan gelen yapımlara yeterince yer verilmemesi sonucunu doğurur mu? Platformun doğal müşterisi, otantik izleyicisi bunu performans kaybı olarak görmez mi?” gibi önemli bir soru var.

Türkiye’de insanlar zaten Türk’ün Türk’e propagandasından fena halde bıkmış durumda. Yerlilik millilik yorgunu oldu ahali.

Ya Netflix, Puhu TV olursa?

“Eş zamanlı olarak dünyanın dört bir yanından Türkiye’deki üyelerimize sunduğumuz yapımların sayısı da artıyor. Geride bıraktığımız birkaç yıl içerisinde Türkiye’deki içerik kütüphanemizdeki yapımların sayısı yüzde 500’den fazla artış gösterdi. Türkiye’de ve dünyada yaptırdığımız kamuoyu araştırmaları, üyelerimizin Netflix’i tercih etme nedenleri arasında nitelik ve nicelik anlamında zengin bir içerik sunulmasının ilk sıralarda yer aldığını gösteriyor. Ancak elbette daha yolun başındayız ve atmak istediğimiz pek çok farklı adım var.”

İyi bakalım, hayırlısı olsun.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00