Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtülüleri müstakbel yasak olasılığına karşı koruma girişimi iktidarın "Pas verdiler ama onu gole çevirdik" şeklindeki tatsız ama beklenebilir tavrına çarptı.

        Öngörülebilir bir durumdu.

        Kimse kendisini kandırmazsa iyi olur. AK Parti başörtüsü yasaklarına çözüm bulmak için çabalarken 2008’de neredeyse kapatılıyordu.

        2013’te tüm kararlılığını ortaya koydu ve CHP’nin de maraza çıkarmaması sayesinde konu çözüldü.

        Ancak bu çözüm halen Erdoğan’ın garantörlüğünde süren bir şey.

        Z kuşağı "Ne saçma yasakmış aşko yaa" diyerek mukabele ettiği bu yasağı hatırlamıyor, bugünkü tartışmaları da anlamıyor doğal olarak.

        Ama dinazorlar ve yaşı 40 civarında olanlar neler yaşandığını ve olası bir iktidar değişiminde neler yaşanabileceğini iyi biliyor.

        İlginçtir Kemal Bey’in parti içindeki muhatapları da biliyor.

        Biliyorlar ama "Vayyy ne gerek vardı zaten çözülmüştü" diyerek çıkardıkları vaveyla ile bu meseleyi aslında hiç hazmetmiş olmadıklarını da göstermiş oldular.

        Erdoğan bu hamleye karşı kaba davrandı, “Sen kiiim başörtülü bacılarımıza kol kanat germek kim?” mealinde bir karşılık vererek Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki olumsuz açıklamalarından yaptığı bir videoyu göstererek "İşte sen esasında busun" demeye getirdi.

        Oysa bugün Beştepe’de yer yurt tutmuş bazılarına ve kurdukları resmi/gayri resmi çalışma arkadaşlarına 'geçmişleri açısından' baksak başımız döner düşüp bayılırız.

        AK Parti, yol arkadaşları itibariyle "Geçmiş geçmişte kaldı" sözünü referans almış bir doğa belgeseli gibidir.

        Ama yalan yok, Erdoğan’ın “Madem öyle, bu meseleyi anayasa ile güvence altına alalım” teklifi doğru. Yasa yeterince koruyucu bir enstrüman değil ve tarihte çok dramatik travmalara neden olan akıl dışı yasakların tekrarını önlemek için pekala anayasa zırhı gerekebilir.

        Ancak o günkü ve devamındaki konuşmalardaki tek doğru şey bu.

        Çünkü devamında pas, gol, gibi ifadelerle, madem öyle anayasa değişikliğine aileyi korumayı da katalım demelerle mevzu iyice internetten yapılan alışveriş kıvamına geldi.

        Malum online alışverişte bir ürünü sepete atmaya ikna olduğunuzda karşınıza "Onu alan bunu da aldı" diye teklifler çıkar, sonra paçayı kaptırmış olduğunuz için uzun bir süre ekranınıza aynı sitenin reklamları düşer, iş bir dayatmaya dönüşür.

        “Başörtülü kadınlara temel hak ve özgürlükleri ile ilgili bir güvence mi vadettin, o zaman şunu da yap, bunu da yap, onu da kabul et bunu da kabul et. Bunu da koy sepete”.

        Temel hak ve özgürlükler konusunda centilmence yarışmak bu ülke için olabilecek en güzel şey olurdu.

        Ancak aynı bağlamda olmayan, aynı hakkı korumayan konuların birini diğerine koşul yapmak ve bundan siyasi şantaj malzemesi çıkarmak çirkin.

        Kadınların kimlik güvenliğini, inanç özgürlüğünü savaş ya da alışveriş konusu yapmak utanç verici.

        İşin tuhafı bu bir ‘başörtüsü meselesi’ de değil özünde. Böyle giyinmeyi tercih eden kadınların haklarının ve özgürlüklerinin bir kez daha herhangi bir dayatma ile parçalanmamasını teminat altına alma arayışı.

        Bu talebe karşı yıllarca direnen, bariyer oluşturan da CHP ya da CHP’de temsil olunan görüş olduğu içindir ki, bu adımı atanın CHP olması da makuldü. Eşyanın tabiatı bunu gerektirir. Senin için öteki olanın hakları için adım atmak, kendi ya da kendinden olanın haklarını korumaktan daha değerlidir.

        Sözün özü Kılıçdaroğlu iyi yaptı. Tıpkı Erdoğan’ın cem evlerini ziyaret ederken gayet iyi yapıyor olması gibi.

        Kötü ve tuhaf olan muhalefetten yükselen kakafoniydi.

        "Kılıçdaroğlu aday olmasın" görüşüne taraftarlıkları ölçüsünde kazanç sağladıkları ‘bazı belediyelere’ olan borçlarını bir de buradan ödemek durumunda hissettiler sanırım.

        Aralarında Kılıçdaroğlu bu gidişle şeriatı getirecek yollu analizlere yelken açanlar bile oldu.

        Hadi iktidardakiler seçim yaklaştıkça kullanışlı olacak önemli bir silahı, kozlarını, santraforlarını ya da uğurlu futbol toplarını kaybetmek istemiyor. O yüzden hiddetlendiler.

        Peki muhalefetteki akıl tutulmasına ne demeli?

        Efendim neymiş bu konu ‘çözülmüşmüş’.

        Tamam işte "Çözülmüş haliyle devam edecek, valla dokunmayacağız. Sözüme inanmıyor olmanızı da anlarım, o yüzden bakın yasa teklifi de sunuyorum" diyor adam.

        Niye demesin?

        Bir muhalif eğer kendisini demokrat ve ahlaklı biri olarak konumlandırıyorsa bundan neden rahatsız olur?

        Bu rahatsızlığınız “Aaa ama Kemal Bey nasıl yani? Biz bunları doğduklarına pişman etmeyecek miydik yaa. Ay yoksa her şeyi mi yanlış anladık” şeklinde bir görüntü arzederken nasıl olacak da "Toplumu barıştıracağım" diyen genel başkanınızı bütün ülkenin cumhurbaşkanı olması için destekleyeceksiniz siz?

        Hayır bir de “Kültür Tayyip Erdoğan’ın alanı, o işi en iyi o biliyor, sen o alana girersen kaybedersin dayı” diyen muhalifleri gördüm.

        Bu nasıl bir öğrenilmiş çaresizliktir?

        Bu nasıl bir ilimsizliktir, bilimsizliktir, politika bilmezliktir.

        KAZANACAKSA BÖYLE KAZANACAK

        “Kılıçdaroğlu ne yaparsan yap, o Sünniler sana oy vermez” diyenler de vardı, neredeyse merhamet duydum.

        Ne Erdoğan cem evlerini ziyaret etti diye bütün aleviler blok halde Erdoğan’a oy verecek, ne de Kılıçdaroğlu yasa teklif etti diye bütün dindarlar ve başörtülü kadınlar Kılıçdaroğlu’na oy verecek. İki siyasetçi de bu kadar naif değil.

        Ama siyaset insanların oy vermedikleri partilerden nefret etmedikleri ya da korkmadıkları bir zeminde yapılabilir sadece. Bu zeminin olmadığı yerde önünde sonunda sopalar konuşur. Her iki siyasetçi de bunu gayet iyi biliyor bu biiiir.

        İkincisi, elbette Kemal Bey günün sonunda bir parti genel başkanı ve bir partinin toplumdaki karşılığını arttırmanın yolu oyunu arttırmak. Bu da kötü bir şey değil.

        Çok açık ki altılı masanın gösterdiği aday olmak istiyor Kemal Bey.

        Bu ise ancak hangi kadroyla çalışacağını, yani kimlerin nerede nasıl konumlandırılacağının ortak adayla beraber ilan edilmesi ile olur.

        Bunu daha önce yazmıştım. Ama o zaman eklemediğim kritik noktayı da ekleyeyim, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı için düşünülen isimler %70’i sağ, muhafazakar, dindar, milliyetçi, İslamcı yelpazeye dağılmış olan topluma güven verirse, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olması o kadar da zor olmaz.

        DERSİMLİ KISSINGER

        Varsayalım Kılıçdaroğlu gerçekten ortak aday oldu.

        Altılı masadaki üç dindar-muhafazakar/demokrat parti ve iki sağcı parti eliyle bu bu ittifaka klasik chp tabanının dışındaki sosyolojilerden de oy gelecek.

        Ve o ihtimalde, eğer Erdoğan ya da Kılıçdaroğlu ilk turda seçimi alamazsa ve seçim ikinci tura kalırsa…

        Kılıçdaroğlu şunu iyi biliyor: İlk turda altılı masaya oy verenin, ikinci turda da aynı dirayeti göstermesi, elinin titrememesi, yumurta kapıya gelince panik olmaması, “Neyse yaa biz Erdoğan’a yeterli mesajı verdik, şimdi tekrar Cumhur İttifakı’na dönelim" yoluna sapmaması gerekir.

        İlk turda gösterdiği oy davranışının devamını getirmesi gerekir.

        O kritik eşikte oy davranışının ikinci turda değişmemesi ise, bugün hunharca saldırılan adımlar atabilmesine ve ikna edici olmasına bağlı.

        Anlayacağınız Dersimli Kissinger'ın 2019 yerel seçimlerine gelene kadar adım adım yürüttüğü bir plan var, yavaş ama derinden gidiyor. CHP'nin toplumla arasına mesafe koyan kamburları aşmaya çalışıyor. O kamburlardan bir fayda gelseydi zaten çok önceden gelmiş olurdu diye bakıyor olmalı.

        Tek sorun, taşıyıcı kolonları inanılmaz derecede sorunlu bir partide genel başkan olacak kadar talihsiz olması.

        Diğer Yazılar