Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Amerika’da her sene Kasım aynın son Perşembe’si Şükran Günü olarak kutlanır ve dini, milleti, ırkı fark etmeksizin hemen herkes ailesinin evine gider ve aşağı yukarı aynı yemeklerin olduğu büyük sofrada buluşur. Amerika kıtasını keşfedenlerin yedikleri yemekler yapılır o gün, baş köşede de dev bir hindi durur. Füme eti ya da kıyması sıklıkla kullanılsa da koca hindinin bütün olarak pişirildiği ve sofraya konduğu yegane gündür bu—bizdekinin aksine yılbaşı hindisi geleneği yok ABD’de.

        Orta okulda “Turkey”den geldiğim için Şükran Günü’nde İngilizcede hindi anlamına gelen “turkey” yiyip yemeyeceğim ironik bulunmuştu bir öğrenci tarafından. O yaşlarda çocuklar çok zalimdir; “turkey” diye çok dalga geçmişlerdir, benim gibi pek çok “Turkey” vatandaşında da ülkemizin İngilizce adı aşağılık kompleksi olmuştur. Yurtdışında okuyanlarda travmadır bu.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu konuya birkaç senedir takıntılı. “Made in Turkey” yerine “Made in Türkiye”yazılmasını istemişti, oldu. Turizm Bakanlığı “Hello Türkiye” reklamları yapmaya başladı. Son olarak Dışişleri Bakanlığı resmi bir yazıyla Birleşmiş Milletler’den Türkiye’nin resmi adının “Republic of Turkey” yerine “Republic of Türkiye” olarak değiştirilmesini istedi ve karşılığını aldı. Bundan böyle BM ülkeleri de “Türkiye” diyecek; gerçi “Turkiye” olarak yazılacağına ve nasıl telaffuz edileceğine dair bir karmaşa da var ama en azından İngilizcede “Türklerin yaşadığı yer,” olarak 1719’dan beri kullanılan “Turkey” tedavülden kalkmak üzere. Ama çocukluk acılarıma rağmen yine de “Turkey” demeyi özleyeceğim sanki.

        Ülkelerin veya şehirlerin adlarını değiştirmelerine bazen rastlanıyor. Constantinople değil İstanbul, Burma değil Myanmar. Beijing-Pekin meselesinin hala içinden çıkamadım. Ama Türk hükümetinin talebi ülkenin adını değiştirmek değil yabancı dilde de Türkleştirmek. Batılılaştırılmış “Turkey” ifadesi dile yerleşti artık, Türkiye’yi İngilizcede telaffuz etmek daha zor. Resmi olarak değiştirilse de uzun süre “Turkey” olarak kullanılmaya devam edecek. Bazen zorlama isim değişiklikleri tutmuyor; hala “birinci köprü” mesela.

        Öte yandan, bu uluslararası değişiklik milliyetçi bir zafer ve ülkenin dünya çapında itibarının kazanılması olarak içeride pazarlanacak. Seçim süreci hızlandıkça dünya lideri, dünyaya dediğini yaptıran lider gibi kampanya mesajlarında malzeme olarak kullanılacak.

        Açıkçası ayrıntıları bilmediğim ve geldiğim ülkeden dolayı sürekli benimle alay edildiği yıllarda ben de içten içe İngilizcede ülkemizin adının değiştirilmesini hayal ederdim. “Turkish Republic” denseydi mesela, ya da şimdi olduğu gibi Türkiye. “Turqey” diye yazılsa İngilizcede kuşla ayrıştırılır mıydı?

        Her sene Şükran Günü’ne halk arasında “Turkey day” dendiğini görünce, sosyal medyada her Kasım sonu #turkey etiketinin dolaştığını fark edince kuşla ülke arasındaki isim ortaklığını biraz daha merak etmeye başladım. Bedava Türkiye reklamı aslında.

        Çok da fazla araştırma yapmama gerek kalmadı, hemen her sene sofradaki kuşun adının nerede geldiğine dair yazılar çıkıyor Amerikan basınında. Ortalama bir Amerikalı ne kadar farkında bilmiyorum ama İngilizce okur-yazar kesiminin ülkemizin adının kuştan değil, kuşun adının Türkiye’den geldiğini bildiğine eminim. Kaldı ki ülkenin adı kuştan gelse ne olur?

        Gerçi kuşun bizimle hiç ilgisi yok. İsmin tarihçesi biraz komik ama utanılacak ya da aşağılık kompleksi gerektirecek bir durum değil. Hatta üstünlük taslamamıza bile vesile olabilir: En önemli gününüzdeki kuş bile bizden geliyor ey Amerikalı! Türkiye’nin dünya tarihindeki geçmiş etkisi ve gücünü hatırlatması için bile sahip çıkılmalıydı “Turkey” kelimesine.

        OLMAYAN TÜRK KUŞUNUN TARİHİ

        Amerika’yı keşfedenler geldikleri yeni dünyada bir kuş buluyorlar, ama kesip yedikleri bu kuşu bir yerlerden gözleri ısırıyor. İngiltere’den yeni dünyaya ayak basanlar geride bıraktıkları kıtada zamanında Türk tüccarların Afrika’dan bulup getirdikleri kuşun burada da karşılarına çıktığını zannediyorlar. Çünkü ikisi de birbirine benziyor. Bizim hindi dediğimiz kuş yeni kıtayı keşfedenlerin bu topraklarda buldukları kuş.

        Oysa Türk tüccarlarının Afrika’dan bulup Avrupa’ya getirdikleri sattıkları kuşun hindiyle ilgisi yok. Benziyor ama İngilizce adı “guineafowl,” bizde de beçtavuğu ya da Afrika tavuğu olarak biliniyor. Bizde yılbaşında, Amerika’da da Şükran Günü’nde sofrada olan kuş ise Amerika kıtasına özgü bir başka tür: Biz hindi diyoruz, Amerikalılarsa “turkey.” Amerika’yı keşfedenler buldukları kuşun Türkiye’den geldiğini sanıyor, ama biz Türkler de yılbaşı sofrasındaki kuşun Hindistan’dan geldiğini zannedip Hindi diyoruz. Dünyada bu kafa karışıklığını yaşayan tek ülke biz değiliz. Fransızcada kullanılan “dinde” Hint tavuğu anlamına gelen “poulet d’Inde”den geliyor. Amerika kıtasına özgü bu kuşun Hindistan’dan geldiğinin varsayılması sömürgeci katil Kristof Kolomb’un bulduğunu zannettiği yeni kıtayı Hindistan sanmasıyla ilgili. Sonuçta bu kuşun Türkiye’yle ilgisi yok, zamanında Türk tavuğu olarak pazarlanan beçtavuğu ise Türk tüccarların Batı Afrika’dan bulup Avrupa’ya taşıdığı başka bir kuş.

        Belki Birleşmiş Milletler’de “Turkey” adının artık kullanılmayacak olması Hindistan’ın popülist ve milliyetçi lideri Modi’ye ilham olur, Türkiye’ye ve Fransa’ya hindi yüzünden baskı uygular.

        Diğer Yazılar