Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Altı partinin birleşip kuvvetli bir lideri yenememesine dair Macaristan örneği muhalefetin en büyük kabus senaryosu. Batı dünyasının, basının da beklediği yola liberal-batıcı bir siyasetçi olarak çıkan, hatta George Soros’un yanında yetişen ama giderek otoriterleşen Viktor Orbán’ın gücünün bu sayede kırılacağıydı. Altı parti bu uğurda en popüler belediye başkanını aday gösterdi, ama kendi bölgesinde bile galip çıkmadı. Macaristan, otoriter liderlerin topladığı halk desteğinin tüm muhalif partilerden daha güçlü olduğuna dair bir felaket senaryosu olarak belleğimize kazındı.

        Ancak Altılı Masa ve iktidar için tek örnek Macaristan değil. Muhalefet kazanacağından o kadar emin ki Kemal Kılıçdaroğlu ya da bir ceket veya boş bir sandalyeyi bile aday göstermeyi risk olarak görmüyor. Kim bilir, haklı çıkabilirler ve gerçekten kim olursa olsun Erdoğan’ı yenebilir. Çünkü siyasi ittifak, evet, Macaristan’da başarısız oldu ama İsrail’de de kimsenin yerinden edemez dediği Netanyahu böyle devrildi. Ama filmin sonunu bilenler bunun Erdoğan için de aslında en iyi sonuç olduğunu görecek.

        YENDİLER AMA

        Altılı Masa’daki liderlerin hiçbir ortak noktası yok. Aynı siyasi partiden çıkan Davutoğlu ve Babacan bile ayrılıyor. Üzerinde tek uzlaştıkları konu Erdoğan’ın gitmesi gerektiği. İsrail’de de sağ, sol ve hatta Arap partileri birleştiren Benjamin Netanyahu’dan kurtulma arzusuydu. Ve bu hesap tuttu, birleşerek İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanını yenmeyi başardılar.

        Ancak bu kurt politikacının tarihten silineceğini düşünenleri çok kısa süre sonra farklı bir sonuç bekliyordu. Muhalefet bloğu İsrail’de seçimleri kazandığından beri ülkede bir türlü hükümet kurulamadı. Neredeyse her ay yeniden seçime gidildi, farklı koalisyon modelleri denendi. Sabrı tükenen İsrail halkı da siyasetçilerin bu beceriksizliklerinden, sistemin tıkanmasından, işlerin yürümemesinden bezdi.

        Ve geçen sene yapılan seçimlerde aşırı sağın da desteğiyle İsrail halkı yeniden Netanhahu’yu seçti. Onu bir kalemde çizenleri ters köşe yatırdı ve siyasette tek kalıcı lider olduğunu kanıtladı. Şimdi İsrail’i istediği gibi değiştiriyor, hatta Yahudi olmanın kriterlerini bile yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. Ne de olsa güç onda artık.

        Kitleleri arkasına alabilen ama liberal demokrasi yanlıları öfkelendiren pek çok otoriter lider gibi Netanyahu’nun asıl becerisi iş bitirebilme özelliği. Tıpkı Orbán’ı yeniden seçen Macaristan halkı gibi İsrailler de tek bir konuda bile uzlaşamayan muhalefettense en azından tanıdıkları, bildikleri, işi yürütebileceklerinden emin bir lideri—pek istemeseler de, ellerinde daha iyi seçenek olmadığından, gönüllerinden geçmeden—yeniden seçtiler.

        Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde seçmenler artık entelektüel kaygılarla değil, pratik nedenlerle oy veriyor. Bir esnaf gibi iş bitirebilme özelliği siyasetçilerin sahip olabileceği en büyük katma değer. Erdoğan da son yıllarında karlılığı hedef alan bir şirket yöneticisi gibi pragmatik davranıyor. Bozulan ilişkiler—Dubai, Katar, Suudi Arabistan—kar getireceği için onarılıyor, Rusya krizi fırsata dönüştürülerek Türkiye’ye para akışı sağlanıyor, ABD’yle pazarlık yürütülüyor.

        Market raflarından ürün sıkıntısı olmaması, üretimin hala sürmesi, enflasyon artsa ve fiyatlar yükselse de ciddi işsizliğin yaşanmaması, hayatın bir şekilde sürüyor olması pratik zekanın ürettiği kısa dönemli çözümlerin sonucu. Tabii, bu çözümler kısa dönemli olduğu için ileride Erdoğan’ı da zorlama ihtimali var.

        Bu aşamada uzun vadeli bir plan yapıldığını zannetmiyorum. İktidar günü kurtarma ve seçimi kazanma peşinde. Bu yüzden bütçenin ağzı açılıyor, ücret artışı dağıtılıyor, ileride göreve kim gelirse gelsin zorlayacak adımlar atılıyor. İktisatçılar Erdoğan kazanırsa bile iktidarının en az birkaç yılı bugünün hatalarını toparlamakla geçireceğini öngörüyor. Faiz artışı, işsizlik, daralma kaçınılmaz vs. Sırf seçim kazanmak için eşi benzeri görülmemiş bir harcama dalgası başlatmak ciddi bir risk.

        KURTAR BİZİ BABA

        Belki de kazanmamak Erdoğan için en iyi seçenek olabilir. Öncelikle öngörülen yıkım yeni iktidarın üzerine kalacak, bugünün yanlışlarının faturası da yeni hükümete çıkacak. Dahası, Altılı Masa’nın başta ekonomi olmak üzere Türkiye’nin önemli sorunlarıyla ilgili ortak bir planı olmadığı ortada. Ekonomi yönetimi konusunda CHP’deki arkaik kadrolarla Akşener’in parıltılı ekibini bile aynı masada düşünmek zor. İthalata dayalı liberal ekonomiyi savunan, ekonomiyi yönettiğinde bu politikaları uygulayan Ali Babacan’la kendi kendine yeten, üretime dayalı bir modele geçiş de mümkün değil.

        Rusya’yla ilişkiler kopartılacak ve para akışı bitecek mi, Körfez ülkeleriyle ilişkiler dondurulacak ve yeniden ABD eksenli bir Ortadoğu politikası mı izlenecek. Altılı Masa bu konularda da net değil.

        Yapılacak onca iş arasında tek vaatleri olan eski sisteme dönüşe vakit ayırmak da Altılı Masa iktidarına tahammülü sınayacaktır. 90’ların koalisyon hükümetlerini yaşayanlar için benzer travmaların canlanması demek bu.

        O sürecin sonu o zamanlar pek denenmemiş bir isim olan Erdoğan’a yaramıştı. Sarsıntılı ve istikrarsız bir Altılı Masa iktidarı da bir köşede bekleyen dinlenmiş / yenilenmiş Erdoğan’a yarar. Demirel’e de gülmüşlerdi, Netanyahu’ya da. Sonunda seçmen “Kurtar bizi Baba!” diye kapılarını çaldı. Bu sefer de “baba” yerine “reis” derler.

        Diğer Yazılar