FACEBOOK'ta kısa kısa hayatlar
BAŞTA çok şahane gelmişti. Hemen koşup parseller tükenmeden iki oda bir salon deniz manzaralı bir mek^ân kapmıştım kendime Facebook’ta. Herkes bir bir sekiyordu sanal ortama, heyecan yüksekti. Dostlarımızla maceradan maceraya koşuyorduk. İlk günlerde en büyük eğlencemiz “Facebook’ta ebemizi bulmaktı!” Yirmi yıl geride bıraktığımız lise arkadaşlarımız, 30 yıl geride kalan ilkokul arkadaşlarımız derken gerçekten neredeyse birçoğumuz ebemize kadar yaklaştık Facebook’ta. İlkokul arkadaşlarımızla örtmenimizi çekiştirip birbirimizin saçları dökülmüş, kilo almış fotoğraflarına acıklı acıklı bakmamızın ardından sessizce evlerimize dağıldık çünkü kendimiz hakkında çok şey bilmediğimiz yaşlarımızda geçirdiğimiz beş yılın ardından ne ısırıp birbirimizi sinir edeceğimiz arı mayalı silgimiz ne de arkadaşımızın sırtına sinsi bir şekilde yapıştıracağımız, üzerinde “Ben eşeğim” yazan kâğıtlarımız vardı. Aynısı lise arkadaşlarımız için de oldu. Birbirimizin yaşlanmış fotoğraflarına acı dolu bakışlar fırlattıktan bir adım sonrasında ne yapacağımızı bilemedik. Sonra kısa video çılgınlığı başladı. Komik reklamlar, amatör kamera kayıtları, şarkılar paylaştık. Merakla bu kısa videoları izledik ve benim için artık bunları izlemenin de bir esprisi kalmadı. Şimdi tüm eğlencesini bu kısa videolar üzerine kuran bir nesil yetişiyor. Tüm hayatlarını bu sanal dünya üzerine kurdukları için sosyal hayatta fena zorlanıyorlar. Tarla gördüklerine “aa tıpkı farmville” gibi diyorlar. Sokakta bir şey beğendiklerinde hemen “bunu beğen” düğmesi arıyorlar. Farkında mıyız bilmiyorum ama Facebook yeni bir sosyal medya olmaktan çok anti sosyal kısa kısa hayatlar çöplüğü olma yolunda hızla ilerliyor. İnternette gezme enerjisini Facebook’a yönlendiren, iki dakikasını herhangi bir gazetenin internet sitesine ayıramayan, ülke gündeminden bihaber Facebook gençliği toplumsal geleceğimiz ile ilgili ciddi endişelere sürüklüyor beni.
Köpeğe biber gazı sıkılır mı?
DEVLET kademesinin şahaneler şahanesi, cevizli güllaç tadındaki Pitbull genelgesinin ardından birçok çirkin olay yaşandı. Pitbull sahipleri para cezasından kaçmak için köpeklerini ortalığa saldı. Kendilerini bir anda kapının önünde bulan köpeklerin insanlara yaşattıkları hâlâ gazetelerimize haber olmaya devam ediyor. İbretlik bir başka Pitbull haberi dün yine gazetelerdeydi. Adana’da başıboş bırakılan bir Pitbull köpek bir evin mutfağına sığınmış. Belli ki acıkmış ve belli ki bir evde bakılıyormuş kendisine. Ancak evin sahibi haklı olarak korkmuş mutfağında birdenbire köpeği görünce. Akla ilk geleni yapmış ve polise telefon etmiş. Olay yerine gelen ve bir köpeği derdest etmek için gerekli ekipmana (doğal olarak) sahip olmayan polis ise hemen biber gazına yapışıp hayvanın gözüne biber gazı sıkmış. Vahşetin, acımasızlığın, iş bilmezliğin boyutlarına bakar mısınız? Hayvana eziyet bu kadarla da bitmemiş. Polisin köpeği evden çıkaramaması üzerine iş bilir komşulardan biri köpeğin boynuna naylon ip bağlayıp çeke çeke çıkarmış. Sonra hayvanı götürecek araç bulunamadığından köpek uzun süre bir elektrik direğine bağlı olarak bekletilmiş. Bu kısa ama acı dolu hikâyeyi inşallah Çevre Bakanı okumuştur. İnşallah yüreğinin bir yerinde minicik de olsa hayvan sevgisi vardır. Umarım hemen çalışma arkadaşlarına her kent için profesyonel hayvan toplama ekipleri kurulmasını ve bu ekiplerin kolluk kuvvetleri ile koordineli çalışmasını emretmiştir. Umarım o da çok üzülmüştür gözüne biber gazı sıkılan köpeğin hikâyesine.
Gerçekten 5 dakikada şarkıcı olmuş
GEÇEN hafta Bergüzar Korel, yeni dizisi “Bitmeyen Şarkı- ”nın tanıtım haberlerinde 5 derste 10 yıllık şarkıcı gibi oldum deyince hayli yadırgamıştım. Ama dizinin tanıtım fragmanlarında Korel’in seslendirdiği şarkıdaki başarısını görünce düşüncelerimi geri aldım. Gerçekten de 10 yıllık şarkıcı gibi söylüyor şarkısını. Sesi de güzelmiş, yorumu da hiç fena değil. Hatta birçok başarılı bulduğumuz şarkıcı ile aşık atabilecek cinsten. Bu durumda 5 dakikada 10 yıllık şarkıcı açıklamasına biz değil, yıllardır bu işi yapıp Bergüzar gibi şarkı söylemeyi beceremeyenler alınmalı...
Fena uyuz oluyorum Şanzelize, Las Ramblas planlarına!
GERÇEKTEN delirecek gibi oluyorum. İstanbul’a yeni bir hizmet getirecek, bir meydana ilginç (çoğu zaman akıllara zarar ve birkaç ay sonra uygulamadan kaldırılacak) yeni düzenleme getirecek olan belediye başkanlarının yurtdışında görüp etkilendikleri meydanların isimlerini zikredip “ahanda Taksim bildiğin Şanzalize gibi olacak, valla sen daha inanma!” tadında cümleler kurmalarına... Yok kardeşim! Burası ne İspanya ne de Paris. Burası binlerce yıllık geçmişi, her ne kadar içine etmiş olsak da belli bir yaşam kültürü olan İstanbul! Apartma planlarla, sevdiğimiz kentlere özenmelerle olacak iş değil. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül “Nişantaşı’nı Barcelona’nın Las Ramblas Caddesi” gibi yapmaya karar vermiş. Bu fikre göre Abdi İpekçi Caddesi trafiğe kapatılacakmış. Bu çok ciddi ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir karar. Şehir planlamacılarla, trafik uzmanları ve akademisyenleriyle uzun uzun üzerinde tartışılması gereken çok ama çok ciddi bir fikir. İstanbul’un çok önemli arterlerinden olan Nişantaşı’nın en yoğun caddelerinden birini trafiğe kapamak “bugün Nişantaşı, yarın Las Ramblas” cümlesini kurmak kadar kolay değil. Nişantaşı birçok açıdan Las Ramblas’tan daha güzel bir yer. Üstelik çok da güzel bir adı var. Ne gerek var bu yabancı marka düşkünlüğüne?