Pazar günü bir yaş daha almamın sayesinde biraz daha vahimleşme eğilimi gösteren ölüm korkumla ve gelecek endişelerimle yüzleşebilmek ve bunlarla kaliteli biçimde mücadele edebilmek için Orhan Pamuk yöntemini kullanmaya karar verdim. Bunu uygulamaya başladım bile ve biliyor musunuz bunun çok da iyi geleceğine inanıyorum şimdiden.

***

Uyguladığım yöntemin adı da Orhan Pamuk olunca bunun kitaplarla ilgili olduğu herhalde anlaşılmış olmalı.
Ben bir süredir Pamuk’un ‘Manzaradan Parçalar-Hayat, Sokaklar, Edebiyat’ adlı kitabını okumaktayım. Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu kitap yazarın hayat ve edebiyatla ilgili düşünceleri ile dolu. Hem heyecan veriyor bana hem de çok öğretici buluyorum.
Hayatını okumak ve yazmak üstüne kurmuş bir insana yakışan biçimde Pamuk hayatta canı sıkıldığında, tedirgin olduğunda bunlarla kitap okuyarak başa çıkıyor. Bu çok normal ve onun gibi bir insanın da böyle olması beklenirdi zaten.

***

Gençlere de gelebilecek ama yaşla daha da sertleşen ölüm korkusu baktım hayatımda yoğunlaşmaya başlıyor, bana en uyanın Orhan Pamuk’un yöntemini kullanarak bununla mücadeleye girişmek olduğuna karar verdim ve doğum günüm sabahı başladım mücadeleye.
Daha önce almış olduğum ve eskiden okuduğum üç kitabı kitaplığımdan indirip yanı başıma koydum.
Onların orada sadece durmaları bile bana huzur vermeye başladılar.

***

Yanımda şu an durmakta olan kitaplar şunlar: 1- ‘The Coming of Age’, Simone de Beauvoir.  2- ‘İvan İlyiç’in Ölümü’, Lev Tolstoy. 3- Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek, Irvin Yallom…
Beauvoir’un kitabında yaşlanma sürecinin koşulları ve yaşlılığın kendilerine ölümü çağrıştırdığı toplumun yaşlıları tavırlarıyla, kullandığı özel lisanla nasıl tecrit etmek, yalnızlaştırmak için çalıştığı ve bununla nasıl mücadele edilebileceğinin yöntemleri üzerine düşünülüyor.
Tolsoy’un kitabı ise bir büyük yazarın ölüm gibi zor bir konuyu nasıl düşündüğünü ve bununla nasıl başa çıktığını anlamamı sağlıyor.
Yallom’un kitabı ise daha pratik bilgiler içeriyor ve endişelerimle başa çıkabilmem için uzman tavsiyeleri de içermekte.

***

Ölümün romanını yazmış olan Tolstoy bir gece karısına mektup bırakıp evden ayrıldı ve gitti. Mesajda benim yaşımdaki insanların yaptığı gibi "Ben de inzivaya çekileceğim" demekteydi.
Nereye gidecekti bilmem ama yarı yolda trende hastalandı ve bir istasyonda indi ve istasyon şefi onu evine aldı. Orada da öldü ve tek başına huzurla kimseyi rahatsız etmeden ölme hayali pek gerçekleşmeden hayattan çekildi büyük yazar.

***

Tolstoy ölmeden önce bir kamera ekibi de kasabaya gelmiş. Şimdi ben bu filmin eğer varsa peşindeyim. Büyük yazarı son saatlerinde mutlaka görmem lazım.

***

Tolstoy’un kendisine seçmek istediği ölüm yöntemi sahiplerine sadık olan ve onları seven köpeklerin ölüm yöntemine benziyor. Bu köpeklerin ölümü çok da asil biçimde olur, benim başımdan bir defa geçtiğinden bilirim bunu. Afet adlı bir köpeğimiz vardı. O bir gün sürekli göz önünden çekilip Kanlıca’daki evin bahçesinin ücra köşelerinde yatmaya başladı ne kadar çağırsak yanımıza gelmiyordu. Sonunda gözden uzakta kimseyi rahatsız etmeden ölmeye yattığı anlaşıldı.

***

Yallom'un dediği gibi ölüm korusunu özelikle benim yaşlarımda kafalarımızdan tamamen atmak mümkün olmayabilir de ama en azından hayatımı daha başa çıkılabilir hale getireceğinden eminim bu Orhan Pamuk yöntemimin. Başarısızlık yaşarsam bunu da yazacağım ki belki bu da ileride yardımcı olur aynı mücadeleyi vermek zorunda olacaklarına emin olduğum gençlere diye. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!