4 gün önce Friends dizisini daha derinden anlamamızın bizlerin bugün yaşamakta olduğumuz hayatlarımızı daha iyi anlamamıza yol açacağını bir gün sonra böyle bir yazı girişimim olacağını söyleyerek bırakmıştım.
Dizinin tümünü seyretmek yapılan hesaplara göre 80 küsur saatten fazla sürüyormuş ben pazartesi sabaha karşı tümünü tekrardan seyretmeyi bitirdim.
Onca saat, onca yoğunlukta kurulan seyretme ilişkisi nedeniyle bazı duygular oluştu tabii ki, bu da beni "Artık yazıyı yazmaya hazırımdır herhalde" duygusuna taşıdı.
Bakalım bu duygum doğru mu şimdi göreceğim.

*

Bu diziye şu an neredeyse global düzeyde duyulmakta olan yoğun duygusallığı sadece nostalji kavramı ile açıklamak yeterli olmuyor.
Çünkü diziyi sevenlerin duyguları nostalji ile gelebilecek olandan çok daha yoğun.
Dizinin geçtiği Amerikan toplumunda, bazı dönemlerde, 30 yıl öncelerine nostaljik duygular oluşabiliyor bu bilinen bir şey.
Örneğin 1970’li yıllarda aniden 1950’lere yönelik yoğun bir nostalji oluşmuştu bu toplumda.
‘Happy Days’ adlı çok tutulan dizi o günlerde geçtiği için çok tutulmuştu. ‘Grease’ filmi de 1950’li döneme ait hikayesiyle çok popüler oldu 1970’lerde.
Friends dizisine de 1990’lı yıllara duyulan özlem nedeniyle şimdi sevgiyle yaklaşıyor olabiliriz ama dediğim gibi ortaya çıkan duygusallık bununla açıklanabilecekten çok daha yoğun.

*

Başlıkta dediğim gibi Friends dizisi aslında hayatın bir sit-com’u.
6 ana karakter aslında son derce sıradan olan hayatlarını sadece yaşıyorlar dizide.
Dizi başlamadan önce satış için toplantılarda yapılan 'pitch' konuşmasında dizinin ana konusu '6 karakter bir divanda oturup sohbet ediyorlar' olmuştu ve dizi sadece bu fikre dayanılarak yayıncı tarafından satın alındı.
Gerçekten de dizinin tümüne baktığımızda hayat sanki bu divan etrafında geçiyor gibi.
Arada bir farklı karakterlerin hayata girdiği bölümler oluyor ama onlarda bir ara mutlaka o divan etrafında görülüp ana karakterler ile sohbet ediyorlar.
Hayatın nerdeyse tüm sorunları sanki o divan üstünde ve civarında çözülüyormuş gibi.

*

Bu dizinin çekim setinin sergilendiği Warner Brothers Stüdyoları'nda gezenleri izleyenlerin anlattığına göre sette bu divan üzerine oturup duygusallıktan ağlayanlar bile olabiliyormuş.
O ağlayanlar tabii ki divanı özlemiş olduklarından değil onu temsil ettiği şeyi özlediklerinden ağlıyorlar.


*

O şey ne acaba? İnsanların bir arada oturup sohbet etmelerini, birbirlerinin suratlarına bakmalarını özler hale geldik son 15 yılda.
Şimdi düşünün bu dizi şimdilerde çekiliyor olsaydı 6 kişi o divana otursa ne olurdu biliyor musunuz, birkaç dakika içinde sadece kendi cep telefonuna bakarak sanki yalnızmış gibi yan yana oturan 6 kişi görmeye başlardık.

*

Dizideki bu insani bağlantıları artık gelişmeyi temsil ettiği söylenen teknolojiler sayesinde kaybettik. Sıcaklıklar, yüz yüze bakarak yapılan sohbetler yok yerini 'chat' aldı ya da 'WhatsApp' mesajı. Kimse artık bir mahalledeki demir parmaklıklar üzerine arkadaşlarıyla oturup sohbetlere de girmiyor.
Bir sevgili bulmak için yapacağımız konuşmaları bile yüz yüze yapmıyoruz, yüz yüze yapsak orada yaşadıklarımızı  arkadaşlarımızla karşılıklı paylaşıp destek de almıyoruz artık. Devamlı büyülenmiş gibi baktığımız telefonumuzdan gelmesini bekliyoruz ihtiyacımız olan yardımın.

*

Dizide sevdiği bir insan olunca kadın veya erkek yaşadıklarını o divan üzerinde arkadaşlarıyla paylaşıyor, destek ve yardım alarak yaşıyor.
Şimdi sevgili arayışı ilerlemeyi simgelediği varsayılan teknolojiler sayesinde toplu bir listeden ekran aşağıya kaydırılarak  yapılmaya çalışılıyor. Beğenebileceğinizi sağa beğenmediğimizi de sola kaydırarak seçim işimizi yaptığımızı sanabiliyoruz.
Bir koltuğa oturup yüz yüze konuşup tanışamadığımızdan sevgi de oluşmuyor tabii ki, mutsuz da olunuyor.

*

Bu çok dediğim çok radikal bir fikir değil tabi ki ama bugünlerde insani bağlantılarda ciddi bir kopuş yaşanmakta olduğu kesin, bizi sosyalleştirdiği söylenen onca teknolojiye rağmen gittikçe yalnızlaşıyoruz da…
Cep telefonlarımızla birlikte yalnızız.
Arkadaşlıkları, bir arada oturmaları misafirlikleri özlüyoruz.
Friends dizisi bu insani sıcaklığı yakaladığından insanlar yan yana oturup konuştuklarından bizi can damarımızdan yakalayabiliyor.

*

Bunu bir başka dizide de net görebilirsiniz. Benim de çok sevdiğim The Big Bang Theory’den bahsetmek istiyorum biraz. O dizide de ana karakterler, hepsi de yeni teknolojilerin insanı oldukları halde evde bir divanın etrafında oturup sohbetler ediyorlar, yemekler yiyorlar ve bu dizi yine bize iyi geliyor.

*

Divan adeta psikolojik yardım veren bir simgeye dönüşmüş durumda hayatta.
Divanlar psikiyatristlerin hastalarını anlatmaları için uzandırdıkları yer olduğundan bu da bizlerin aslında psikolojik yardıma ihtiyacımız olduğunun net göstergesi olabilir.
Friends dizisi bize sadece bazı bağlantıları, insani sıcaklıkları hatırlatarak bu yardımı bizlere veriyor olabilir. İnsanlar da o divanı görünce, üstüne azıcık oturunca bundan dolayı ağlıyor olabilirler.
Şimdi biliyorum o dizi yeni kanalı olacak Peacock’da başlayınca yine yeni milyonlar tarafından tutkuyla izlenecek ve yine bir numara olacak. Çünkü dizi bizim kitlesel terapistimiz.
  
*

Teknolojiyi o kadar fazla kullanmama rağmen diziyi tekrardan tıkınır gibi izlerken ben de sıcak dostlukları, arkadaş buluşmalarını özlemişim ve dizi bana da iyi geliyor, eksikliğini duymakta oluğum duyguları bana yaşatıyor.
Biliyorum ki hepsini izlemeyi daha dün bitirdiğim halde bir süre sonra yine izlemeye başlayacağım. Hepimiz yapacağız bunu çünkü sıcaklık, insani bağlantı ihtiyacımız gerçekten büyük ve bu daha da büyüyecek.

*

İşin ironik yanı ne biliyor musunuz, Friends dizisi tam bir X-kuşağı dizisi. Ve bizi bu hale getiren neredeyse tüm teknolojileri de bu X-kuşağı yarattı. Ve şimdi tedaviyi de aynı kuşağın dizisi vermeye çalışıyor.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!