Arada bir bazı şeylerin sağlığa aykırı veya yararlı olduğu yolunda bir anlayış doğuyor. İnsanlığa yönelik bir komplo gibi bir şey bu. İnişli çıkışlı bir süreç devamlı işliyor.
Konu tekrarlandıkça inandırıcı da olabiliyor.
Örneğin elmayı ele alalım, bunu yemenin yararlı olduğu yolunda herhalde insanlık alemi şu anda hemfikirdir. Bir tek ben elmanın yararı oluğuna inanmıyorum. Hatta güzel viskinin yanında çerez olarak dilimlenmiş elma yemenin zevksizlik dışında bir insanlık suçu da olduğunu düşünüyorum.
Ama ben eminim ki birkaç yıl içinde elmanın zararlarını da tartışmaya geçeceğizdir. Bu kaçınılmaz bir kısır döngü. "Yararlı-zararlı-yararlı" süreci bu.
Tabi arada bir geçiş dönemi de konuluyor bu tür durumlarda. Örneğin direkt zararlıdır demeden önce sadece fazlası zarardır deniliyor ki direkt zararlıdır denilince yaşanılacak şok fazla olmasın. "Bir zamanlar çok yararlıdır dediniz o yüzden yedik bu mereti, başımıza ne geldiyse sizin yüzünüzden" diye düşüneceklerin sinirinden korunmak için yapıyorlar bunu.  

*

Örneğin bir ara jimnastik salonunda koşu bantlarına neredeyse insanın uzun yaşamının gizemli anahtarı olarak bakılmaya başlanmıştı.
New York’ta öğrenciyken gece bardan eve dönerken gördüğüm jimnastik salonunda içi gözleri uyuşturucu içmiş gibi sabit bakan, ter içinde müthiş kararlı kadın ve erkeklerin hiç bir yere gitmedikleri halde birbirleriyle yarışır gibi delice koştuklarını görüyordum.
Sonra bir gün, bir saat 8 kilometrelik koşudan sonra bayağı kalori kaybedildiği yazıldı. Ancak aynı haberde bir hamburgerden sadece iki küçük ısırık alındığı takdirde o kalorilerin fazlasıyla geri alındığı da ortaya konuluyordu. 
Bu hayli tatsız bir hayat tarzına işaret ediyordu. Çünkü her gün deliler gibi koşan insanlara sadece elma yiyerek yaşamaları öğütlenir gibiydi. Elmanın zararları da bir gün ortaya çıkarsa ki mutlaka bir gün o da olacaktır o zaman da elma yerine salatalık yenilmesi söylenecektir. Salatalığın sadece turşusunun yenilmesini düşünen ben bu önerilen hayat tarzının çekilebilir bir şey olmadığını hatta bir işkence de olduğunu düşünüyorum.

*

Neyse ki kaybedilen kalorilerin geri alınmamasının neredeyse imkansız olduğu ortaya çıkınca bu koşu sevdası modası biraz geri  adım atmaya başladı. 
Jimnastik salonunda kendisini koşmaya zorlarken kalbi durup ölen insanların sayısı hakkında bir istatistik var mıdır bilmiyorum ama koşu sevdasının tırmanışının gerilemesi artık fazlasıyla büyümüş dünya nüfusunun kontrol altına alınması açısından son derce kötü de oldu.

*

Ama sağlıklı yaşam terörü bizim peşimizi bırakmıyor şimdi de yürüme modası çıkardılar.
Nedense dünyada moda olan her şeyi takip edip uygulamak zorunda hisseden Oray Eğin geçenlerde yazdı kendisine günde 12 bin adım hedefi koymuş.
Bunu belki New York’ta yapacaktır ama İstanbul’da bu hedefi tutturmaya çalışırken öleceğine de eminim ben. Örneğin kaldırımda kendinden emin biçimde mutlu yürürken trafikten kaçınmak için kaldırıma çıkmış bir motosikletli kurye tarafından ezilecektir filan. Veya buna benzer rutin bir şeyler mutlaka olacaktır
Ben eminim ki onun adımlarını sayan alet neden yürümeyi birden bıraktığını hiç anlamayacaktır. Çünkü o alet Batı standartlarına göre üretildiğinden bu şekilde ani bitmelere de alışık olmayacaktır. Türk malıysa adım sayan alet Oray aniden durunca sadece "Ha bir tane daha gitti" deyip işine gücüne bakacaktır.

*

Sevgili Oray bu yürümenin kendisini sağlıklı yapacağını eğer düşünüyorsa ona bir haberim olacak.
Benim babam Hamit Turgut bugüne kadar eminim ki hayatta en fazla beş bin adım atmıştır. Üstelik 93 yaşında o yani hayli uzun bir zaman diliminden bahsediyoruz.
Babamın gündelik, rutin fiziksel egzersizi yanındaki sehpada durmakta olan rakı bardağını alıp ağzına götürmekten ibaret. Bunu günde an azından Oray’ın kendisine koyduğu adım hedefi kadar filan yaptığından babamın sağ kolu son derece güçlü. 
Üstelik babam fazla hareket eden insanların son derece aptal olduklarını da düşünür. 
Ona göre hız insana göre değildir. Düşünen insan yavaş ağır davranmalıdır babama göre.
Daha gençken örneğin 70’li yaşlarında bir gün parkta yürüyüşe çıkmıştı.
Kendi normal standartlarına göre hayli hızlı da yürüyordu ama buna rağmen parktaki bir köpek babamın sabit duran bir heykel olduğunu sanıp gelip onun bacağına işedi. Babam çişin sağlıklı olduğunu da düşündüğünden bunu fazla kafaya takmamıştı.

*

Tabii herkese babam gibi yapmasını söyleyecek değilim ama Oraycım gel sen bu 12 bin adım hedefini biraz azalt.
Her şeyin fazlası zarardır elmanın da bir gün öyle olacağı gibi yürümenin sağlığa aslında zararlı olduğunu da tıp alemi bir gün açıklayacaktır buna da eminim.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!