Temelde yürümenin insan ahlakına aykırı olduğunu babamı örnek vererek anlattığım önceki günkü yazıya, bence normal olarak tımarhanenin yüksek güvenlikli bölümünde tutulması gereken ama nedense hala evinde özgür olan, babamdan tuhaf bir tepki aldım.
Normalde kendisi hakkındaki mizah yazılarını seven babam bu defa nedense tepkiliydi. “Hayrola sorun nedir” diye sorduğumda şunları söyledi:
“Evet parkta ben çok hızlı yürüdüğümü sanırken aslında benim sabit duran bir heykel olduğumu sanıp bacağıma işeyen köpek olayı doğrudur. Olay aynen böyle oldu ben de ona kızmadım çünkü dediğin gibi çişin yararlarına inanırım. Ama sana kızdığım nokta tam yeri gelmişken bu konuyu daha da açmamış olman. Çünkü Türk halkının bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor.”
“Her konuda bilinçlendi de bir tek bu mu eksik kaldı yani” diye sorduğumda ise babam,
"Diğer konularda bilinçlenmelerinin artık imkansız olduğu bence bariz. Bari en azından çişin önemi konusunda bilinçlensinler” dedi.
Aslında konuyu yazmaya hiç niyetim yoktu ama “Eğer yazmazsan evdeki özel viskimden bir lokma dahi içemezsin” diye tehdit edince yazıya giriştim.
Hayli zaman önce bir gece babamla evde oturuyorduk. O, nedense son zamanlarda bazı Türk dizilerine takmış durumda. Ona göre kendisinin işitmesi biraz ağırlaşmış durumda bana göre ise o tamamen sağır durumda. Bu yüzden televizyonun sesi Çankaya’daki evimizden Mamak’taki ahaliye yayın yapar gibi oluyor hep. Babamın evinde televizyon izlerken ben hep çocukluğumda teyzemin balkonundan evimizin içine yayın yapar gibi gürleyen açık hava sinemasını hatırlıyorum. Babamın televizyonunun ses düzeninin bu kadar güçlü olabilmesi de tuhaf bir şey tabii ki.
Sonra bir ara televizyonu kapadı.
“Oğlum sana önemli bir şey söylemek istiyorum” dedi. Bu gibi durumlarda yani söyleyeceği şey aslında onun düşündüğü kadar önemli olmayınca o kamuflaj olsun diye sesini filmlerde ulu kişileri oynayanların konuşma tonuna büründürür. Bana davudi bir ses tonuyla kulağının ağrıdığını söyledi.
Ben de “Baba 93 yaşındasın ne yani kulağının ağrıdığını nasıl dert etmemi bekleyebilirsin” dedim.
Bunun üzerine babaannemden başlayarak sülalenin tüm fertlerine adlarını tek tek sayarak sövdü.
“Şimdi ben kulak ağrımı tedavi edeceğim bak da bir şeyler öğrenirsin” dedi.
Bir kağıt peçete aldı bunu kıvırarak ucu sivri hale getirdi. Sonra “Ben bir tuvalete gideyim hemen gelirim” dedi.
Onun yürüme hızıyla ‘hemen’ kavramı ortalama bir iki saat olabilirdi.
Ben o arada biraz kestiririm diye düşünürken tuhaf şeylere tanık olacağıma emin olduğumdan stresim arttı ve “Daha fazla içeyim o gelmeden” dedim ve bardağımı doldurdum.
Bir ara “Gideyim tuvalette neler yapıyor bakayım” dedim.
Gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Fermuarını açmış ve elindeki peçeteyi önüne tutmuştu.
“Bu da mı oldu vay canına” dedim, babam kulağıyla başka organını karıştırmaya başlamış olabilir miydi acaba veya kulağını o bölgede de sanıyor olabilirdi. Babam olunca her şey mümkündü bana göre.
Sonra koltuğuna döndü elinde ucu ıslanmış peçetesi vardı. Sonra ıslak tarafından onu ağrımakta olan kulağına soktu.
15 dakika sonra ağrısı tamamen geçmişti ve babam bana bundan sonra çişin yararlarını, tedavi edici boyutunu anlatan kitaplardan oluşan koleksiyonunu gösterdi. 
Gecemiz kendisinin arada çiş içtiğini de söylemesiyle sona erdi.
Meselenin bu boyutuna da şimdi malum nedenlerden dolayı girmek istemiyorum tek korkum bana viski yerine bir gün başka şeyler içirip içirmediğiydi.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!