Biz o günlerde dönemin mana ve anlamına uygun olarak Marksist gençlerdik. Gerçi anladığım kadarıyla Osman Kavala hala mucizevi, biraz da anlaşılmaz biçimde Marksist olmayı sürdürüyor gibi.
Benim o günlerde 'Marksist cephenin düşünen kesimi' olarak nitelendirdiğim ‘Birikim’ dergisi yanlısı idik. Zaten Kavala İletişim Yayınları'nın kurucularından.
Birikim’de o dönemde insanın beynini zenginleştiren yazılar çıkardı. Çeviri yazıların yanı sıra özgün düşünce üreten yazılar da olurdu dergide. Özellikle Ömer Laçiner ve Murat Belge ülke sorunları hakkında bir Marksist'in nasıl düşünmesini gösteren  yazılar yazıyorlardı.
Kavala da ben de bu çevreye yakın olarak görüyorduk kendimizi.
Düşünce sistematiği olarak da siyasi tavır açısından da onlara yakın hissediyorduk.
Benim gibi küçük burjuva olan bir üniversite asistanının böyle düşünmesi belki şaşırtıcı değildi ama Osman Kavala gibi burjuvazinin içinden bir işadamının böyle düşünmesi en azından Marksist teoriye aykırıydı. Hayatın sınıfsal yorumuna da uygun değildi bu.
Arada bir Birikim’den arkadaşlarla sohbet toplantılarında buluşup teorik konular ve ülke sorunları hakkında sohbetler ederdik.
Benim o toplantılardaki taktiğim olabilecek en uç tavırları almak ve böylece toplantının mümkün olduğunca erken bitip hepimizin rakı içmeye gitmesini sağlamaktı. Sadece bu amaçla alıyordum o uç tavırları.
Zira siyasi bir toplantıda siz "Devlet yıkılsın ve burjuvazi tümden ortadan kalksın" derseniz bunun ötesine söylenebilecek bir şey herhalde olamaz ve denilecek bir şey otomatikman kalmadığından arkadaşları toplantıyı bitirip rakı içmeye çıkmaya teşvik etmek daha kolay olurdu diye düşünüyordum.
Gerçi arkadaşların böyle bir teşvike ihtiyacı olduğu da şüpheliydi. Meyhane seçimini, işi iyi bilen Murat Belge’ye bırakmak Birikimciler olarak verdiğimiz en mantıki kararlardan bir tanesiydi.
Ben toplantıları erken bitirelim diye her toplantıda uçlarda tavırlar sergilerken bir de baktım ne kadar uç laf söylersem söyleyeyim Osman Kavala bunu her defasında aşmayı, daha da uçta bir öneri getirmeyi başarıyordu.
Bu onun sınıfsal profiline de uymuyordu aslında ama olsun o buna pek aldırıyor gibi hiç davranmıyordu. Örneğin burjuvazi tümden ortadan kalksın denildiğinde bunun kendisinin de öncelikle ortadan kalkması anlamına geleceğini düşünüyor gibi davranmıyordu hiç. 
Onu dinlerken içimden "Bu arkadaş ilerde başını mutlaka derde sokar. Zira kafasından ne geçiyorsa sansürsüz söylüyor. Burjuva olduğu halde nedense ruhuna doğal gelen bir radikalizmi de var. Birisi ona boş ver bunları hayatının keyfini çıkar bu ülkede kimse, özelikle de halk doğruları güzel olanı fazla duymaktan hoşlanmıyor. Sen de boşuna çabalama. Hiçbir şey güzel olmaz ilerde olsa olsa senin başına bela gelir' demeli" diye düşünmüştüm.
40 küsur yıl önce bunu ona söylemeliydim ama söylemedim. Çünkü söylediğim takdirde onun bana kızacağı kesindi ayrıca Birikimcilerden de dayak yemem büyük olasılıktı. O gün diyemediğimi bugün söylüyorum. Osman Kavala sen de benim gibi her şey daha iyi nasıl olur diye düşünmeyi bırak ve bunun kesinlikle olamayacağını kabul et ve sınıfına uygun bir bencilikle sadece hayatının keyfini çıkar. Ben küçük burjuva nihilizminin keyfini çıkarıyorum, sana da tavsiye ederim bunu. 
(NOT: Bu yazıyı Kavala’nın beraat ettiğini duyduğumda düşünmüştüm. Amacım onun bunu dışardayken okumasıydı. Sonra tekrardan tutuklanınca yazıyı acaba ertelesem mi diye de düşündüm. Sonra yeniden salınacağı zamanı beklemeden şimdiden yayınlamaya karar verdim.) 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!