Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yabancılaşma, asosyalleşme ve yalnızlaşma zaten çağımızın insanlık durumuydu. Bir de salgının tecrit koşulları eklenince, bunlar hepsi bir arada insanı basınca, psikolojik sorunların artmaya başlaması kaçınılmazdı.

Psikoterapiye ve psikiyatriste başvurmak zorunda kalan insan sayısının bu dünyada artması doğal tabii ama bir de uzmana başvurmadan sorunlar ile kendi kendine yüzleşme ve başa çıkma çabası da var. Uzmanına başvurmadan sorunları ile kendi kendine başa çıkmaya çalışanların dünyasına girdiğimizde bunun pop-psikolojinin gittikçe büyüyen dünyası olduğunu bilmeliyiz.

Pop-psikoloji (popüler psikoloji) psikolojiyle ilgili fikirlerin genel nüfusa anlaşılabilir dille anlatılması dünyasıdır. Tabii bunun uzmanlarının kendilerine göre kullandıkları uzman dili ve kavramlar var, genel nüfus onları uzmanların anladığı gibi anlayamazlar ama pop-psikoloji bu kavramları basitleştirip genel nüfusun anlayabileceği hale getirip anlatmaya çalışan alandır da.

Bugünün yalnızlaşan, yabancılaşan depresyonun ya içinde ya da onun eşiğinde dolaşmakta olan insanların oldukça fazla sayıda oluğu dünyamızda bu alanın gün geçtikçe güçlenmesi ve pop-psikologların büyük paralar kazanması şaşırtıcı değil.

Bu ekolün yaygın okunan kitapları arasında Daniel Kahneman’ın 'Thinking Fast and Slow' (2011), Joseph LeDoux’un 'The Emotional Brain' (1996) ve Dan Ariely’nin 'Predictibely Irrational' (2008) mutlaka sayılırlar.

Pop-psikolojinin dünyasına yeni girenler bu dünyaya özgü çalışmaları okudukça bunun ‘Ruhumuza iyi gelmesi için tavuk suyu çorba gibi hikayeler’ türünden hikayelerden ve hayatımızı daha iyi yapma çabalarına katkı yapan tavsiye yazılarından ne farkı olduğunu sorgulayabilir.

Aslında fazla bir farkı da yok sadece pop-psikolojide insanlara yardımcı olunmaya çalışılırken psikiyatri ve psikoloji dalındaki kavram ve teorilerden de yararlanılıyor.

Pop-psikolojinin dünyasına girmek isteyebileceklere yardımcı olmak için bu dünyada üç farklı ekol bulunduğunu bilmenizde fayda var.

Birinci ekolde temel amaç psikiyatride ve psikoloji dalındaki yeni gelişmeleri yeni teorileri insanlara anlatmak onların bunu anlamasına yardımcı olma çabası var, bu kitapların çoğunluğu akademisyenler ve bilim gazeteciliği yapan insanlarca halkın anlayacağı dilde yazılmış eserlerden oluşuyor.

İkinci ekol ise daha uygulamaya yönelik, sadece yeni teoriler ve kavramlardan halkı haberdar etmeyi değil onların kendi hayatlarındaki sorunların çözümü için nasıl uygulanabileceğini de anlatıyor bunlar.

Üçüncü ekolün ana hedeflediği okuyucu kitlesi ruhi problemleri ve hastalıkları bulunan insanlar. Bu insanların çekmekte olduğu sorunları ve acıları azaltmak bu ekolün ana amacı. Uzmanlar ve doktorlar bu ekolün faydadan çok zarar verebileceğinden de korkuyorlar.

İnsanın kendisine psikolojik yardım sektörü Amerika’da yıllık 14 milyar 200 milyon dolarlık bir sektöre dönüşmüş durumda. Üstte saydığım 3 ekolün ikinci ve üçüncüsü de bu sektörün içinde kabul ediliyorlar

Doktorlar kendisini iyi hissetmeyenlerin uzmana başvurmasını ve kendine yardım sektörünün ağları içine fazla girmemelerini istiyorlar.

Ancak karşı taraf, uzmanların da ruhsal problemlerin kitap okuyarak tedavisini içeren ‘biblioterapi’ yaptıklarını ve kendilerinin yaptığının da bundan fazla farklı olmadığını söylüyorlar.

Bence insanın kendi hayat kalitesini yükseltmek ve kendisine yardım edebilmek için pop-psikolojinin kaynaklarına başvurmasında belli sınırlar içinde kalındığında bir sakınca yok ama var olabilecek ruhsal sorunumuzun belki de bir uzmana başvurmadan tam çözülmeyebileceğini de unutmamalıyız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00