Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

EVLİLİK kurumunu öven övene. 15 kez boşanmış adamdan tutun, en az 8 evlilik yaşamış kadına kadar herkes bir övüyor, bir övüyor evlilik kurumunu ki sormayın gitsin. Kitaplara göre evlilik mutlaka yaşatılması gereken bir kurummuş. Hatta bazılarına göre evlilik kurumu kutsal bir kavram bile. Pazar için “ilişkiler” yazılarını yazmak maksadıyla okuduğum yüzlerce kitap vasatlık krizine tutulmuş bir biçimde evliliği durmadan övüyor, onu kurtarmak için ne yapılması gerektiğini anlatıyor. Ben bu işin teorisini onca kitaptan sonra çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Ama işin bir de pratik yönü var. Biliyorsunuz ben birtakım şanssız gelişmelerin sonucu olarak neredeyse 20 yıldır evliyim. Onca sene sonra karıma hâlâ alışamadım. Tuhaflıkları hâlâ şaşırtıyor beni. Belki sinirlenmemeyi öğrenirim, belki alışırım dedim ama olmuyor, hâlâ beni ilk sinirlendirdiği günkü gibiyim. Çünkü tuhaflıklarındaki orijinalite daima artabiliyor. Size en basit, en rutin gelebilecek bir olayı bile öyle bir hale çevirebiliyor ki siz hayatınızdan bezebiliyorsunuz.

ARTIK ŞAHİDİM DE VAR

Bunun son örneğini kitapçıda yaşadım. Diğerlerini değil bunu anlatıyorum; çünkü ne hale geldiğimin bir şahidi var. Yaşadığım badirenin sonuna doğru Habertürk’ten Oylum Talu beni gördü. Yıkılmış halimi görünce ne olduğunu sordu ve ben de karımın önünde karımı şikâyet edecek cesaretim olmadığından “Türkiye’nin durumu üzüyor beni” diyerek sıyrıldım işin içinden. Yani düştüğüm duruma hâlâ inanmayanlar varsa bunu Oylum Talu’ya sorabilirler. Önce biraz ön bilgi vermeliyim. Rana kara vermekte zorlanır. Bir defasında Washington’da bir dükkâna giderken bana “Şimdi geliyorum” demişti. O gelinceye kadar ben üç martinili uzun bir yemek yedim. İstesem onu bekleyeceğime trenle New York’a da gidip gelebilirdim. O gelmeden önce dükkânın menajeri kendini dışarıya attı ve durmadan birbiri ardına sinir hapları alıyordu; adamcağız aynı zamanda sigaraya da başlamıştı.

DÜKKÂNDA KIYAMET

Tahmin ettiğim gibi Rana aradığını bulamayınca bütün dükkânı darmadağın etmişti. Artık kadın ayakkabılarının durduğu yerde paltolar, paltoların bulunduğu yerde ise bluzlar duruyordu ve ayakkabıların da nerede oldukları tamamen meçhuldü. Dükkânın merkezi bir ceza davası açmaya kalkıştı ama neyse Rana gibi davranan kadınların çoğunluğu oluşturduğu jüri bunu kabul etmedi. Kitapçıda başta işler normaldi; çünkü oğlana kitap bakıyorduk, o ne istediğini biliyordu.

ALMANYA, KIYAMETE HAZIR OL

Şimdi bu aşamada Almanya’ya kötü bir haber vereceğim. Rana Almanca öğrenmeye başladı, yani artık alışveriş için sadece Amerika’ya değil Almanya’ya da gidecek. Allah Almanya’nın koruyucusu olsun. Ve tabii ki oğlanın kitapları tamamlanınca Rana Almanca kitaplar aramaya başladı. Araba kullanırken sağa ve sola dönüşü olan bir kavşağa geldiğinde seçim yapamadığından ortadan gitmeyi tercih eden bir kadın olarak en iyi Almanca öğreten kitap bulmak gibi imkânsız bir işe girişti. Almanca da bir âlem zaten; sadece sıfatları öğretmek için yazılmış binlerce kitap var. Sıfatlar ve zamirleri bir arada öğrenmek isterseniz Britannica ansiklopedisi kadar uzun kitaplar okumalısınız. Lügatleri ise Proust’un kitaplarından bile uzun durumdalar. Sonuçta seçemediğinden kitap dükkânındaki tüm kitapları oturduğumuz koltuğun önüne yığdı. Tüm Almanca kitapları yanına alarak pikniğe çıkmış insanlar görünümündeydik. Gören biraz sonra mangalı kurarak kitapları tek tek yakmaya başlayacağımızı bile düşünebilirdi. En azından benim içimden geçmekte olan buydu.

KIYAMETİN SON ANLARI

Önümüze yaklaşık 500 kitabı yığdı ve onları tek tek incelemeye başladı. Buna eleme diyor. Son eleme yapılan dükkânda yaşanan kıyameti hatırladığımdan ben bu aşamada daima stres olurum. Yaklaşık 500 kitap eledi ve hepsini tek tek bana geri götürttü. “Madem sevmeyeceksin, başta neden getirdin ki be kadın” diye de soramıyor insan; çünkü bunun makul bir açıklaması bulunmuyor. Ben bu konuda umudumu tamamen kaybetmiş durumdayım. Evet 500 kitap getirdi ve 500’ünü de eledi; çünkü hiçbirini beğenmedi. Kendime istediğim kitabı daima bulabildiğim halde ona neden iyi bir kitap bulamadığımı sordu ve bana sinirlendi. “Acaba şimdi de İngilizce-Almanca tercüme kitaplarına bakmaya başlasam mı?” dedi ve Oylum Talu tam o anda geldi. Ben tam sinir krizimi sessizce geçirmekteyken halimi gördü. Şimdi hiçbir kitap, evliliğin sürdürülmesi gerektiğine ve bunun kutsal bir kurum olduğuna beni inandıramaz kardeşim, anlatabiliyorum değil mi? Eğer hâlâ anlamadıysanız artık başka çare kalmadı. Oraya gelip son çözüm olarak bir kafa atacağım anlamayana.

Global Köşe

DÜN Slavoj Zizek ile uzunca konuştum, bugün gazetede okuyacaksınız. Bu yüzden bugün global köşeye yazacak yeni ve orijinal bir fikrim yok. Bugünlük beni affedin; içimdeki tüm konuları Zizek ile konuşurken tüketmiş durumdayım. Global köşe, yeniliklerle gelecek hafta sizlerle olmayı sürdürecek. O zamana kadar kendimi Zizek sonrasında toparlarım herhalde.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!