BUGÜN bulabildikleri her ortamda bana hakaret etmek, ağızlarına geleni söylemek için uğraşan insanları rahatlatmak için yazıyorum. Kendimin nasıl da büyük bir dönek olduğunu anlatarak bunu yeni keşfettiklerini sanıp yeni hakaretlere kalkışma zahmetinden kurtulsunlar istiyorum.
Bana küfreden, hakaret eden insan grupları değişiyor. Bunlardaki değişime yıllar içinde bakarsanız bendeki değişimin ne yönde olduğunu da kaba hatlarıyla görebilirsiniz.
Bunlar sadece benim sorunum olsaydı yazmayabilirdim, ama yaşadıklarım aslında Türkiye'nin temelinde, derinliklerinde yaşanmakta olan ağır bir travmayı, bir değişim sancısını gösteriyor.

ESKİDEN DİNCİLER, ŞİMDİ İSE ULUSALCILAR
Bana eskiden saldıran ve hakaret edenler dindar kesimden insanlardı. Sonra süreç başladı, ben kendimi değiştirdim ve küfredenler de benimle birlikte değişti. Şimdi küfür ağırlıklı olarak ulusalcılardan geliyor.

DEĞİŞTİM DE NE OLDU?
Eskiden dindar değildim ama dindarlardan küfür bu yüzden gelmiyordu. Arada uç noktalarda olanlar vardı tabii ki ama onlar istisnaydı.
Asıl ağırlıklı kesim, benim inançlı insanlara ve onların hayat tarzlarına karşı içinde bulunduğum çevrelerin yaptığı gibi aşağılayıcı, küçümseyen ve kaba tavırlar aldığımı zannettiklerinde, beni etrafımdaki insanlarla özdeşleştirdiklerinde ortaya çıkıyordu.

MARKSİZM
Oysa benim o günlerde bana küfredenlerin sandığı tavırları almam mümkün değildi. Bu hem politik eğilimime hem de aile terbiyeme karşıydı. Ben siyasi açıdan en koyu Marksist olduğum dönemde bile işçi sınıfına hiç sempatiyle bakmadım.
İşçi sınıfı zihnime sadece ekonomik analiz yapacağım zaman düşerdi. Ben "kültürel Marksisf'im; benim için insanların kendilerine seçtikleri hayat tarzı çok önemiydi.
Seçilen o hayat tarzı bana ne kadar uymasa da onları savunmanın benim Marksist olarak esas görevim olduğunu düşünmüşümdür. (Sanmıyorum ama teorik açıdan bunun yanlış olduğunu söylesek bile yanlış manlış ben böyleydim, ne yapalım.)
Seçilen hayat tarzlarının önemi bağlamında yazan bütün Marksistler, insan için inancın ne kadar önemli olduğunu bilir ve vurgularlardı. Benim kendimi özdeşleştirdiğim Marksist literatür budur.

BAŞI ÖRTÜLÜ ÖĞRENCİLER
İşte sadece bu yüzden Marksist duyarlılığımın en yüksek olduğu günlerde, görevli olduğum üniversitenin kapısına derse girmek için gelmiş olan başı örtülü kızların içeriye alınmadıklarını görünce gözüm karardı, bir eylem koydum ve o kızları asistanlık otoritemi kullanarak içeriye aldım.
Sonra bana bunun vatan hainliğine varan bir hareket olduğu anlatıldı ve bedelini ödeyeceğim bildirildi. Bir süre sonra sebep bildirilmeden üniversiteden atıldım. (Bu kendimden büyük tatmin duymama ve bugüne kadar övünmeme neden oldu.)

DEĞİŞİM SÜRECİ
Her değişim bir süreçtir. Çoğu değişim ani kopuşlarla olmaz. (Paradigmatik kopuş denilen şey bir birikim sonucunda gelen bir andır.) Değişimi içinizde biriktire biriktire indirerek yaşarsınız.
Ben değişim sürecimde hâlâ çok saygı duyduğum cumhuriyet rejimini dindarlara saldırı ve aşağılama yöntemiyle savunabileceklerini sananlarla birlikte anılmamın mümkün olmadığını, cumhuriyet sistemini, laikliği savunacaksak bunun inanca saygı duyularak yapılması gerektiğini düşündüm.
Kendime koyduğum bu hedefler ilk bakışta uzlaşması zor hedefler olarak gelebilir, ama bunların rahat uzlaşacağını ve dahası cumhuriyet ile laikliği sağlamlaştıracaksak bu tür uzlaşmaları yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

CEMAATE BEN YAKLAŞTIM
Kendime koyduğum bu hedef sadece teorik düzeyde yapılacak bir şey değildi. İnsan böyle bir şeyi kendi hayatında da yaşamalıydı. Bu yüzden geçmişte içinde bulunduğum çevrelerden tamamen kopup dindarları daha iyi tanımak için yola çıktım.
Daima modern yaşamın içinde olduklarını düşündüğüm "Gülen Cemaati"ne işte bu yüzden "Sizi tanımak istiyorum" diyerek ben yaklaştım. İlk başta geçmişteki kötü deneyimlerden olsa gerek kuşkuyla yaklaştılar, ama sonra samimiyetimi görünce bana kendilerini açtılar. (Biliyorsunuz Fethullah Gülen'e bile gittim bu süreç içinde.)

YALANLARDAN ARINMA SÜRECİ
Bana yıllardır inançlı insanlar hakkında, cemaat hakkında söylenen yalanlardan arınma sürecim başladı ve bu oldukça da cumhuriyet rejimimizi çok daha sağlam hale nasıl getireceğimizi daha net görmeye başladım. İnançlı insanların güçlü bir şekilde hayatın içinde oldukları durumda cumhuriyet sisteminin laik niteliğinin daha güçlenebileceğini gördüm.
Ben hâlâ dindar değilim, hayat tarzımda hiçbir değişiklik yapmadım, sadece eski Marksist eğitimim nedeniyle inancın sosyal hayat içinde nasıl güzel ve toplumu güçlendirecek şekilde yaşanacağını görüyorum.
Küfürler yine geliyor ama bu sefer de ulusalcılar küfrediyor. Kendilerinin tavırları nedeniyle çökme aşamasına gelmiş olan cumhuriyet rejiminin asıl şimdi güçlendiğini göremiyorlar. Düşünmek yerine tek bildikleri işi küfretmek ve kötülük yapmak; açıkça söylemek gerekirse acınacak durumdalar. Tarihsel büyük yenilgilerinin farkında değiller.

DÖNEK BEN
Sonuç olarak itiraf ediyorum, ben bir döneğim. Hem de büyük bir döneğim. "Nefretten döndüm." Nefretle yaşayan insanların dünyasından çıktım. Hâlâ eski Marksist geçmişimdeki gibi düşünüyorum ve dindar olmayan bir kişi olarak dindarları ve inanç sahibi insanları sevmeyi, onlarla konuşmayı, paylaşmayı öğrendim.
Açıkça söyleyeyim, yazılarımda kendi yaşadıklarımın teorisini yapmaya başladım. Bugün cumhuriyeti ve Atatürk'ü daha çok seviyorum. Onların yapmış oldukları yanlışların tarihi nedenlerini anlayabiliyorum. Bugün Türkiye'de yaşananların ülkemizi çok daha sağlam biçimde cumhuriyetçi ve seküler yapacağını düşünüyorum.
Çünkü modern yaşamın içinde olan ve bu hayata uygun iş etiğiyle çalışan inançlı insanların sonunda seküler toplumlar oluşmasına yol açtıkları da biliniyor.

ASIL SONUÇ ŞİMDİ
Galiba bugün de yazının şehvetine kapılmış olmalıyım, bir türlü bitiremiyorum. Evet ben değiştim, bununla övünüyorum ve daha güzel bir Türkiye'ye ulaşacaksak, paylaştığımız bir yaşam biçimi oluşturacaksak benim gibi değişmiş insanların sayısının artmasının gerektiğini düşünüyorum.
Onun için eski bulunduğum ortam günlerine ait olan bazı yazıları, belgeleri ortaya çıkararak beni etkileyemezsiniz; doğru bildiğim yoldan döndüremezsiniz beni.

 

John Waters

HAIRSPRAY, Polyseter, Pink Flamingos gibi çılgın filmlerin çılgın yönetmeni John Waters otostopla dolaşmalarını anlatan bir kitap yazıyormuş. Sıkı durun, kitabın da adını "Carsick" koymayı düşünüyormuş.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!