Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Virüsün yayılımı hiç olmadığı kadar yükselişe geçti.

Artık burun burunayız hepimiz.

“Ha olduk ha olacağız” psikolojisi ile kapımızı çalmasını bekler haldeyiz.

Yazıya oturmadan evvel kabaca bir hesap yaptım.

Geçmiştekileri filan değil... An itibarı ile tanıdığım, eşim, dostum, arkadaşlarımdan kaç kişinin pozitif olduğunu saydım.

Tam 17 kişi.

Yani sadece benim bildiğim, tanıdığım 17 kişi Covid-19 şu anda.

Ve çok şükür ki içlerinden sadece bir arkadaşım evde iyileşmesi mümkün olmadığı için hastaneye yatırıldı ama o da çok yakın zamanda iyi olacak inşallah.

Hülasa…

Bu dalganın boyutu epeyce yüksek ve sert.

Dolayısıyla da etkisi de bir hayli fazla.

Bunu düşürmek için bir dizi önlem alındı.

Bu akşam itibarı ile bu alınan önlemler hayata geçirilecek.

Cumartesi sabah 10’a kadar zorunlu olmadıkça evden dışarı çıkmak yasak.

Ama akşam 8’e kadar dileyen dilediği gibi turlayabilir.

Fakat şöyle bir şey var... Bu turlama sırasında gidip de bir restorana, lokantaya, kafeteryaya oturmak mümkün değil.

Çünkü bu akşam başlayacak kısıtlamalara göre bu işletmeler sadece paket servisi hizmeti verebilecekler.

Yani bir restorandan İskender kebap ve yanında da bir kola siparişi verebileceksiniz ama midenize indirmek için başka bir yer tercih edeceksiniz.

Ev de olur bu…

Az ileride belediyenin bir bankı da.

Bu arada tabii neredeyse yarısı lokanta, restoran, kafeterya hizmeti ile dolu tüm AVM’ler açık.

Yani bu kısıtlama kararlarını verenlere göre virüs sadece restoranlarda, lokantalarda, kafeteryalarda oturma düzeninde bulaş oluyor.

Mesela tamamı açık olacak semt pazarlarında sırt sırta, dip dibe alışveriş yapan vatandaşlara ya da tıka basa dolu minibüs, metrobüs, otobüslerde üst üste yolculuk yapanlara bulaşmıyor!

Gülüyoruz çoğumuz evet bütün bunları düşündükçe ama aslında gülünecek değil ağlanacak haldeyiz.

Hiç kusura bakmasın yetkililer ama bu kısıtlama kararları günü kurtarmaktan, bir şeyler yapıyormuş gibi görünmekten başka hiçbir şey ifade etmiyor.

Bu yöntem ve politika ile virüsün yayılım hızı filan düşmez.

Düşmediği gibi bu anlamsız kararlarla özellikle yiyecek içecek sektörünün canına okunuyor!

İki günden beri yazan yazana…

Diyor ki bir genç garson kardeşim; “Sevilay Abla… Ben bu işle hayatımı idame ettiriyorum. Ev kira, 2 çocuk. Çalıştığım işletme paket yapmaya müsait bir işletme değil. Adam Cuma akşamı saat 20.00’den sonra el mahkum hepimizi paket yapıp kapının önüne koymak zorunda. Peki ben ne yapacağım şimdi? Eve ekmek değil taş mı götüreceğim! Çocuklarım aç mı kalsın!”

Dün AVM’lerde zincir restoranları olan bir abimizi aradım.

Hani ne düşünüyor, ne planlıyor diye…

İsyanlarda…

”Madem beni paket ediyor devlet. O zaman bana destek de olmak zorunda çünkü ben paketlemeyle filan ne personelimin maaşını ödeyebilirim ne de AVM’nin kirasını!”

İşin özü…

Yani nihayeti…

Hangi öngörü ve mantık ile bu kısıtlama kararları alındı bilmiyorum.

Ama derdimize deva olmaz!

Bu tedbirler salgının hızını filan kesmez.

Hız ancak tıpkı birinci dalgada olduğu gibi tam bir karantina yöntemi ile kesilir.

Ki galiba o yöntem şu anda imkan dahilinde bile değil.

Birinci dalga da öyle ya da böyle...

Az veya çok devlet vatandaşına destek olabildiği kadar oldu.

Sanıyorum artık olabilecek o ekonomi yok!

Galiba gerçekten de iddia edildiği gibi kasamız artık "tam takır, kuru bir bakır" bir halde!

O yüzden de alınan tüm bu tedbirlerin tekabül ettiği deyim şu oluyor değerli okurlarım;

"Komşular bizi de alışverişte görsün de nasıl görürse görsün işte!"

(Not: Sakın ha kimse bana; "Ne o Sevilay... Senin dükkanı da mı paket ettiler" diyerek saçma sapan yorumlar yazmasın! Benim ya da uzak yakın herhangi bir tanıdığımın, akrabamın falan restoran, lokanta, kafeterya hizmeti veren bir işletmesi yok! Ben sadece bu sektörde hizmet veren ve evlerine bundan sonra nasıl ekmek götüreceğini kara kara düşünen yüzbinlerce insanın duygularına tercüman olmak için kaleme aldım bu yazıyı.)

Bu bela belli ki kısa bir zaman içerisinde başımızdan defolup gitmeyecek.

Belli ki aşılanana kadar virüs illeti hep tepemizde olacak.

O yüzden de dikkatle takip ediyorum bu hususta yazılan, aktarılan her şeyi.

Almanya’daki BioNTech'in sahipleri Türk Bilim insanları Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin Pfizer için yaptığı aşı çalışması büyük umut oldu hepimize.

Ancak aşı konusunda başka seçenekler de var.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Bakanlığının 2021 bütçesi üzerindeki görüşmelerde milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Covid-19 aşı çalışmalarına ilişkin detaylı bilgilendirme yapmış.

Faz-3 aşamasına gelen, yakında ruhsatlanabilecek aşılar olduğunu belirterek, Pfizer'in ve Çin Sinovac aşısının Faz-3'ünün üniversitelerde devam ettiğini ve şu ana kadar bu aşılarla ilgili herhangi bir sorun yaşanmadığını aktarmış.

Sadece Rus aşısı konusunda Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) standartları olduğunu, toksikolojik kısmının tamamlanması durumunda bu aşının da devreye gireceğini söylemiş.

Bakan Koca temkinli yani bu konuda.

Ama duyduğuma göre Rusya’yla temasta olan bazı işadamları ve siyasiler Rus aşısını kullanmaya başlamış bile.

Nasıl, hangi yollarla getiriyorlar bilmiyorum ama fiyatı da epeyce yüksek olduğu iddia edilen bu aşıyı DSÖ’nün şerhine rağmen korkusuzca kullananlara da hayret ediyorum.

İmkanım olsa… Elime geçse ben kullanır mıyım mesela?

Kullanmam.

Asla.

Sonuçta o aşının bugün değilse bile yarın vücuduma yapacağı olumsuz bir etki şüphesi korkutur beni.

Bu arada Uğur Şahin ile bizzat iletişimde olan Koca, Pfizer’ın aşısının en erken 15 Aralık’tan sonra ruhsat alabileceğini ve aşının kullanımın da Ocak ayından sonra mümkün olabileceğini söylüyor.

Yani eğer Uğur Hoca Türkiye’ye bir torpil yapmazsa yüzde 90’dan daha fazla etkisi olduğu iddia edilen Pfizer’ın aşısını en iyi ihtimalle Şubat’ta filan elde edebileceğiz.

Ha onu kullanır mıyım?

Valla bu sorunun da şu anda cevabı yok bende…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00