Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen salı sabahı “Antalya’da 2 çocuğu istismar eden anne ve üvey baba tahliye edildi” haberi önüme düşer düşmez; “Kim bu vicdansız yargı mensubu? Nasıl böyle bir karara imza atarlar?” deyip Elmalı davasının detaylarına girince ve davayla ilgili başından sonuna yaşanmış olayları anlatan belge, bilgi, rapor yani ne doküman varsa ulaşınca…

O gece sabaha kadar uyumamıştım.

Ertesi gün yazıyı yazmak için bilgisayarımın başına geçtiğimde de kendi kendime; “Acaba ben yanlış mı okuyorum? Hataya mı düşüyorum?” endişesiyle yazıyı yazamamıştım hemen.

İnanmayacaksınız belki ama…

Tekrar tekrar eldeki verileri ve internette yazılanları okuyup ve sağa sola telefonlar açıp dosyada adı geçenlerle ilgili bilgilenmek için tüm günümü harcamıştım.

Ancak akşama doğru oturup yazıyı kaleme alabildim.

Herhalde yazı tarihimin en uzun süren yazısıydı…

Çünkü saatler sürdü.

Sildim tekrar yazdım…

Sildim ve tekrar ama bir türlü elim varıp da gönder tuşuna basamadım.

Çünkü 2 gündür tüm ülkeyi ayağa kaldırmış olan o kadar hassas bir mevzunun içine öyle tersten bir dalış yapacaktım ki!

Maksimum düzeyde dikkat benim gazetecilik kariyerim açısından da kaçınılmazdı.

Sonra konuyu evvela ertesi sabah katılacağım Ebru Baki’nin Habertürk TV’deki para gündem programında dile getirmeye karar verdim.

Ve öyle de yaptım.

O arada hiç haberim yok, anne Merve Akman Twitter’dan bir hesap açmış ve kendilerinin masum olduğunu iddia eden paylaşımlar yapmış.

Haberim ancak stüdyodan çıkıp yukarıdaki odama geldiğimde, bir gece önce yazdığım yazıyı yazı işlerine göndermek için Haberturk.com Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Barlas’ı aradığımda oldu.

Yazıyı yolladım ama tabii hemen yayına veremedik.

Çünkü onlar da meselenin ne kadar hassas olduğunun en az benim kadar farkındaydılar.

O nedenle de bir süre fikir alış verişi yaptık.

SADECE İNANMAK İSTEDİĞİNİ DUYANLAR DUYMADI AMA…

Uzatmayayım…

Uzlaşınca yazıyı yayına verdik.

Çok şükür. Okudukları gerçekler karşısında büyük şaşkınlık geçiren ve kitle psikolojisinin etkisi ile haksız bir linçe ortak olduğunun farkına varan tüm okurlarım derhal düzeltmelere gittiler.

Öncelikle bana, kalemime, yazdıklarıma güvenen, inanan ve erdemli duruş sergileyip hataya düştüklerinin özeleştirisini yapan herkese teşekkür ediyorum.

Tabii bu arada gerçek de olsa aktaracaklarımın, toplumun bir kesiminde kesinlikle karşılık bulmayacağını da tahmin ediyordum…

Nitekim yanılmadım.

İlk gördüğüne inanmaya ısrarla devam etmek isteyenler…

Sadece inanmak istediklerini duyanlar…

Tamamı belgelere, kanıtlara dayalı olarak kaleme aldığım yazımı, çocukları istismar ettikleri iddia edilen anne ya da üvey babayı ya da iddia edilen istismara göz yumduğu düşünülen mahkeme heyetini aklamaya çalıştığım yönünde akla ziyan tezlerle ve en kötü dil ve üslupla karşıladılar.

Varsın karşılasınlar umurumda değil.

Çünkü vicdanım ve kalemim kamuoyunu doğru ve net bir biçimde aydınlatmak için bir kez daha işbirliği yapmıştı ve bir gazeteci için bundan daha değerli, daha üstün ve kıymetli bir şey olamazdı artık.

O nedenle de zaten o gece öyle güzel bir uyku çektim ki…

Başımı yastığa koyar koymaz öyle derin ve huzurlu bir uykuya daldım ki…

Ondan ötesi yoktu benim için…

O DETAYLAR BİR ZORUNLULUKTU

Gelelim şimdi bir kısmın erkek çocukla ilgili yazmış olduğum detaylardaki itirazlarına…

Özellikle; “Anne ve üvey babayı suçsuz ilan ederken diğer yandan 10 yaşındaki bir çocuğun bütün özelini yazarak korkunç bir şey yaptın…” diyenlere…

Hiç istemezdim o detayları yazmayı.

“Yazıp sildim, yazıp sildim” dedim yukarıda.

İşte bunun içindi.

Bütün kalbimle, samimiyetimle söylüyorum; Çok ama çok üzülerek yazdım o kısımları…

Kendi kendimle cebelleştim uzun süre ama en sonunda anladım ki; Bu ayrıntıları yazmaz isem kamuoyunun tamamını istismar olduğuna ikna eden küçük kardeşin çizmiş olduğu resimlerin izahatını yapamazdım.

Çünkü o tarihlerde henüz 5 yaşında olan o kız çocuğunun cinselliği gördüğü, bildiği, tanık olduğu anlaşılan o çizimlerin nedenini açıklayabilmem için o detayın yazılması maalesef bir zorunluluktu.

Annenin geçmişi ile ilgili öyküyü aktarmış olmama da bir kısım tepki gösterdi.

Eğer sahte değilse, o hikayesinin tamamını anlatmış olmamın hem Merve Akman'ın kendi hem de eşinin ailesinde büyük üzüntüye ve hatta kızgınlığa sebep olduğunu ifade eden bir e-mail aldım.

Haklılar…

Ancak kamuoyunun olayın iç yüzünü anlaması, anne ve üvey babadan kaynaklı bir istismar olmadığını görebilmesi için de hikayenin bütününü olduğu gibi ortaya koymam gerekiyordu.

BAKANLIK KENDİ İÇİNDE SORGULAMALI!

Son olarak değineceğim şey ise Aile Bakanlığı konusu...

Nihayet neredeyse 1 yıldır babaannede olan iki çocuğun bakanlık bünyesindeki bir merkeze alındı dün.

Nihayet diyorum çünkü hiç kusura bakmasınlar , bu çok ama çok geç kalmış bir karardı.

Bakanlık benim hem Habertürk TV’de hem de yazımda; “O çocukların o babaanneden derhal alınması ve devlet gözetiminde sağlıklı bir ortama nakledilmesi gerekiyor!” çağrısını yapmama gerek kalmadan o çocukları çekip almalıydı o evden!

Merak ettiğim şey, eğer ben cesaret gösterip gürül gürül akan nehrin ortasına dalmasaydım ve bu konunun gerçeklerini kamuoyuyla paylaşmasaydım…

O iki masum evlat, niyeti halis olmadığı net bir biçimde bakanlıktaki uzman tarafından raporlanmış babaannelerinde kalmaya devam mı edecekti?

Bu geç kalınmanın nedeni ne bilmiyorum ama Ayvalık Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde görevli Uzman Psikolog Deniz Karasapan’ın aylar evvel mahkemeye sunduğu 6 sayfalık rapora göre çoktan o çocukların rehabilitasyon süreci başlatılmış olmalıydı.

Büyük bir ihmalkarlık var bu konuda ve ben bakan Derya Yanık olsam bu ihmalkarlığın sebebini araştırarak gereken disiplin soruşturmasını başlatır ve sorumluların da hesap vermesi için gereğini yerine getiririm!

Haksız mıyım?

NOT: Yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak için yarın yola çıkıyorum. Biraz dinleneceğim müsaadenizle. Döndüğümde mutlaka burada olun lütfen.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00