HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
01 Ocak 2010 Cuma, 20:03:51
ÖNCEKİ gün 'Yahşi Batı' filmini izledim. Her ne kadar Cem Yılmaz tersini istese de, yeni bir Cem Yılmaz filmi izlemek bünyede bir heyecan yaratıyor. Işıklar kapanıp film rulosu projektörün içinde dönmeye başladığında heyecan katsayım hayli yüksekti. Hele bugüne kadar bir yerli yapımda gördüğüm en güzel jenerik ve şahane jenerik müziği, heyecanı iyice artırdı. Sanki bir Cem Yılmaz değil, artık filmin alamet-i farikası olan sanal haritasıyla Indiana Jones başlıyordu.
Hikâye mükemmel başlamış, fikir şahaneydi. İki Osmanlıyı alıp Yahşi Batı'nın orta yerine, hem de 1800'lü yıllara götürmek gerçekten müthiş bir fikirdi. Zaten film de bu müthiş fikre sarılıp hemen sürüklemeye başlıyor. Ve uzatmadan hemen patlattığı esprilerle müthiş bir hikâyeyi Cem Yılmaz Yüksek Espri Standartları Enstitüsü onaylı espriler eşliğinde izleyeceğiz havası yaratıyor. Cem Yılmaz'ın "Seyirci anlar mı?" diye düşünmeyip monte ettiği İngilizce veya anlamak için Amerikan kültürüne hâkim olmayı gerektiren esprilerin varlığı rahatsız etmek yerine bu söz ettiğim hissi daha da pekiştiriyor. Tabii Ömer Faruk Sorak'ın
varlığı, bizim Kemerburgaz'ı kanyonların cirit attığı Vahşi Batı'ya çevirmekte hiçbir pürüz yaşamıyor. Ancak hikâyenin kalbine, yani asıl kasabamız Cannonball'a gidene kadar hikâyenin nefesi kesiliyor. Ve Cem Yılmaz gişeyi garantilemek adına filmin komedisini karikatürler üzerine kuruyor. Karikatürist yeteneğine bayıldığım Yılmaz bunu süper kotarıyor. Net 10 çok komik karikatür var filmde. Hayli sağlam bir argodan da uzak durmamış Cem. Şimdi birileri çıkıp "Amanın ne çok küfür var çok ayıp" filan demesin. Günlük hayatımızda ne kadar küfür varsa, filmde de o kadar var ve beni rahatsız etmedi. Ama filmin ortalarında hikâye ve karikatürler o kadar birbirinden kopuyor ve bir yerden sonra karikatürlerin arası öyle açılıyor ki filmin ilk yarısında oluşturduğu gülümseme kayboluyor. Hatta bu bölümlerde biraz sıkıldım. Film son bölümde ritmini yeniden yakaladığında ise biraz geç oluyor. Keşke 122 dakika yerine 90 dakikada toparlasalarmış, tam süper olacakmış. Bir de filmde Türk halkının gönlünü okşayacak milliyetçi mesajlar dikkatimi çekti. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur, Batılıların kafasındaki klişe Osmanlı fotoğrafı, Osmanlı'nın Amerikan yönetimine ayar vermesi gibi klişe fikirler büyük kalabalıkların hoşuna gidecek cinsten. Sonuçta bu sezonun en büyük düellosu olmasını beklediğim Yahşi Batı-Recep İvedik 3 çarpışmasına bir iki ay kala Cem Yılmaz'ın risk almak istemediği ve ticari mantıkla çalıştığını söyleyebiliriz. Ki bence bunda hiçbir problem yok. Ayrıca filmi birlikte izlediğim gazeteci arkadaşlarımdan bazılarının rahatsız olduğu Cola Turka ürün yerleştirmesi beni rahatsız etmedi. Aksine böyle hareketlerin yapımcılara ve yönetmenlere daha kolay hareket
edecek maddi güç sağladığını düşünüyorum. Oyunculara gelince tabii ki Cem Yılmaz canını dişine takmış. Çok da başarılı. Ozan Güven bu filmde bence kariyerinin en iyi komedi performansını sergilemiş. Bir de söylemezsem çatlarım; kovboy kıyafetleri içinde pek bir seksi! Demet Evgar mükemmel. Ama ekibin en başarılı ismi hiç kuşkusuz filmde coşan Zafer Algöz. Şener Şen'in babası Ali Şen'in muhtar tiplemelerinden yola çıkarak yarattığı hem papaz hem şerif olan karakter, çaktırmadan Cübbeli Ahmet Hoca'ya da benziyor :) Yahşi Batı, 122 dakikalık eğlenceli bir seyirlik. Ona başka anlam yüklemeden giderseniz
keyif katsayınız daha da artacaktır...
ÖMER ÖZGÜR’E ÖZEL TEBRİK
YAHŞİ Batı'nın film müziklerini yapan Ömer Özgür özel bir tebriği fazlasıyla hak etmiş. Yarı Osmanlı, yarı Amerikan ezgileri taşıyan tema müziğini
filmin www.yahsibati. com sitesine girip girip dinlemekten kendimi alamıyorum. Ayrıca filmin Dolby Surround ses tasarımı da hayli başarılı kotarılmış.
Sanırım onun için de Burak Topalakçı'yı kutlamak gerek. Özellikle kurşun sekme sesleri surround sistemlerin hakkını veriyor. Umarım filmin orijinal müzikleri
de piyasaya yakın zamanda çıkar.
Gel vatandaş öpücüğe gel, olay öpücük bu DVD’de!zamanda çıkar.
MEĞERSE RTÜK uyardıkça Ay Yapım'ın hoşuna gidiyormuş. Yasak geldikçe, internette tık geldikçe Aşk-ı Memnu'nun yapım şirketi daha bir seviniyormuş.
Bunu nereden mi anladım? Aşk-ı Memnu dizisinin geçen hafta piyasaya çıkan DVD'sinin üzerinde yazan yazılardan tabii ki. Yapımcı firma DVD kutusuna özel bir çıkartma yaptırmış ve üzerine "Ünlü öpüşme sahnesi bu DVD'de" yazmış. "Bravo" diyorum kendilerine. Şahane bir pazarlama yöntemi. Ama yayında olan dizinizin
marka değerini erozyona uğratmıyor mu bu ucuz pazarlama taktiği?