Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DAHA yumuşak bir başlık yazayım:

        Bölgesinde ve dünya genelinde “etkin-aktif” bir Türkiye istiyorum!

        Biliyorum bu başlığa bazıları çok kızacak, hatta o kadar abartacaklar ki, emperyal olma ile emperyalist olmayı, hatta faşiste doğru kaymayı bilerek karıştıracaklar.

        Önemli değil, kavramın anlaşılması adına ben bütün saldırıları göğüslemeye hazırım...

        Varsa kamuoyunda tartışmak isteyen, istedikleri ekranda varım!

        Sevgili dostlar, dün 23 Nisan’ı kutladık.

        Cumhuriyet’in nasıl bir nimet olduğunu bir kez daha gördük, yaşadık, hissettik. Bu devleti, bu sistemle bizlere bırakanlara da teşekkür ettik. Bütün bunları yaparken de bir detayı yine unuttuk; nereden geldik, nereye gidiyoruz ve en önemlisi nereye gidebiliriz!

        Bu noktada biraz geriye dönelim ve “sistemin nimetlerini” sayarken yaptığımız hataları da sorgulayalım...

        Evet, bizler Cumhuriyet’i kurduk, Atatürk’ün sağlığında “olması gerekenleri de” yaptık, içimize kapanmadan komşularımızla ilişkiler geliştirdik, peki sonra nasıl bu hale geldik? 1938 ve özellikle 1946-1960 sonrası nasıl “komşularına sırtını dönen”, Avrupa ve Amerika’dan emir alan, NATO-IMF-Dünya Bankası üçgeninde “kendini toplayamayan” bir yapıya dönüştük? Kimler “bizi” tarihi bağlarımızdan, nasıl kopardı? İran neden düşman oldu, Suriye ile nasıl kanlı bıçaklı olduk?

        Orta Asya’ya ve Ortadoğu’ya hangi sebeplerden dolayı bakamaz hale geldik?

        Sevgili dostlar, bir not düşeceğim, sonra analizime devam edeceğim: 1900-1946 arasında “yaşananları belgeleyen” ve bugüne kadar İngiliz hükümeti tarafından kapalı tutulan bazı belgeler ortaya çıkacak ve bildiğimiz çok şey değişecek! Bu detay çok önemli, daha fazla yazamam, isteyenler araştırabilir.

        Bu tespitler sonrası dönelim “Emperyal Türkiye” kavramına... Dikkat edin “emperyalist” demiyorum, daha açık ifadeyle “askeri gücünü kullanarak diğerlerini istediklerine zorlayan” bir ülkeden bahsetmiyorum. Etki alanı genleşmiş, geçmişiyle barışmış, binlerce yıllık kültürel bağlarına kavuşmuş,

        Balkanlar’dan Orta Asya’ya, oradan Ortadoğu’ya uzanan bir Türkiye...

        Diyeceksiniz ki; olur mu? Olmaz! Böyle demeniz gayet doğal... 1938’den itibaren başta İngiltere, sonrasında Almanya ve Amerika destekli politikalarla öyle bir Türkiye oluşturdular ki; aklımızı kullanıp sorgulayamaz hale geldik. Bizi “bize”, kendi “değerlerimize”, hatta kendi “dinimize” düşman etmeye çalıştılar. En büyük düşmanımız “kendimiz” olduk. Kendi insanlarımızı “iç tehdit” olarak algıladık, tanımladık. Etnik olarak ayrıştık, “bizi” biz ve onlar diye tanımladık. Ortadoğu ve Orta Asya’ya bakamadık, İran en büyük düşmanımızdı, ticaret bile yapamadık.

        Bu da yetmedi, içeride özellikle 1960’lardan sonra oluşan “sermaye dinamikleri” ile “yerleşik düzenler” kurdular! Türkiye ne zaman başını kaldırsa, bu yerleşik düzen öyle gürültü çıkardı ki, irticadan bölücülüğe şarkı hiç bitmedi.

        Uzun lafın kısası; 1900’lerden başlayarak “bizi geçmişimizden koparmak” isteyen güçler başta İngiliz etkisi olmak üzere her zaman devrede oldular. Dışarıdan onlar, içeriden yerleşik düzen “Türkiye’nin kendini toplamasına, ortak aklın oluşmasına” asla izin vermediler. Şimdi uyanma ve “Bize ne oldu” deme zamanı... Evet, emperyal bir Türkiye istiyorum. Nereden geldiğini ve nereye gittiğini bilen bir Türkiye!

        Bedelliye sonuna kadar karşıyım

        TEK cümle yazacağım: “Bedelli bu ülkenin vicdanını zedeler!” Daha fazla yazmama gerek var mı?

        Diğer Yazılar