Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HATIRLAYACAKSINIZ, Amerika’dan yazdığım ilk yazılardan birinde Amerikan Kongresi’nde “Mavi Marmara” filosunu örgütleyen İHH Derneği’nin terörist örgüt ilan edilmesi kararının gündemde olduğunu ve yönetimin de bu yönde bir kararı belki de iç politik zorunluluklar nedeniyle desteklemek zorunda kalacağını söylemiştim.

        Şimdi New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığımız sohbetten sonra Amerika’dan yazacağım son yazıda, bu konuya yeniden değinip olayın büyük bir kriz haline dönüşme potansiyeli içerdiğini söylemek zorundayım.

        TEPKİ KOYARIZ

        Cumhurbaşkanı Gül, “Eğer böyle bir karar alırlarsa bu, Türkiye’ye de ‘Siz bir terörist örgütü korudunuz’ demek olur ki biz bunu kabul etmeyiz ve bu kararı aldıranlara karşı hükümet gereğini yapar” dedi.

        Ben, “Ne yapabiliriz, bu kararın arkasında İsrail ve Amerika duracak, gerçekçi olarak neler yapılabilir” diye sorduğumda, Cumhurbaşkanı, “Gelişmelere bir bakalım ona göre, yeri geldiğinde ne gerekiyorsa o yapılır. Hiçbir ülke, terörist diye kınayacağı örgütleri seçme, bazılarını koruyup bazılarına yüklenme hakkına sahip değildir. Eğer öyle keyfi kararlar alınırsa bizim Güvenlik Konseyi Başkanı olarak teröre karşı mücadele çağrımıza da uyulmamış olur” dedi.

        ÜZERİNE ÇOK GİTTİM AMA....

        Görünen o ki, her ne kadar bu konu özellikle Amerika ile Türkiye’nin arasını hayli gerginleştirecek gibi gözükse de Dışişleri Bakanlığı tecrübesi de olan Cumhurbaşkanı, bu yaklaşan kriz karşısında bir devlet adamına yakışan sakinliğini korumakta. Konu hakkında sayısız soru sordum ama Cumhurbaşkanı’nı bir türlü sert bir söz söylemeye ikna edemedim. Bu çabam sadece bir gazetecilik içgüdüsünün gereği değildi, meselenin nasıl olsa setleşeceğini ve Türkiye’nin bir şekilde sert bir tavır almasının kaçınılmaz olduğunu bildiğimdendi.

        İSRAİL İLE KONUŞMAK İSTENMİYOR MU?

        Cumhurbaşkanı Gül buraya gelmeden önce hükümete yakın gazetelerde kendisinin İsrail lideri ile görüşeceği yazıldı. Ben bu konu hakkında yazdığım yazıda, bu kadar kritik bir konuda net bir bilgi olmamasına rağmen gazetelerin konuyu neden gündeme taşıdıklarını anlayamadığımı ve devletin zirvesinde bu konuda bir anlaşmazlık olabileceğini belirtmiştim.

        Yine sorum üzerine Cumhurbaşkanı, “İsrail ile görüşmenin gündemde olmadığını, böyle bir randevu verilmediğini” söyledi.

        Bana bir diplomatik tavır olarak gelen ama Cumhurbaşkanı tarafından gayet tabii ki böyle tanımlanmayan bir gelişme daha olmuş. “Clinton Foundation” adındaki vakıfta yapılacak bir toplantıya Cumhurbaşkanı Gül de davet edilmiş. Bu toplantıda İsrailliler de bulunacakmış, Cumhurbaşkanı işlerinin yoğunluğundan ve başka görüşmeleri olduğundan bu toplantıya katılamayacağını söylemiş. Böylece İsrailliler ile resmen belirlenmemiş spontane bir görüşme yapılması fırsatı da kaçırılmış,

        GÖRÜŞME YAPILMASI ÖNEMLİYDİ

        İsrail ile bu kez görüşülmesi önem taşımaktaydı; çünkü Amerika, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkinin soğuk olmasından son derece tedirgin ve iki ülkenin bir an önce görüşüp meselelerini çözmesini istiyor.

        Ben, Cumhurbaşkanı’na, bu işte bir tuhaflık olduğunu, burnuma büyük bir haber kokusu gelmeye başladığını söyleyip, “Yoksa İsrail’le görüşmek istemediğimizden bahane bulup tavır mı aldık” diye sordum. Cumhurbaşkanı “gerçekten işinin olduğunu” söyledi. Ben bu konunun yoruma açık olduğunu belirttim, o da bana “Sen istediğini yap” dedi ve bu yazıya bu nedenle giriştim.

        GİRİFT VE TEHLİKELİ GELİŞMELER

        Benim gördüğüm ve olaylarla da desteklenen durum şu: Amerika ile ilişkilerimiz daha da gerginleşmeye gidiyor, İsrail ile zaten gergin durumda olan ilişkilerin düzeltilmesi için önemli bir girişim henüz yok. Gülen cemaatine yakın bazı yayınlarda, “alınmış bir karar yokken Cumhurbaşkanı’nın İsrail lideriyle görüşeceği neden yazıldı” bu hâlâ tam net değil.

        Görülen o ki, İsrail-Türkiye-Amerika arasındaki ilişkiler daha da girift ve gergin olmaya namzet. Amerika’nın, İHH’yı terörist örgüt ilan etmesinden sonra Türkiye’nin üzerine daha fazla gitmeye hazırlandığı belli ama Cumhurbaşkanı’nın tavrından ve dediklerinden anladığıma göre, Türkiye de bu durumda geri adım atmayacak ve gerektiği kadar sert tepkiler koyacak.

        Başkanlığın insani boyutu

        TÜRKİYE, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin başkanlığını üstlenecek. Bu prestijli ve önemli bir gelişme. Bunun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açısından son derece duygusal bir boyutu da var.

        Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanı’yken 2003 yılında yine New York’ta, Türkiye’nin Güvenlik Konseyi Başkanlığı’na aday olduğunu açıkladığında birçok insan buna pesimist bakmış, hatta girişimi alayla karşılayanlar olmuştu ve “Türkiye boyundan büyük işlere girişiyor” demişlerdi.

        Şimdi 2010 yılında Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanı’yken attığı adımın sonucunu yaşamanın gururunu hissediyor ve bu konuda çok da duygusal. Bence haklı da. Lafı hiç evirip çevirmeden, bu vizyon için Türkiye’yi yönetenleri tebrik etmek gerekiyor.

        Davutoğlu’nun işi zor

        CUMHURBAŞKANI Gül ile ortak yaptıkları basın toplantısında Ahmet Davutoğlu’na baktıkça, işinin çok zor olduğunu düşündüm elimde olmadan. Düşünsenize, bir defa o neredeyse 60 ayrı dışişleri bakanı ile zincirleme görüşmeler yapacak, üstüne üstlük yanında Cumhurbaşkanı Gül gibi Dışişleri’nde son derece tecrübeli bir isim de var. Bir hata yaptı mı yandı Davutoğlu.

        Cumhurbaşkanı Gül, son derece fit ve dinamik görünüyor, hiçbir detayı kaçırmayacak gibi duruyor. Doğrusu ben New York’ta Davutoğlu’nun yerinde olmak istemezdim; olmak zorunda kalsam bile o zaman da Cumhurbaşkanı’nın burada olmamasını tercih ederdim.

        Bir eski TV dizisi daha yeniden gündemde

        AMERİKA son günlerde yeni başlayacak bir dizinin reklamlarıyla çalkalanıyor, nereye baksanız görüyorsunuz bunun reklamını. Aslında bu “yeni” dizi, yine eski dizilerin tekrar çekilmesi trendinin yeni bir örneğini oluşturuyor.

        1970’li yıllarda benim de çok severek izlediğim “Hawaii Five-O” adlı polisiye dizinin yeni versiyonu başlıyor diye ortalık yerinden oynatılıyor. Dizinin müziği çok popülerdi ve akılda kalan bir ritme sahipti; şimdi gençlerin ağzında bu müzik var. Onlara bakınca kendi üniversite yıllarımı hatırlıyorum; yıllar nasıl da geçti inanılır gibi değil.

        Diğer Yazılar