Hıncal Uluç'un zorunlu kopuşu
Baştan gördüğümü aktarayım da sonra konuyu açmaya çalışırım.
Hıncal Uluç'un Defne Joy Foster ile ilgili yazmış oldukları çok tepki alıyor gibi gözüküyor ama toplumun büyük bir kesiminden destek de var.
Sadece tepki varmış gibi gözükmesi,tepkililerin bu toplumda yeni teknolojileri kullanan ve sesini nasıl yükselteceğini bilen bağlantılı insanlardan gelmesidir.
Destek ise evlerde, sıradan sohbetlerde veriliyor. Türkiye son yıllarda hiç muhafazakârlaşmamış olsaydı da bu böyle olurdu ama muhafazakârlaşan Türkiye, aslında Hıncal Uluç'un yanındadır.
Bu değişim başladığında patron değiştiren Sabah Gazetesi de modern şehirli, diğer deyimle Beyaz Türklerin gazetesi olmaktan hızla çıkmış ve muhafazakâr kesime yaklaşmıştır. Bu değişimin sancılarını yaşamakta olan gazetede Hıncal Uluç bir süredir çok sırıtıyordu. Önceki günkü yazısıyla Hıncal Uluç ve gazetesi birden çok uyumlu hale geliverdiler. Önceki gün Hıncal Uluç, Beyaz Türklerle zorunlu bir kopuş yaşadı.
Gelen eleştirilere bakın, ağırlıklı olarak Beyaz Türklerden. "Bize ne, bir kadının yaşadığı ilişkiyi
sorgulamak bize mi düşer, biz mi ahlak bekçiliği yapacağız?" lafı geliyor.
Muhafazakâr çoğunluk ise Hıncal Uluç'un haklı olduğunu düşünüyor ama onları bunu açıkça söylemekten alıkoyan tek bir mesele var. Onlar da ölen insanın arkasından konuşulmasını kabul edemiyorlar.
Anlayacağınız, Hıncal Uluç yazısında bir taktik hatası yaparak, yanlış cümleler kurarak destek alacağı kitlenin bile sesini çıkaramaz hale getirdi ve yalnız başına kaldı.
Hıncal Abi bu yazısını, yazının şehvetine kapılarak yazmış olmalı, bir de Türkiye ortamından ve gazetesinin havasından çok etkilenmiş galiba.
En doğrusu, hiç kimsenin hayat tarzına ve tercihlerine katiyen karışmamak. Ben kendime böyle davranılmasını istiyorum; tahmin ediyorum, hatta biliyorum Hıncal Abi de bunu istiyor. O zaman bize düşen, bize en ters gelen konularda bile susmak ve kabul etmek olacak. Çünkü unutmayalım ki benim hayat tarzımda da çoğunluğun kabul etmeyeceği ve kızacağı yönler var.
Bu tür durumlara eskiden çok düşmüş bir yazar olarak, yazı şehvetinin bazen yazanı hiç arzu etmediği konumlara düşürebildiğini biliyorum.
Bunu şu anda Hıncal Abi'ye saldırmayı gören bilen Beyaz Türklerin de bildiğine eminim.
Online statü sembolleri
Önceki gün mega şehirleşmelerin ve bununla gelen yeni kültürel değişimin, çağın trendi olacağını yazmıştım.
Tabii bu trendle birlikte önemli şehirleri slogan hale getiren kampanyaların da başlayacağını görüyorum.
Bunun en son başarılı örneği, 1970'li yllarda New York'ta yaşandı. O dönemde I (BEN) kelimesinden sonra gelen kırmızı kalp resmi ve sonrasında NY kelimelerinden oluşan logo şehrin resmi logosu oldu. "Ben New York'u seviyorum" lafını kırmızı kalple söyleyen bu slogan, tüm yılların en başarılı kampanyası olmalı.
Bununla birlikte büyük bir slogan endüstrisi oluşturuldu. Kahve bardaklarına, tablalara, tişörtlere bu slogan işlendi ve insanlar bunun damgasını vücutlarına yaptırmaya başladılar. Bu başarıdan etkilenen başka şehirler örneğin Los Angeles, Miami, San Francisco da aynı logoyla kendi şehirlerini sloganlaştırmaya çalıştılar. Ama fikir basit de olsa sadece ilk düşünen başarının pastasını yiyor. Bugün NY hâlâ aynı logoyla sloganını atıyor. Ama yeni dönemin yeni duyarlılıklarında dönemin ruhuna uygun yeni buluşlar olması da kaçınılmaz.
İçinde bulunduğumuz dönem, online starların yaratılması dönemi. Bazı blog yazarları ve Facebook kullanıcıları, hatta Twitter'ı verimli kullanan insanlar online starlar olabiliyorlar ve onların ortaya attıkları fikirler de popülerleşiyor.
Mega şehirlerle birlikte yeni elitlerin de ortaya çıktığı bu dönemde "online statü sembolü" denilen yeni bir kavram da ortaya çıktı. Bu takip edicisi çok fazla olan kişiler tarafından ortaya atılan yeni bir fikir, yeni bir kavram veya yeni bir moda olabiliyor. İçinde bulunduğumuz dönemde en güzel pazarlama faaliyetlerinin bu online statü sembollerinin sloganlaştırılması yoluyla yapılabileceği düşünülüyor.
En popüler Twitter ve Facebook kullanıcısının, yaşadığı şehri övdüğü slogan veya bir blogcunun yarattığı kavramı şehrin sloganını logolaştırmakta kullanması gibi gelişmeler düşünülüyor ve önümüzdeki günlerde bu yeni mecrada büyük canlılık yaşanması bekleniyor.
'Cool' araba
Volkswagen, geçmişte Beetle markasıyla alternatif düşünebilen, marjinal yaşamlardan korkmayan, deneysel olabilen insanların arabasıymış havası yaratabilmişti.
Bunun müthiş bir pazarlama gücü olduğunu aklı başında her işadamı görebilir. Bu yüzden şirket şimdi aynı imajı daha da güçlendirmek için 2012 modeli arabalarına "Fender" müzik sistemini kurdurma kararı almış.
Fender, çok kaliteli elektrogitar ve amplifikatörleri üreten markadır. Böylece Beetle eski "hip" imajını rock'n'roll dünyasına bir gönderme yaparak sürdürüyor.