Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PERŞEMBE akşamı "Türkçe Olimpiyatları kapanış törenine" katıldım. Orada olmaktan, orada gördüklerimden dolayı çok mutlu oldum. Kemençe eşliğinde horon tepen Ganalı kardeşlerim, bizim okuyamayacağımız kadar güzel bir Türkçe ile sayfalarca şiir okuyan Gürcü kızımız ve daha birçok güzel genç insan gördüm. Gerçekten DUYGULANDIRAN güzel bir ortam ve Türkiye adına gurur verici bir tabloydu. Çok önemli bir de detayı öğrendim; artık dünya genelinde Türkçe eğitim yapmak isteyenler için aynen İngilizce'de olduğu gibi bir sınav yapılacak ve TOEFL gibi her yerde geçerli olacak...

        Sevgili dostlar, orada çok ilginç bir manzara daha gördüm ve yıllar öncesine gittim. Törende "en önde olmak" için yarışan bir karı-koca vardı. Başbakan gülünce gülen, ayağa kalkınca kalkan, gözleri yaşarınca onlarınkiler de yaşarsın diye soğan doğrayan! Bir kare resme girmek için neredeyse pervane olan! Bir selam almak için neredeyse taklalar atan!

        Sevgili dostlarım, onları görünce aklıma yıllar önce yaşanan bir manzara geldi ve o günler ile dün akşamı karşılaştırarak Türkiye adına bir kez daha umutlandım... 2002'nin yaz aylarında Türkiye daha henüz yeni hükümetine alışmaya çalışırken, Aydın Doğan'ın damadı ve o zamanın medya grubu başkanı Mehmet Ali Yalçındağ evinde bir davet vermiş ve medya çalışanları "Ne olacak" diye sorduklarında, kadehini boğaz sularına doğru kaldırarak "Korkmayın, hiçbir şey olmaz, eldeki malzemeyle bir vursak yarısı boşa gider" cümlesiyle başlayıp biten tarihi konuşmasını yapmıştı!

        Herkese açık bir konuşma olduğu, sır olmadığı için rahatlıkla paylaşıyorum... Aynı Mehmet Ali ve TÜSİAD'ın bir önceki başkanı olan eşi Arzuhan Yalçındağ, dün akşam 2011 yılının haziran ayında ve sonrasında "Bir vursak yarısı boşa gider, muhtar bile olamaz, 411 el kaosa kalktı" cümleleriyle "algıladıkları" Başbakan Erdoğan'ın "bir göz selamı için" saatlerce Karagöz-Hacivat oynadılar... Bu manzarayı görünce Türkiye'de "yerleşik düzenin nasıl yıkıldığını" bir kez daha gören, çıktığım-inandığım "bu düzen yıkılsın" yolunda Türkiye'nin nasıl ilerlediğini kalpten hisseden biri olarak bir kez daha Allah'a şükrettim ve şu cümleyi etmeden geçemedim: Ne oldu Mehmet Ali! Furdin, furdin... FURULDİN!

        Sonuç: Türkiye'de kendilerini bu ülkenin sahibi sananların, halkın iradesi-seçilmiş Başbakan ve hükümetleri karşısında "hadlerini öğrenmeleri" Türkiye'nin demokratikleşme ve kendi kaderine sahip çıkması konusunda attığı en önemli adımdır... Türkiye için çok ama çok umutluyum; gitti "Mehmet Ali'ler geldi halkın iradesi"...

        Mustafa Armağan'ın önemli tespiti...

        ARMAĞAN'ın "26 Haziran tarihli yazısını" kaçırdıysanız, sizlere bazı detayları yeniden aktarmak ve Armağan'a da "tarih" deyince 1000 seneye bakmak yerine yakın tarihimize bakmayı-sorgulamayı gündeme soktuğu için teşekkür etmek istiyorum...

        Bakın ne diyor Mustafa Armağan "önemli bir tartışma" başlatacak yazısında:

        "...Şükrü Saracoğlu, Hilmi Uran ve Emin Erişirgil, Milli Mücadele'den kaçmışlardır. Eski Maliye Bakanı Fuat Ağralı ise Milli Mücadele yıllarında işgalci devletler olan İtalya ve Yunanistan'ın pasaportunu taşımıştır... İşin garibi, bu 'bomba' açıklamayı birkaç gün önceye kadar başbakan olan Saracoğlu asla yalanlamamış ve asker kaçağı bir başbakan olarak tarihe geçmiştir... O günlerde Nadir Nadi, 'Bu tatsız münakaşalar böyle uzayıp giderse yarın hangi isimlerin ortaya atılacağı ve neticelerinin nerelere varacağı kestirilemez' diye yazıyordu Cumhuriyet'te. Hakikaten de eski defterler bir kere açılırsa işin ucu nerelere varabilirdi?.. Bunun üzerine DP'liler Meclis'i protesto edecek, Cumhurbaşkanı İnönü araya girip de ikna edinceye kadar sıralarını boş bırakacaklardı. Ne var ki, bütçe görüşmelerinde Başbakan Recep Peker'in Menderes'e 'psikopat' demesiyle DP yeniden Meclis'i terk edecek ve bu büyük mücadele 1950'ye kadar sürüp gidecekti... Eski 'Cumhuriyet' yazarlarından Mehmet Kemal, 'Türkiye'nin Kalbi Ankara' adlı kitabında şöyle yazıyor: 'İsmet Paşa ile hiç kimse hesaplaşamamıştır. İsmet Paşa TC'nin (...) bütün vidalarını, çarklarını makineye takan adamdı.' Bugün 50 yıllık iktidarında İsmet Paşa'nın taktığı vidaları çıkarmaya uğraşıyoruz vesselam..."

        Sevgili dostlar, yukarıdaki cümlelerin içinde "Türkiye'nin tartışması gereken" çok önemli detaylar var, önümüzdeki günlerde sorgulamaya devam edeceğiz...

        Diğer Yazılar