Futbol sevdası
GENÇLİK ve Spor Bakanı Suat Kılıç'ın açıklamalarını ilgiyle okuyorum. Bundan böyle stadyumlara kadın ve çocukların güven içinde gelebilmeleri için adımlar atılacağını söylüyor. Haber sevindirici. Böyle bir duyarlılığın devlet düzeyinde mevcut olduğunu görmek de. "Fenerbahçe Stadı'ndaki kadınların ve çocukların katılımını gördükçe Gençlik ve Spor Bakanı olarak gurur duydum" diyor. Gayet haklı.
Buraya kadar her şey güzel, hoş ama anlayamadığım ve içime sindiremediğim bir nokta var: Bir yandan bakıyorum, Fenerbahçe takımı cezalı olduğu icin seyirciye kapalı oynuyor. Bir yandan da kadın ve çocuklar seyirciden değil, fasulyeden sayılıyor olmalılar ki içeri alınıyorlar. Acaba biz, gayet iyi niyetle de olsa, zihnimizde bir yerde bir fikir tortusu mu taşıyoruz? "Kadından taraftar olmaz!" diye mi düşünüyoruz?
Futbol ve siyaset dünya tarihinde, bilhassa bizim gibi ülkelerde hep iç içe olageldi. Hatta bu spor kimi zaman kitleleri uyuşturmakla yahut pasifleştirmekle itham edildi. Portekiz solu ülkelerinde diktatörlüğü ayakta tutan üç F olduğuna inanılırdı: "Futbol, fado ve fiesta." Ancak bugün aynı spor insanları camdan gettolarından çıkaran, birbirlerine yakınlaştıran, yeni değerler etrafında bağlayan bir potansiyele de sahip.
Farklılıkları yakınlaştıran, benzemezleri kaynaştıran bir zamk adeta. Futbol sevdasının pozitif siyasi uzantılarına dikkat çekiyor Suat Kılıç. "Bu manzara, Türk kadınlarının da aslında teröre karşı bir cevabıydı" diyor ve ekliyor: "Birileri bu ülkenin başkentinde gelişmeleri sabote etmeye çalışırken, bu ülkenin bir önceki başkentinde; İstanbul'da dünyanın tanıdığı metropolde, oradaki en büyük stadyumlardan birinde 40 binin üzerindeki kadın ve çocuk bir araya gelebiliyor ve futbola her şeye rağmen devam diyebiliyorsa; gerçekten Türkiye'nin bu tür terörist saldırılardan bu kadar etkilenmediğinin de göstergesi olarak görülmelidir."
★
Futbol gündelik hayatımızda baş tacı ettiğimiz alanlardan. Türkiye'de gündelik hayatın ritmini ve dokusunu belirleyen ana unsurlardan. Ama hayatımızda bu kadar elzem rol oynayan bu spor ve onun etrafında örülü olan koskoca bir kültür bugüne değin hep erkek egemen olageldi. Stadyumlar erkekler için, kulüpler erkekler için, yönetim kademesi de taraftarlık da erkekler için... Sokaklarda slogan atmalar, maç öncesi toplanmalar, maç sonrası kutlamalar hepsi erkekler için idi.
Evet, kadınlar futbol dünyasına giriş yapıyor. Farklı sosyal konumlardan, siyasi görüşlerden, kiminin başı kapalı kiminin açık, eğitim seviyeleri değişken, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, öğrenci, ev hanımı, işkadını... Zannedilenden daha fazla kadınların futbola olan eğilimi, kabiliyeti. Kimileri doğrudan doğruya sporla ilgilenmese de eşiyle, babasıyla, sevgilisiyle yahut oğluyla beraber zaman geçirebilmek istiyor; bunu adeta ailevi bir etkinlik olarak görüyor. Kimileri de sporun kendisine sevdalı. Damardan.
Zaten nicedir fanatik düzeyde takım tutuyor. Bu bir fırsattır aslında. Biz kadınlar için değil. Futbolumuz için. Futbol kültürünün gelişmesi, zenginleşmesi için. Bazen duyuyorum, erkekler şikâyet ediyor: "Ne yani artık statlarda küfredemeyecek miyiz?" Belki. Bir zahmet. Neden olmasın? Küfürsüz, hakaretsiz maç seyretmek, sözlü ve fiziksel şiddetten uzak durarak sporun ve sporculuğun keyfine varmak. Kadın-erkek beraber sevinip ortak sloganlar atmak ve en önemlisi, çocuklarımızın yanında onları utandırmayacak olgunlukta bir duruş sergilemek... Neden olmasın ki?
Bu iyimser tablonun içinde beni kaygılandıran bir ince detay var. Bazı maçların sadece kadınlara açık olması fikri. İhtiyacımız olan şey erkeklerden ayrı ve kopuk, kadınlara tahsis edilmiş özel maçlar değil. Burada temkinli hareket etmek gerektiğine inanıyorum. Zaten farklılıkların yeterince kaynaşamadığı, cinsiyet ayrımının gündelik hayatta fazlasıyla yaşandığı ve kamusal alanın yekpare biçimde erkeklere öncelik verdiği bir ülkede yaşıyoruz.
Önemli olan, esas olan, kadın ve çocuklara ait steril alanlar yaratmak değil; kadın ve erkek, ebeveyn ve çocuk hep beraber futbol izleyebilmek, birlikte bu kültürün tadına varabilmek.