• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Elif  Şafak

Elif Şafak

[javascript protected email address]

Bir kadın hikâyesi...

26 Ocak 2012 Perşembe, 10:47:07

GAZETELERDE bir haber, internet ekranlarında bir fotoğraf. Bakıyorum uzun uzun. İçim cız ediyor. O kadar güzel bir yüz ki karşımdaki, aydınlık ve duru; gözlerinde derin bir hüzün, kırılgan bir perde, belli belirsiz bir serzeniş, sitemkâr öylesine. Yara içre yara. Hayatında bir yara kapanmadan bir başkası açılmış adeta. "Bu dünyanın hallerini anlayamadım, sevemedim hiç" dercesine bakıyor fotoğraf karesindeki yüz.
Bu yazıyı okurken bir an için durup bu yüze bakın lütfen. Sessizce, yüreğinizle dinleyerek fotoğrafın anlattıklarını...
Oysa fotoğrafın bize anlattığı hikâye ile yazılı ve görsel basınımızın bu hadiseyi aktarma biçimi o kadar farklı ki birbirinden... Fotoğraf diyor ki: "İnsanım ben. Bir ananın kuzusuyum, insan evladıyım. İncindim çok, kelimelere dökemeyeceğim kadar; sırçadır yüreğim. Gör beni..."
Basındaki anlatı ise bunları silip geçiyor. "Antalya'da bir fuhuş çetesinin eline düşen ve bir evde zorla tutulan" yabancı bir kadın olduğu yazılı. Haberin verilişi genellikle üçüncü sayfalarda. Yaşı daha 25, ömrünün baharında. İsmi Elena Pdokhorova. Çarşafla kaçmaya çalışırken balkondan düşüp hayatını yitiriyor.
İster yazılı olsun ister görsel medya, tuhaf bir kayıtsızlık var kullanılan ifadelerde. "Fuhuş çetesine yakalanmış" sözünde garip bir hissizlik, duygusuzluk, umursamazlık var. "Nezleye yakalandı, gribe yakalandı" der gibi.
Sorunun esas kaynağını görünmez kılan, hatta masumlaştıran, algıdan uzaklaştıran bir söylem bu. Sanki gribin hiç suçu yok, nezle masum! Olur böyle şeyler. Birileri nezleye yakalanır işte!
Okumaya devam ediyorum Elena hakkındaki tüm haberleri. Fuhuş yapmak istemediği, onu tutsak edenlerden kaçmaya çalıştığı, üçüncü kattan düşerek ağır yaralandığı ve olay yerinde vefat ettiği yazılı farklı mecralarda. Bütün hikâye kadının üzerine kurulmuş. "Kadın" eşittir "kurban" olmuş. Ona bu zulmü edenler hakkında ise hemen hemen hiçbir şey yok basınımızda. Ne bir fotoğraf, ne bir soru zinciri, ne bir eleştirel ifade.
Peki ama onu zorla alıkoyup ölümüne sebep veren bu katillere ne oldu? İki satırlık bir bilgiyle geçiştiriliyor işin o kısmı. Polisin inceleme başlattığı ve evi tutanların arandığı söyleniyor. O kadar.
Uzun seneler boyunca ülkemizdeki her Rus kadına "Nataşa" lakabını taktık. Televizyon, dergiler, gazeteler, mizah dergileri... El birliğiyle bir ucube söylem yarattık. Seksist, önyargılı, dışlayıcı, tepeden bakan, hissiz ve haksız bir söylem. "Rus kadın" demek "fuhuşa yatkın" demek oldu bu denklemde. Bu ataerkil cehalet ne yazık ki kolay kolay kırılmıyor, kaybolmuyor. Basının olayları veriş biçimini de, okurların algılarını da etkiliyor.
Gündelik hayattaki "Rus kadın" imajına bakınca ya acımakla yetiniyoruz (fuhuştan kaçarken düşüp öldü, yazık) ya da ayıplamakla geçiriyoruz vaktimizi (fuhuş yapıyormuş, ne ayıp). Halbuki hakikat, görmeye yanaşmadığımız devasa bir hakikat var ortada.
Türkiye'ye kandırılarak getirilen ve zorla fuhuşa sürüklenmek istenen kaç kadın var? Bunu niye sormuyoruz? Onların hikâyeleri, çileleri, uğradıkları haksızlıkların yanı sıra maruz kaldıkları önyargılar ne zaman anlatılacak, yazılacak?
Ve bu arada esas suçlular, ellerini kollarını sallayarak dolaşmakta.

 

Diğer Yazıları

Rakamların ışığında şiddet...

  • Yayın Tarihi: 19/02/12 10:36
  • [javascript protected email address]
Rakamlar bazen korkutur. Duymak istemeyiz varlıklarını. Bilmemek daha kolay gelir. Kısa yoldur; kestirmeden, kolayca. Sapıveririz oraya. Cehaletin konforuna sığınırız. Tüyden hafif, kadifemsi. Ilıman iklimdir, bahar meltemi. Üşümez insan orada....
Devamını Oku

Gıpta edeceğimiz okullar

  • Yayın Tarihi: 16/02/12 11:15
  • [javascript protected email address]
BİLMEM hiç düşünür müsünüz zaman zaman: "Daha farklı, daha iyi okullarda okusaydım, köstek değil destek görseydim, hayat kimbilir ne fırsatlar çıkarırdı önüme, neler yapardım bileğimin gücüyle?" Vaktiyle sahip olduğunuz ama zaman içinde kaybettiğiniz...
Devamını Oku

Bugün 14 Şubat, gelin Gamze'ye bir hediye verelim: Bir tüp kan olsun

  • Yayın Tarihi: 14/02/12 11:11
  • [javascript protected email address]
Emrah ve Gamze, aşkın her bir katresinin cevher değerinde olduğunu bilenlerden. Onlar genç yaşta bilgeleşenlerden. İnsanda âlemi, âlemde sevgiyi görenlerden. Emrah ve Gamze özel bir çift. Ve ağır bir sınavdan geçmekteler... Bugün 14 Şubat. Gelin Gamze'ye...
Devamını Oku

Kendi canlarıyla düello edenler

  • Yayın Tarihi: 12/02/12 14:02
  • [javascript protected email address]
Birçok yazar var Rusça orijinalini okuyabilmeyi dilediğim. Ama en çok Puşkin. Onun için "Rus ruhu, Rus dili, Rus kişiliği" demişti Gogol Romanlarımı neden İngilizce yazdığımı soranlara, bazen şöyle cevap veresim geliyor: "Rusça yazamadığım için..." Ne...
Devamını Oku

'Kendi kendine sansür'

  • Yayın Tarihi: 09/02/12 10:32
  • [javascript protected email address]
İNGİLTERE'de kitapseverlerin ayrı bir itinayla takip ettikleri Literary Review Dergisi'nde ilginç bir yazı yayınlandı bu hafta. Nick Cohen imzalı. "Dijital Çağda Sansürün İşleyiş Biçimleri" üzerine yazdığı kitapla dikkatleri çeken yazar, ifade özgürlüğü...
Devamını Oku
Tüm Yazıları