• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Elif  Şafak

Elif Şafak

[javascript protected email address]

Cinnetin tanıkları

05 Şubat 2012 Pazar, 11:06:33

Dört yaşında bir oğlan çocuğuyum. Adım yok benim. Vardı, yok oldu. Karatahtaya titrek tebeşirle yazılmış çizgiler gibi. Bir dokunuşta siliniverdi. İki harften ibaretim gazetelerde. E nokta K nokta. Emir de olabilirim Emre de. Eren de olabilirim, Elem de. Erguvan da olabilirim Evsiz de. Esef de olabilirim Ehemmiyetsiz de. Bir-iki satırla bahsetmişler benden. Gazeteci ablalar, gazeteci abiler.

Yazdıkları yazılarda ismimin ve soyadımın baş harfleri var sadece. Okuyanlar kafalarını sallayıp, kaşlarını çatıp, tahtaya vuruyorlar belki de. “Şeytan kulağına kurşun!” diyorlar yüksek sesle. Onların başına gelmesin diye bizim başımıza gelenler. Varlığımın bir önemi yok. Ne de çocukluğumun. Ne de tanıklığımın. Yaşadıklarımı bir ömür boyu unutmayacak, unutamayacak oluşumun. Uyandım bu sabah. Uyandım beter bir kâbusun ardından. Ama gözlerimi açmak istemiyorum. Kapalı tutarsam, sımsıkı yumarsam göz kapaklarımı, belki uçuverir dün gördüklerim. Ya da ben kaybolur giderim, saklambaç oynarcasına. Sessizce eksilirim. Gözlerimi kaparsam her şey eskisi gibi olur sanki. Her şey yerli yerinde. Annem bir hastane odasında, sıra sıra beyaz yataklar arasında, ölümle boğuşuyor olmaz mesela. Hemşireler, doktorlar etrafında. Gazeteciler kapıda. Bir görüntü almak isterlermiş. “Görüntü” ne tuhaf, ne yabani kelime. Dedim ya, gözlerimi kaparsam, her şey eski haline döner belki; biz gene el ele yürürüz sokaklarda. Annem ve ben. Havada bahar. Rüzgârda tatlı bir koku. Akide şekeri gibi. Tarçınlısından. Korkacak hiçbir şey yokmuş gibi.

Gölgesinden kaçacak kimse yokmuş gibi. Kendi babam, öz babam, anamın katili olmaya soyunmamış gibi. Gene yürürüz biz anacığımla yollarda, simit alırız yaşlıca, kara kuru bir simitçiden. Ben kocaman ısırır, hızlı hızlı yerim; anam güler, ağız dolusu. “Yavaş evladım, tıkanacaksın” der. Tıkanmamı istemez. Bana bir şey olsun istemez. Korur beni, kollar, sever. Saçlarımı okşar sonra. “Benim aslan oğlum” der. Sonra ekler usulca. “Allah var yukarıda, gece gündüz fark etmez, gökyüzünden bize bakıyor Yaradan...” Öyle der annem. Süt kokulu, incir kokulu, susam kokulu, kan kokulu anacığım. Annemin ellerinde, kollarında, bacaklarında ve boğazında katmer katmer çiçekler açtı. Bıçak yarasından çiçekler. Kapanmıyorlar. Kanıyorlar oluk oluk. Kanıyorlar gecelerimin, gündüzlerimin üstüne. Annemin de ismi yok. O da iki harften ibaret gazetelerde. Z nokta K nokta. Zeynep de olabilir Zarife de. Züleyha da olabilir Zulüm de. Zifiri de olabilir gözlerinin rengi gibi siyah, Ziyan da geçip giden hayatımız gibi. Allah yukarıda, her daim bize bakıyorsa, neden tutmadı babamın ellerini dün yol ortasında, neden durdurmadı, bilmiyorum. Sorsam kızarlar mı bana, “Günah, sus bakayım!” derler mi, soramıyorum. Bekliyorum hastane koridorlarında. Bekliyorum annemin yaraları iyileşsin, taburcu olsun diye.

Ya sonra?.. Babam dışarıda, koca şehrin karanlıklarına karıştı. Bir köşe başında, bir ağaç arkasında, bir kuyu başında bekliyor mu bizi? Gene öldürmeye kalkacak mı anacığımı? Korur mu bizi yasalar? Kollar mı polisler? Anlar mı mahkemeler? Umursar mı gazeteciler? Duyar mı sesimizi o yazıları okuyanlar? Kimse var mı orada? Kimsecikler?.. Babam bunca sene aynı yastığa baş koyduğu, telli duvaklı gencecik kızken gelin aldığı, aşını yemeklerini yediği, demli çaylarını içtiği ve her gün çamaşırlarını yıkayan, evini çekip çeviren kadını bıçakladı dün. Koyun keser gibi kesmeye kalktı yol ortasında. Bir üstgeçidin altındaydık biz. Arabalar kayıverdi yanımızdan vızır vızır. Yayalar geçti gitti uzaktan. Telaşla. Kaçarcasına. Kimse koşmadı imdadımıza. Kimse bakmadı bile. Ben dondum. Ben bir heykel oldum. Kıpırdayamadım, bağıramadım, mâni olamadım. Babam anacığımı keserken göz oldum, seyrettim. Ağız oldum, kapandım. Duvar oldum, çöktüm. “Büyüyünce sen baban gibi olma” diye tembihler anacığım: “Sen karıncayı bile incitme evladım, hele ki kendi karını, evladını. İyi davran, eşit davran, hakça davran.” Sonra ekler ardından: “Ben hayatta olmasam bile o zaman, sen hep iyi bir adam ol, olur mu?” Babam annemi gene bıçaklarsa, annem de gökyüzüne yükselecek, öyle mi? Allah Baba’nın cennetine gidecek. Oradan bakacak bana. Öyle diyor annem. Dört yaşında bir oğlan çocuğuyum ben. Gücüm yetmez babamı durdurmaya. Gücüm yetmez anacığımı korumaya. Sizin yeter mi? Not: Bu yazı, boşanmak istediği için oğlunun gözleri önünde ve yol ortasında kocası tarafından defalarca bıçaklanan, sonunda öldü zannedilerek bırakılan, hastanede mucize eseri hayata dönen Z.K.’ya ithaf edilmiştir. www.elifsafak.com.tr

Diğer Yazıları

İngiltere'yi ayağa kaldıran namus cinayeti

  • Yayın Tarihi: 24/05/12 09:32
  • [javascript protected email address]
MAHKEME salonunda bir genç kadın. 23 yaşında. Kız kardeşinin başına gelenleri anlatıyor tuhaf bir sükûnetle. Kalın bir perdenin arkasından konuşuyor. Anne ve babasıyla göz göze gelmemek için. Yüzünü göremiyor sanıklar, sadece sesini işitebiliyorlar.Onun...
Devamını Oku

Hayatın görünmez güveleri

  • Yayın Tarihi: 20/05/12 11:43
  • [javascript protected email address]
Mark Twain'in düşündürücü bir lafı var. "İsteklerinizi, hayallerinizi küçümseyen kişilerden mümkün mertebe uzak durun!" "Ruhu küçük insanlar başkalarını da daraltmak, azaltmak ister" diye devam eder söze dünyaca ünlü romancı. Küçümserler her şeyi ve her...
Devamını Oku

Mizah ve muhalefet

  • Yayın Tarihi: 17/05/12 10:08
  • [javascript protected email address]
1970 sonlarının çalkantılı suları, terörün gölgesinde geçen çocukluk, derken 12 Eylül askeri darbesi, tutuklamalar, insan hakları ihlalleri, sürgünler ve takip eden sessiz, susturulmuş seneler. Muhalefet olmayınca tek kanatla uçmaya çalışan bir kuş gibi...
Devamını Oku

Gıpta

  • Yayın Tarihi: 13/05/12 11:18
  • [javascript protected email address]
Hayli varlıklı ve kudretli bir adam, bir bilgenin kapısını çalar günün birinde. "Namını işittim. Hakikaten keramet sahibi misin merak ediyorum" der. "Bilmediğim iki şey öğret bana. İkisini de aynı günde, aynı anda göster. Sana ayıracak fazla zamanım...
Devamını Oku

Gıpta

  • Yayın Tarihi: 13/05/12 13:09
  • [javascript protected email address]
Hayli varlıklı ve kudretli bir adam, bir bilgenin kapısını çalar günün birinde. "Namını işittim. Hakikaten keramet sahibimisinmerak ediyorum" der. "Bilmediğimiki şey öğret bana. İkisini de aynı günde, aynı anda göster. Sana ayıracak fazla zamanımyok, bir...
Devamını Oku
Tüm Yazıları