• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Elif  Şafak

Elif Şafak

[javascript protected email address]

'Kendi kendine sansür'

09 Şubat 2012 Perşembe, 10:32:09

İNGİLTERE'de kitapseverlerin ayrı bir itinayla takip ettikleri Literary Review Dergisi'nde ilginç bir yazı yayınlandı bu hafta. Nick Cohen imzalı. "Dijital Çağda Sansürün İşleyiş Biçimleri" üzerine yazdığı kitapla dikkatleri çeken yazar, ifade özgürlüğü anlayışımızı masaya yatırıyor. İşin teorisine değil, pratiğine bakarak. İster Batı'da olsun ister Doğu'da, gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin, komedi sanatçılarının, velhasıl işleri ve varoluş tarzları "kelimeler üzerinden" akan insanların aslında ne kadar "özgür" olduklarını sorguluyor.
"Entelektüeller" diyor Cohen, "Yazdıkları bir yazıya veya söyledikleri bir söze gelebilecek tepkilerden ne kadar çekindiklerini, bundan nasıl endişe ettiklerini hiçbir zaman itiraf edemezler". Ne kendilerine, ne başkalarına. Oysa cehalet ürkütücüdür. Yanlış anlamalar, eksik aktarmalar, önyargılar, bağnazlıklar, tepkisellikler ve tahammülsüzlükler ürkütücüdür. Ama hiçbir entelektüel (özellikle hiçbir erkek entelektüel diye eklemeli) kolay kolay çıkıp da cahil cühela ya da düpedüz art niyetli insanların uluorta tepkilerinden etkilendiğini, her insan gibi, her insan kadar sırça bir kalp taşıdığını dile getirmez. Böyle bir şey yokmuş gibi yapmaya, konuşmaya devam eder.
Bu arada yayıncılar, editörler ve televizyon programcıları bir yandan isterler ki daha radikal, daha provokatif eserler üretilsin, skandallar patlasın. Polemikler çıksın. Reytingler artsın. Yazarlar ve sanatçılar özde bu tür taleplere de direnmek durumundadırlar. Sebatkârlıkla. İşleri gereği zaten yalnız olan bu insanları daha da yalnızlaştırır yaşanan tüm bu süreçler.
İfade ve düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla benimsemiş, gelişmiş Batı demokrasilerinde bile bazı konuları deşmenin zorluklarını vurguluyor makalesinde yazar. Mesela Royal Bank of Scotland hakkında eleştirel yazılar yazmaya kalkanların maddi tazminat davalarıyla uğraşmak durumunda kalabileceklerini belirtiyor. "Ancak günümüz entelektüel dünyasında değişen önemli bir parametre var" diye ekliyor. Artık gazete veya yayınevi editörleri devlet sırlarını, kurumsal yazışmaları vb. sızdırmaktan korkmuyorlar. O eskidendi. Devletlerin ve devlet adamlarının dokunulmazlığı kalktı büyük anlamda. Ne var ki şimdilerde çok daha yeni ve adı konmamış bir başka zihinsel bariyer var: Yazarlar, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler... Toplum içindeki aşırı dindar (veya aşırı milliyetçi yahut ırkçı) oluşumlardan endişe ediyorlar. Yani fanatizmlerden. Bu evrensel bir gerçek. Ama ne yazık ki konuşulmuyor, konuşulamıyor. Sonuçta "Sansür hakkında oturup yeniden düşünmemiz lazım" diyor yazar. Yepyeni bir çerçeve içinde. Ve ancak hepimizin zaman zaman nasıl etrafımızdaki bağnazlardan ve bağnazlıklardan etkilendiğimizi, kaygı hatta korku duyduğumuzu dile getirebildiğimiz noktada çok daha samimi ve açık bir tartışma düzlemi yakalayabiliriz.

Otosansür....
İnsanın henüz yazarken, henüz konuşurken, hatta henüz düşünürken kendi kendine ket vurması... Özgürlüklerini bizzat kendi eliyle kısıtlaması... Yargılanmamak, okları üzerine çekmemek, yalnızlaştırılmamak, dışlanmamak,
hapse atılmamak, sürgünlere gitmemek, nefretin dilini konuşan insanlardan uzak durabilmek, devlet aygıtından baskı görmemek, dogmalardan çekmemek... Şu veya bu sebepten ötürü, velhasıl ya hepten susmak ya konu seçmek yoluna gitmek.
Peki Türkiye'de otosansürün boyutları nedir?
Bu soruyu kendimize ve birbirimize sorabiliyor muyuz hakikaten?
Türkiye'de kaç yazarın, gazetecinin, akademisyenin, karikatüristin, sanatçının kelimelerini törpülediklerini, "nemelazım"cılık yaptıklarını, bilerek ya da bilmeyerek, etraflarına duvarlar ördüklerini konuşabilmeliyiz. Bir romandaki hayali karakterlerinin laflarına dayanarak yargılanmanın nasıl bir şey olduğunu tattığım günden bu yana, gazeteciler zaman zaman sorarlar bana. Sorarlar, kalemimi sansürleyip sansürlemediğimi. Düşünüyorum her seferinde. Gönlümü, zihnimi yokluyor, tartıyorum. Çünkü kolay şey kestirip atmak. "Aman ne münasebet, hiçbir şeyden etkilenmeden yazmaya devam ediyorum" demek.
Ama kestirip atmıyorum.
Kendimi de toplumu da gözlemliyorum. Ve şunu biliyorum ki otosansürün (görünür ve görünmez) yansımalarını konuşabilmeliyiz. Yüksek sesle. Samimiyetle. Kendimizden, en yakınımızdan başlayarak hem de...

Diğer Yazıları

İngiltere'yi ayağa kaldıran namus cinayeti

  • Yayın Tarihi: 24/05/12 09:32
  • [javascript protected email address]
MAHKEME salonunda bir genç kadın. 23 yaşında. Kız kardeşinin başına gelenleri anlatıyor tuhaf bir sükûnetle. Kalın bir perdenin arkasından konuşuyor. Anne ve babasıyla göz göze gelmemek için. Yüzünü göremiyor sanıklar, sadece sesini işitebiliyorlar.Onun...
Devamını Oku

Hayatın görünmez güveleri

  • Yayın Tarihi: 20/05/12 11:43
  • [javascript protected email address]
Mark Twain'in düşündürücü bir lafı var. "İsteklerinizi, hayallerinizi küçümseyen kişilerden mümkün mertebe uzak durun!" "Ruhu küçük insanlar başkalarını da daraltmak, azaltmak ister" diye devam eder söze dünyaca ünlü romancı. Küçümserler her şeyi ve her...
Devamını Oku

Mizah ve muhalefet

  • Yayın Tarihi: 17/05/12 10:08
  • [javascript protected email address]
1970 sonlarının çalkantılı suları, terörün gölgesinde geçen çocukluk, derken 12 Eylül askeri darbesi, tutuklamalar, insan hakları ihlalleri, sürgünler ve takip eden sessiz, susturulmuş seneler. Muhalefet olmayınca tek kanatla uçmaya çalışan bir kuş gibi...
Devamını Oku

Gıpta

  • Yayın Tarihi: 13/05/12 11:18
  • [javascript protected email address]
Hayli varlıklı ve kudretli bir adam, bir bilgenin kapısını çalar günün birinde. "Namını işittim. Hakikaten keramet sahibi misin merak ediyorum" der. "Bilmediğim iki şey öğret bana. İkisini de aynı günde, aynı anda göster. Sana ayıracak fazla zamanım...
Devamını Oku

Gıpta

  • Yayın Tarihi: 13/05/12 13:09
  • [javascript protected email address]
Hayli varlıklı ve kudretli bir adam, bir bilgenin kapısını çalar günün birinde. "Namını işittim. Hakikaten keramet sahibimisinmerak ediyorum" der. "Bilmediğimiki şey öğret bana. İkisini de aynı günde, aynı anda göster. Sana ayıracak fazla zamanımyok, bir...
Devamını Oku
Tüm Yazıları