Gıpta edeceğimiz okullar
BİLMEM hiç düşünür müsünüz zaman zaman: "Daha farklı, daha iyi okullarda okusaydım, köstek değil destek görseydim, hayat kimbilir ne fırsatlar çıkarırdı önüme, neler yapardım bileğimin gücüyle?" Vaktiyle sahip olduğunuz ama zaman içinde kaybettiğiniz kabiliyetlerinizi andığınız olur mu? Kimi yetenekli bir şairdir mesela, lakin bırakıverir şiiri. Kimi dansa özel bir ilgi duyar ama koşullar ağır basar, dans da hayaller de yarım kalır. Hepimizin gençliklerinde boy vermeden budanmış böyle nice özlemler var. Belki artık kendimize bile itiraf edemediğimiz.
Bu hafta New York Review of Books'ta hayli çarpıcı bir yazı yayınlandı. Diane Ravitch imzalı. "Hayranlıkla Takip Edeceğimiz Okullar" ve yepyeni bir eğitim anlayışının temelleri üzerine. Bu fikrin hayata geçirildiği yer ise Finlandiya. Tüm dünyada tek örnek kabul ediliyor.
Şayet izlemediyseniz muhakkak tavsiye ederim. TED Global sayfasına gidip Sir Ken Robinson'un, dünyanın her yerinde okulların çocuklarımızın yaratıcılıklarına verdikleri zararlar üzerine yaptığı mizah ve zekâ dolu konuşmayı dinleyin. Orijinali İngilizce olan ama gayet iyi bir Türkçe çevirisi de mevcut bulunan bu konuşma eğitim ve öğrenim tanımlarımızı sil baştan kurmakta, yerleşmiş klişeleri sorgulamakta. "Her çocuk yaratıcı doğar" diyor Ken Robinson. "Ve ne yazık ki okula gide gide evvela bu içsel ve doğal yaratıcılığı yitirmeyi öğrenir." Sayısız vasıflara, beklenmedik kabiliyetlere ve ilgi alanlarına sahip öğrenciler, senebesene törpülene törpülene, salt ezbercilik ve puan toplamak üzerine kurulu bir sistemde var olmak için çabalarlar. Her çaba onları içlerindeki yaratıcı özden bir adım daha uzaklaştırır. Normalleşmeyi, başkalarına benzemeyi, hatta gerekirse tıpatıp "aynılaşmayı" öğrenir çocuklar. Ne yazık ki birçok ülkede gözlemlenen bu kalıp, Türkiye'de doruk noktasında. Ezbercilik ve sınavcılık eğitim sistemimizin zemini olmuş bile.
Gelelim makaleye. Diane Ravitch, Amerika nın eğitim sistemini yeniden yapılandırma ihtiyacı içinde olduğunu vurguluyor. Tarihi boyunca sadece 3 ülkenin okullarının Amerikalı eğitimcileri heyecanlandırdığını ekliyor. 1960'larda İngiliz eğitim yapısına yönelik büyük bir merak ve hayranlık vardı. Daha sonra 1980'lerde bunun yerini Japonya aldı. Şimdilerde ise varsa yoksa Finlandiya konuşuluyor. Çünkü burası hiçbir örneğe benzemiyor, tek başına yepyeni bir yaklaşımı temsil ediyor.
Finlandiya dünya üzerinde en üst eğitim verimliliğine sahip. Burada çocuklar ufak yaşlardan itibaren sınavlara tabi tutulmuyor, testlerden geçinilmiyor, tekrarlara dayalı bir maratonda koşturmak durumunda kalmıyorlar. Testler yapılıyor ama kimse bu testlerin sonucuna göre "çakmıyor" ya da "sınıf geçmiyor". Hatta kimse test sonuçlarını öğrenmiyor bile. Kimse kimseyle yarış halinde değil. Sınav sistemleri daimi mutsuzluk üretmiyor.
En güzel nokta muazzam bir fırsat eşitliğinin sağlanmış olması. Farklı maddi kökenden gelen öğrenciler eşit imkânlara sahip. Finlandiya'da yoksulluk sınırları içinde yaşayan aile oranı yüzde 4'ün altında. Tüm Avrupa'da işsizliğin alıp başını gittiği ve Amerika'da yoksulluğun yüzde 20'lerde seyrettiği düşünülürse, bu rakam takdire şayan.
Amerika'nın teoride inandığı ama hayata geçirmekte zorlandığı ilkeleri Finlandiya birebir uygulamayı başarmış. Çocukların bireysel yetenekleri öğrenim hayatları boyunca aldıkları programı belirliyor. Kolektif kimlikler değil, bireysel gelişim öne çıkarılıyor. Müfredatın amacı "öğrenmek, merak duygusunu artırmak, yaratıcılığı geliştirmek" olarak tanımlanıyor.
Hal böyle olunca "Eyvah sınıfımı geçer miyim, bu sınavdan yüksek puan alır mıyım, bir gün önce heyecanlanırsam ertesi günkü testte çuvallar mıyım, karnem kırıklarla dolu olursa babam beni döver mi, annem utanır mı..." gibi kaygılardan da muaf Finlandiya'daki öğrenciler. Bizdeki gibi her sene karne zamanı nice öğrenci hayatına son vermenin yollarını aramıyor, çocuk yaşta intiharlar yaşanmıyor. Okullar baskı kurmayınca aileler de yarış havasına girmiyorlar. Anneler-babalar evlatlarının aldıkları puanlar üzerinden itibar edinmeye çalışmıyorlar.
Yaratıcılık hepimize bahşedilmiş bir nimet. İstisnasız hepimize, farklı renkler, farklı derecelerde. Ne yazık ki elimizden alınıyor damla damla. Birbirine tıpatıp benzeyen, bireyselliğe yer vermeyecek kadar yekpare nesiller değil; sorgulayan, okuyan, düşünen, araştıran, yazan, sanat yapan ve özünde mutlu, özünde kendiyle ve kâinatla barışık gençler... "Finlandiya modeli Türkiye'de olmaz" demeyin. Her büyük değişim bir hayale inanmakla başlar. Öyleyse neden olmasın, olamasın?