Duygularını söyle ne kaybedersin en azından vakit kaybetmezsin...
ŞİKÂYET yağıyor, Kuzey Güney’in takipçilerinden şu günlerde şikâyet yağıyor. Kimi, dizinin ilk bölümlerinde tarif edilen karakterlerin bambaşka tipler haline dönüşmesinden şikâyetçi, kimi dizinin son bölümlerindeki temposunun 500 yıllık bir hikâyeyi anlatan Muhteşem Yüzyıl’dan bile ağır olmasından yana dertli. Daha önce de yapmıştım benzer bir eleştiri ve demiştim ki: “Kuzey Güney’in senaryo ekibinin seyirciyi ikna etmeyen bu duruma bir an önce çare bulması gerekli.” Ya sesimiz duyulmadı ya da korkarım o reçete bulunamadı... Ancak bugün size dizinin aksayan yanlarından bahsetmeyeceğim. Bugün size, diziye girişiyle birlikte Kuzey Güney’e gerçekten de ciddi katkı yapan Zeynep’le (Merve Boluğur) babasının arasında geçen bir sohbeti, zihnimde iz bırakan o muhabbeti tekrar edeceğim.
Son zamanlarda ekranlarda aşk üzerine duyduğum o en anlamlı sözlerin altını çizeceğim. Hele de bahsettiğim sahnede, yıllardır çeşitli gençlik dizilerinde izlediğimiz Merve’den başka, bambaşka bir Merve vardı gözlerimizin önünde. Üzerindeki o yarı çocuk, yarı genç kız havasından sıyrılmış, duruşu, bakışı, sesiyle tepeden tırnağa kadınlaşmış, bundan sonraki projelerde muhtemelen dizilerin başrolünde izleyeceğimiz bir Merve çıkmıştı karşımıza. Şöyle seslendi babasına dizinin o sahnesinde: “İnsan duygularını saklayınca, karşısındakine dürüst olmuyor gibi geliyor bana. Bir yerde kendini saklamak, hoşlandığını söyleyememek, her şeyi kendi içinde yaşamak... Hem hastalıklı da bir durum. Filmlerde olur ancak böyle. Hep içine atarlar, söyleyemezler bir türlü. Ama gerçek hayatta zaman geçiyor. Bence insan açık olmalı. Birinden hoşlanıyor musun, gidip söyleyeceksin. Ne olursa olsun insan buna cesaret etmeli. Reddedilmeyi de göze almalısın. Ne kaybedeceksin ki? Vakit kaybetmezsin en azından.” Kaybettiğiniz zamana yanmayacağınız, gönlünüzden geçeni yapacağınız, pişmanlığı olmayan, mutlu bir hafta dileklerimle...
***
Alemin Kıralı Oya Başar
EVRİM Akın, Şafak Sezer, Zeynep Gülmez, Metin Yıldız, hepsi de harika oynuyorlar Alemin Kıralı'nda. Şahane bir komedi dizisiyle ekrana renk katıyor, izleyiciye kahkahalar attırıyorlar gece boyunca. Fatmagül'le, Polat Alemdar arasında sıkışan perşembe akşamları için harika bir aile komedisi seçeneği olarak öne çıkıyorlar. Hele bir de Oya Başar var ki huysuz kayınvalide Asalet rolünde, dizide göründüğü her sahnede oyunculuk serüveninin en şahane evresinde olduğunu ispatlıyor Alemin Kıralı'nın her bölümünde. Yıllarca Levent Kırca'yla karşılıklı izlediğimiz Oya Başar, izleyin sizler de katılacaksınız bu görüşüme, gerçekten de harikalar yaratıyor. Alemin Kıralı, bana sorarsanız atv'nin elindeki en parlak dizilerden biri.
***
M.U.C.K yazıldığı gibi izlenemeyen dizi
NEŞELİ mi neşeli, eğlenceli mi eğlenceli... Üstelik yapımda görev alan pırıl pırıl gençler de birbirinden yetenekli. Azra Akın güzeller güzeli, tecrübeli isimlerse kıvamında rol yapıyor. Üstelik bir de türkü patlattı Azra, adeta "Benim Kıvanç'tan neyim eksik" diye bağınyor. Ancak yayın saati yanlış bu dizinin. Hani şunu hafta sonu gündüz kuşağına ya da ne bileyim hemen haber arkası bir saate alsalar, diziyi izleyecek gençlerin rahat rahat takip edebilecekleri bir zamana kaydırsalar ne güzel olur değil mi? Gene de böylesi bir gençlik dizisi projesini ekrana getirenlere, böylesi bir caseret sergileyenlere elinize sağlık demeli. Diyoruz biz de...
***
TRT'nin yüzünü işte bu üç dizi güldürüyor
SON dönemde diziler liginde "Ben de varım" dercesine özel kanalları aratmayan bir dizi atağına kalktı TRT. Birbirinden iddialı, dev bütçeli yapımlar yayınlandı ama bir türlü beklediği başarıyı yakalayamadı. Yıldız isimleri kadrosunda barındıran, kâğıt üzerinde müthiş havalı duran diziler, nedense reyting terazisine çıktığında hafif kalıyordu. Ama galiba artık durum değişti ve TRT de diziler liginde edindiği tecrübelerle doğru adımlar atmaya başladı. Başrolde Aşk, Elde Var Hayat, Sen de Gitme, Küçük Hanımefendi, Mor Menekşeler, Mavi Kelebekler, Sakarya Fırat ve Avrupa Avrupa ile diziler arenasında boy gösteren TRT'nin yüzünün gülmesinde üç dizi öne çıktı. Başrolde Aşk, Leyla ile Mecnun ve Sakarya Fırat, izleyicilerin TRT dizilerime bakışını değiştirdi. Bu dizilerden ilki; Mustafa Sandal, Dolunay Soysert, Vildan Atasever ve reklam filmleriyle yıldızı parlayan Erdem Yener'li kadrosuyla Başrolde Aşk oldu. Başrolde Aşk, bayağılığa varmadan komedi dizisi yapılabileceğini gösterdi. Bir de gecenin o ilerleyen saatinde yayınlanmasa (23.00), millet izlemek için gece yarılarına kadar beklemek zorunda kalmasa ne güzel olur değil mi?.. Sanal ortamda adeta bir fenomene dönüşen ve kendi tarzını yaratan Leyla ile Mecnun, TRT'nin öne çıkan ikinci işi oldu.
Geçtiğimiz aylarda sette yaşanan dayak olayıyla gündeme gelen; Ushan Çakır, Ezgi Asaroğlu ve Beste Bereket'le yolların ayrıldığı diziye izleyicisi sahip çıktı. Absürd komedi türündeki takipçilerini kahkahaya boğan Leyla ile Mecnun, unutulmaz TRT dizileri arasına şimdiden adını yazdırdı.Ve geçtiğimiz günlerde sette geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybeden usta oyuncu Sönmez Atasoy'un hatırasını yaşatan, dizi denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan yönetmen Osman Sınav'ın Sakarya Fırat'ı... Türkiye'nin acıyla, ölümle, terörle geçen son 25 yılının Osman Kanat ve bir avuç arkadaşının hayatları üzerinden anlatılan hikâyesi, izleyiciyi tam da damardan yakaladı. Bize de
yeni yılın bu ilk Bizim Ekran'ında, bu yapımların başarısına şapka çıkarmak kaldı. Tekrar iyi seyirler, tekrar iyi seneler efendim...
***
'PEPEE de böyleyse biz hakikaten bitmişiz!'
GENE yaptı yapacağını Okan. Kraliyet Ailesi'nin geçen çarşamba ekrana gelen bölümünde hepimizi yine gülmekten yerlere yatırdı. Bu defa kafayı ilk yerli çizgi kahramanımız Pepee'ye takmıştı. Dünyadaki bütün çizgi kahramanların oradan oraya zıplayan, komik, neşeli, eğlenceli tipler olduğunun altını çizdi Okan ve Pepee'nin küçük bir bölümünü yayınladı. Hakikaten izleyen herkes için bir şaşkınlık anıydı. Pepee feryat figan ağlıyor, "Ah keşke yapmasaydım, keşke düşmemek için yavaşlasaydım" diye gözyaşı döküyordu. Anlayacağınız bizim çizgi kahramanımız da bize benziyor, kırlarda koşup eğlenmek yerine kendini suçluyor, pişmanlıklar içinde debeleniyordu. Bakalım Pepee'nin yaratıcısı Ayşe Şule Bilgiç ne diyecek bu duruma?
***
Melek Abla milleti bu kadar fırçalama
BULDUK, sonunda yerli Martha Stewart’ımızı bulduk. Star ekranında gündüz kuşağında geçtiğimiz haftanın başında perdesini açan Melek, sağına soluna yapılacak küçük müdahalelerle o saatler için aranan kan olur. Bunda elbette aslan payı yılların tecrübesi, rahatlığı ve ekran ışığıyla Melek Baykal’ındır. Hele de ekibiyle o tatlı atışmaları, iyice tiryakilik yaratıyor. Ancak ilk günlerin heyecanından olsa gerek, Melek Baykal ara sıra bu takılmaların, ekibine attığı o tatlı fırçaların dozunu kaçırıyor. Suratlar asılıyor, hiç gerek yokken ortam bir anda buz kesiyor, geriliyor. Aman dikkat Melek Abla!
***
Sizce bu ikiliden baba-kız olur mu?
ÜŞENMEDİM, internetten araştırdım ve yaşlarını buldum. Teknik olarak baba-kız olmaları mümkün. Ancak iş ekranda izlemeye gelince mümkün değil, gözler inanmıyor; insan bu ikilinin baba-kız olduğuna bir türlü ikna olamıyor. Bahsettiğim dizi, geçen pazartesi akşamı Star ekranında perdesini açan Kalbim 4 Mevsim. Dizide baba-kızı canlandıran iki isim ise Bülent Emin Yarar ve Ayça Varlıer. Kalbim 4 Mevsim gayet güzel bir yapım. İşin o kısmına söylenecek pek bir şey yok, ancak Bülent Emin Yarar’ın devreye girdiği o çorbacı sahnesinde, hele de kızını oynayan Ayça Varlıer’le karşı karşıya geldiğinde, “Oyuncu seçimi bu kadar yanlış mı yapılır?” diye sormadan edemedim. Bülent Emin Yarar’dan, Halil Ergün performansı bekleyerek büyük hata yapmışlar. Dizinin her yanını ince eleyip sık dokumuşlar tamam ama işin belkemiğindeki tiplemelerde akla maalesef hiç yatmayan bir seçim yapmışlar. Haksız mıyım?