• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Neva  Çiftçioğlu Banes

Neva Çiftçioğlu Banes

[javascript protected email address]

Bilimin evlilikle ilgili tavsiyeleri

07 Şubat 2012 Salı, 11:02:47

EVİMİZDE "yemek yerken televizyon seyretmeme kuralı" var. Geçen hafta sonu kahvaltımızı ederken bu kuralı yıkıp dışarıdaki çılgın yağışların ne kadar daha devam edeceğini anlamak için haberleri izledik. CNN International'da ekonomi uzmanı bir kadın konuşuyordu. Daha ilk cümlesini duyar duymaz elimizde çaylar donduk kaldık: "Evlilik kurumunun başarısızlığı ve boşanmaların hızla artışı ülkemizin (Amerika'nın) en büyük kurtuluş kaynağı olacaktır."
Yaptığı açıklamaya göre boşanmalar sayesinde ülke ekonomisinde hareketlenmeler oluyormuş. Boşanma sürecinde avukatlar, emlakçılar, psikologlar, kozmetik sanayi, eşya satan mağazalar, bankalar ve daha nice işyerleri harekete geçerek durumlarını kurtarıyorlarmış.
Eşimle "Ne diyor bu yahu?" dercesine birbirimize bakıp gülmeye başladık. Aynı çatı altında yaşayan iki farklı kültürün insanları olarak aynı düşünceyi paylaştık: "Herhalde ekonomik dengesizlikler insanların değer yargılarına bakış açısını da ciddi oranda zedelemiş. Bir toplumu oluşturan çekirdek kurumun yıkımından pozitif bir olay olarak bahsedecek hale gelindiyse vay bu insanların haline!"
Yaklaşık iki sene önce evlilik hakkında, "Hayatınızı kurtaracak ya da bitirecek en önemli kurum" başlıklı bir yazı yazdığımda özellikle kadınlardan çok sayıda eleştiri e-mail'leri almıştım. Çünkü bahsettiğim bilimsel araştırmaya göre mutsuz erkeklerin % 64'ünün felç ya da kalp krizi geçirdiklerini, ömürlerinin kısaldığını, kadınların ise mutsuz evlilikte sadece psikolojik bunalımla kaldıklarını, fiziksel sağlıklarını çok az oranda etkilediğini, bu yüzden de daha uzun yaşadıklarını yazmıştım.
Bu benim görüşüm değil Tel Aviv Üniversitesi bilim insanlarının istatistiksel araştırma sonuçlarıydı. Düşünüyorum da demek ki CNN'deki sivri zekâlı ekonomist o yazımı okusaymış, "Görüldüğü üzere evliliklerinde mutsuz olan erkekler hastanelere, ilaç sektörüne, daha sonra da mezar işçilerine para kazandırıyor, ekonomiyi hareketlendiriyor. Keşke mutsuz erkek sayısı daha çok artsa" yorumu yapacaktı.
Araştırma kurumlarında hemen her ülkede hızla artan boşanma oranının sebeplerini incelemek için ayrılan bütçe miktarı her yıl biraz daha artırılıyor. Geçen hafta Los Angeles'taki California Üniversitesi (UCLA) bilim insanlarının yaptığı araştırma sonuçları gündemdeydi. Psikolog Dr. Benjamin Karnev yönetiminde yürütülen projenin konusu "Partnerler tarafından evliliğe adanan şeyler nelerdir ve aslında adanması gereken şeyler neler olmalıdır?" idi.
Sayfalar dolusu yapılan açıklamaları özetlemeye çalışırsak verilmek istenen mesaj şu: Evlenirken partnerler birbirine "bir hayat boyu birliktelik" adarlar. Bir çift hayatları boyunca mutsuzluk içerisinde birlikte olabilir. İşte bu birliktelik "evlilik" değil ancak "hayat işkencesi" olarak isimlendirilebilir.
Evlilikte adanması gereken şey aslında "birlikte olunduğu müddetçe karşılıklı fedakârlıklar yapmak" olmalıdır. "Ben buyum değişemem" psikolojisiyle ve tek tarafın yaptığı zincirleme fedakârlıklar karşısında duyarsız kalan karşı tarafla evlilik sadece ilk başta verilen "bir ömür boyu beraberlik" sözü üzerine sürdürülmeye çalışılır ki işte o evlilik
çok kısa sürede çatırdamaya başlar.
"Hayatımın her döneminde senin için fedakârlıklar yapacağım, kendimden vereceğim ve senin duygusal yaşamını özellikle göz önünde bulunduracağım" diyemeyen çiftler evlilik kelimesini ağızlarına bile almamalılar. Araştırmanın en ilginç buluşu ise başkalarının duygularına değer verme özelliğinin 5-HTTLPR isimli bir serotonin transporter genine bağlı olduğu.
Bu gen bazı insanlarda farklı formda ve bu kişiler duyarsız yapıdalar. Yani bu formdaki geni taşıyanlara "Ne olur duygularımı anla" demek, onlardan hassasiyet beklemek son derece anlamsız. İş gen boyutlarında. Bir insan ya duyarlı ya da duyarsız, değiştiremezsiniz.
Journal of Personality and Social Psychology isimli bilimsel dergide yayımlanan bu makaleye göre doğru formda 5-HTTLPR geni olan insan bulmak, doğru şeyleri evliliğe adamak ve sözünde durmak kolay değil, hatta imkânsıza yakın derecede zor. Ama hayatımız boyunca yaşadığımız bütün güzellikler de aslında zoru başarmanın altında yatıyor.
Artık evlilik öncesi gen analizi mi yaptırırsınız, taşınan genlerin yansımalarını önceden dikkatlice mi gözlersiniz, birbirinize adayacağınız şeyin ne olduğuna dikkatlice mi karar verirsiniz, size kalmış.

Diğer Yazıları

Kemer sıkma sırası kimde?

  • Yayın Tarihi: 22/05/12 10:33
  • [javascript protected email address]
MADDİ durumu çok iyi olan bir işadamı, gün gelip de vefat ettiğinde bıraktığı mirasın değerini oğlunun anlaması ve şükürcü olması için ne yapması gerektiğini düşünüyormuş. "Varlık içinde büyüyenin darlıktan haberi olmaz" sözünden yola çıkarak oğluyla...
Devamını Oku

Ölü bebek hapları ve cinsellik ticareti

  • Yayın Tarihi: 15/05/12 10:51
  • [javascript protected email address]
GEÇEN hafta büyük ilaç firmalarından birisinin Ar-Ge grubunda çalışan bir arkadaşımla buluştum. Her bilim insanı gibi sohbetimizi bilimsel konulardan arındıramadık. Konu döndü dolaştı benim yıllardır üzerinde çalıştığım halk arasında "kireçlenme" olarak...
Devamını Oku

Sorun büyük, çözüm küçük

  • Yayın Tarihi: 08/05/12 10:23
  • [javascript protected email address]
SİZE sunulan umursamadığınız bir problemi çözmekten kaçışın en akıllı yolu nedir biliyor musunuz? Önce o problemden rahatsız olanı büyük bir olgunlukla dinleyip, haklı bulur gibi yapıp, bir çözüm bulunmasının gereğinin altını çizmelisiniz. Daha sonra...
Devamını Oku

Gün ışığı kalp krizini önler mi, yoksa zararlı mı?

  • Yayın Tarihi: 01/05/12 11:03
  • [javascript protected email address]
BAZI çocuklar vardır ya ele avuca sığmaz, yapma dediğin her şeyi gözünün içine baka baka inadına yapar. Çünkü bunalmıştır yasaklardan ve dengesiz uyarılardan. Oturma, kalkma, dokunma, bırakma, gülme, ağlama emirleri artık duyarsızlığa yol açmıştır.Arada...
Devamını Oku

Ak akçe, kara günü aydınlatır mı?

  • Yayın Tarihi: 24/04/12 10:39
  • [javascript protected email address]
HERKESİN kendine göre bir "kara gün" tanımı var. O an kimine göre maddi varlığın, kimine göre sağlığın, kimine göreyse sevdiğinin kaybedildiği andır. Bu değerlerin tümünün birden bir doğal afetle yok olmasıysa yaşamın anlamını yitirdiği çıkmaz sokaktır.O...
Devamını Oku
Tüm Yazıları