Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YAŞAMIMIZ süresince karşılaştığımız sıkıntılı dönemlerde akla ilk gelen soru "Neden ben" olur. Bu reaksiyon hangi kültürden, dilden ve dinden olursa olsun her insan için aynıdır. Kültürel ve ülkesel farklılıklar işte bu soruyu sorduktan hemen sonra gözlenmeye başlanır.

        Kimi kültürdekiler o soru içerisine kendini hapsedip sıkıntısını daha da pekiştirecek girişimlerde bulunur. Bulunduğu durumu çevresindekilere anlatarak zavallılığını başkalarının onaylamasını bekler. Adeta ilgi ve yardım dilencisidir. Fonda acıklı müzikler, parmak arasında tüten bir sigara, masada bir kadeh içki, dağınık saçlar...

        Kendisini bir dram oyuncusu gibi hissetmek garip bir haz verir. Kendisinde bulunmayan bir başkasında varsa saldırganlaşır ve bunu kendisine verilmiş en doğal hak olarak görür. Kimi kültürdeki insanlar tam tersine, evin tozunu halının altına süpüren kadınlar gibi sıkıntısını saklar. İçi içini yerken sorununu çözmek için radikal kararlar almak korkutur.

        Problem büyüdükçe büyür, saklanamayacak hale geldiğinde değişik patlamalarla kendisini gösterir. Bu patlamalar ya ciddi fiziksel ve mental sağlık sorunları ya da yaşanan sistemin çöküşü olarak gözlenir. O anda içerisinde bulunduğu çıkmaz, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğü "sorunundan" çok daha az önemlidir.

        Kimi kültürdeki insanlar ise sıkıntısını tüm varlığıyla hisseder. Bencillikten uzak, bu sıkıntıdan etkilenen başka insanlar varsa onları da yanına alarak sıkıntıya çözüm aramaya başlar. Zorluklardan yılmaz ve asla karamsarlığa kapılmaz. Var olan sıkıntıdan sıyrılmak için kendi kendisine yetip yetmediğini ölçüp biçmeden başkalarından yardım talep etmez. Yaşadığı sıkıntıların onu daha sonraki tecrübelerinde güçlü kılacağına inanır.

        Bahsettiğim son kültürün en güzel örneğini 11 Mart 2011 'de Japonya'nın 9 büyüklüğünde yaşadığı deprem ve ardından tsunami, onu da takiben nükleer felaketle Japonya halkında gözledik. Binlerce kilometre uzakta olduğumuz halde filmlerde izlediğimiz animasyonlar kadar imkânsız, korkutucu görüntüler karşısında tüylerimiz ürperdi.

        Geçen hafta pazar günü Japonya yetkilileri, felaketten etkilenen bölgelerin önceki ve sonraki hallerini gösteren bir albümü basınla paylaştı. Hayat çoktan yeniden başlamış. Binalar onarılmış, köprüler yeniden inşa edilmiş, çalışmayan sistemler harekete geçirilmiş. Ülke ekonomisi eski düzeyini yakalamak üzere.

        Bir yıl kısa bir süre değil ama yapılanlara bakılırsa çok kısa. Yürekler kaybettikleri sevdiklerinin acısıyla ve çocuklarının nükleer sızıntıdan etkilenmiş olabilme ihtimaliyle ezik. Yine de röportaj yapan gazetecilerle güler yüzle konuşmaya çalışıyorlar. Ağlayıp dizlerini dövmüyorlar.

        Bu hızlı iyileşmenin sırrı sorulduğunda halk ağız birliği yapmış gibi aynı şeyi söylüyor: "Sıkıntılı zamanlarımızda sağlam dala tutunmayı ilke edinmiş bir ülkeyiz. Bizim tutunduğumuz dallar; disiplin, bilim, sanat, inanç, sabır ve saygı."

        Nitekim 24 Şubat'ta Osaka'da, geçen seneki doğal afette kaybedilenlerin anısına verilen konserde tam 10 bin amatör korist, Beethoven'in 9. senfonisinden dostluğa çağrı (Ode to Joy) bölümünü seslendirdi. Senelerce çoksesli korolarda soprano olarak koristlikyaptım. Korist sayısının 100'ün üzerine çıktığı anda, hele bir de amatörler grup varsa uyum zorluğunu çok iyi bilirim. Dile kolay, on bin kişinin aynı anda tek bir beyin, tek bir yürek olması. Gerçekten de Japon halkı disiplin, inanç, sabır ve saygı dalına tutunuşlarının en güzel örneğini dünyaya bu konserle göstermiş oldu. Bu görkemli gösteride sadece tutundukları bilim dalını sembolize eden bir şey yoktu. Ama evinizde ve işyerinizde şöyle bir çevrenize göz gezdirirseniz, bu dalın gücünü de görmemeniz zaten mümkün değil.

        (10 bin kişilik koro performansını http://youtube.com /watch?v=paH0V6JLxSI internet adresinden izleyebilirsiniz.)

        Örümcek ağından keman teli

        DOĞA bilimcileri neredeyse her gün yeni bir buluşla insanları şaşırtmaya devam ediyor. Örümcek ağının aynı incelikteki bir çelik tele göre 5 kez daha güçlü olduğunu biliyor muydunuz?

        Bu gücünü uzunluğunun 2-4 katı kadar esneyebilmesinden alıyor. Üstelik bu esneklik -40 ve +220 santigrat derecede bile kaybolmuyor. Örümcekler, ördükleri ağ 24 saat içerisinde yapışkan özelliğini kaybettiğinden, daha iyi avlanabilmek için yaptığı ağı yiyerek enerji kaynağı olarak kullanıp tekrar yeni ağ örüyor.

        Bütün bu ilginç özellikleri göz önünde bulunduran Japon bilim insanları, örümcek ağından keman teli yapmaya karar vermişler. 300 adet dişi örümcekten ağ toplamaya geçen ay başlanmış. Yapılan plana göre birkaç ay sonra dünyanın en sağlam ve en kaliteli keman telleri üretilmiş olacak.

        "Nasıl yapacaksınız" sorusuna Japonlar gülerek yanıt veriyorlar: "Aynen örgü iplerinden kordon yapar gibi. Kat kat bir araya getirilen ağlar iki uçtan tutularak ters yönlere bükülecek, sonra ikiye katlanacak, ortaya bilimin sanata güzel bir hediyesi çıkacak."

        Japonya'dan 7 ilginç gerçek

        1. Japonya'nın yüzde 70 alanı dağlık. 200 volkanik dağ hâlâ aktif.

        2. Bir kavunun fiyatı yaklaşık 300 dolar.

        3. Sumo güreşçileri kilo alsınlar diye her gün chankonabe" isimli yağlı bir yemekle besleniyorlar.

        4. "Geyşa"nın anlamı "sanat İnsanı". Yetiştirilen İlk geyşalar erkekti.

        5. 1800'lerln sonuna kadar kadında beyaz diş çirkin sayıldığı İçin dişler siyah bir boyayla karartılıyordu.

        6. Japonya'da sigara içilecek alan bulmak imkânsıza yakın.

        7. Evlerin girişindeki basamak yüksekliği, içeri girerken ne yapmanız gerektiğini gösteriyor. Bir karış basamak yüksekliği: Ayakkabılarını çıkar, terlik giy. Yarım karış yükseklik: Terlik bile olsa çıkar, çoraplarınla gir.

        Diğer Yazılar