Fazla kilolar için bilimin yeni önerisi
BIKTIK artık şu obezite lafından, hakkında yazılanlardan, kilo verdiren haplardan, devam ettikçe iştah açan spor salonlarından ve diyet formüllerinden. Eski dostlarla karşılaşıldığında, "Merhaba"nın ardından gelen "Kilo almışsın" lafı küfür gibi gelir olayın farkında olana.
Uğraş uğraş, neredeyse haftalarca aç kal, çatlayıncaya kadar su iç, vere vere 2 kilo ver, sevin. Sevindin ya bir günlüğüne kutlamak için otur küçük bir tabak mantı ye, bir bardak şekerli çay iç, yatmadan önce de 2 kaşık dondurmanın keyfine var.
Sabah kalk tekrar tartıl ki motivasyonun devam etsin, kaldığın yerden kilo verme çabana devam edesin. O da ne? 2.5 kilo almışsın! Yahu nasıl olur? Dün yediklerini teraziye koysan gelse gelse 500-550 gram gelir. 24 saat içinde 2 kilo havadan mı gelip vücuda oturuverdi merak edersin.
Yaşın ilerlemesiyle, metabolizmanın tembelleşmesiyle karşılaşılan fazla kilolar artık bugün gençlerin, hatta çocukların da problemi olduğu için olaya el atan bilim insanlarının sayısı arttı. Genelde birleşilen noktada baş suçlu olarak yiyeceklerde kullanılan hormonlar ve ekstra kimyasal işlemler bulundu.
Bunu insanların yaşam şeklinin değişmesi ve artan stres dozu takip etti. Yüzlerce kişi üzerinde bu suçlular ortadan kaldırılarak kilo durumları incelendi ama değişen bir şey olmadı. Organik yiyecekler, spor ve stressiz bir iş ortamı, insanların kilo alma eğilimini durduramadı. Elde edilen başarı o kadar zayıftı ki diyetisyenler insanların motivasyonunu kırmamak için sonuçları yayımlamak dahi istemediler.
Kilo veren kişilerin fotoğraflarını çektiler (öncesi ve sonrası olarak). Sonrasından sonra da bir sonrası daha vardı ki paylaşmak istemediler. Çünkü denemeye katılan yarıdan fazla kişi üzerlerinden baskı kalkıp da normal yeme düzenlerine döndüklerinde tekrar kilo aldılar. Hem de bir önceki hallerinden çok daha fazla.
Birmingham Alabama Üniversitesi ve Kopenhag Üniversitesi bilim insanları, geçen perşembe günü yaptıkları bir basın toplantısıyla yeni fikirlerini topluma ve bu konuda uzmanlaşmış diyetetik uzmanlarına duyurdular.
Fikirlerinin özeti: Atmosferde hızla artan karbondioksit gazı beyin kimyasını değiştiriyor. Çünkü olması gerekenden fazla karbondioksit solumak kanı az da olsa asitleştiriyor. Bu da sinir hücrelerini etkileyerek az uyku, yavaş metabolizma, çok yemek, gereğinden fazla kalori ve bunu takiben yağlanma döngüsünü başlatıyor. Obezitenin hızla artışının bariz gözlendiği iller, hava kirliliğinin en çok olduğu iller olarak tespit edilmiş.
Alabama Üniversitesi profesörlerinden Davis Alison'un geçen hafta "Nutrition and Diabetes" isimli dergide yayımlanan makalesine göre binaların içerisindeki karbondioksit oranı bina dışına göre çok daha yüksek.
Modern hayatta günümüzün en az % 70 zamanı binalar içerisinde geçiyor. Hava kirlenmesinin olmadığı dağlar ve ovalarda yaşayan ninelerimiz ve dedelerimizin çok yemelerine karşın obezite ve diyabetik problemlerle yüz yüze kalmamalarının sebebi, belki de soludukları temiz havadan ve zamanlarını dışarıda geçirmelerinden kaynaklanıyor.
Bu yeni fikir önümüzdeki yıllarda daha çok araştırılacak. Sonuçlarını hep beraber göreceğiz. Eğer bu sav başka enstitülerce de onaylanırsa gözü açık güzellik firmaları kolları sıvayıp insanlara kilo verdirmek için şişede dağ havası mı satmaya kalkışırlar bilinmez.
Alkali yiyecekler
NORMALDE bir kanın pH değeri yani hidrojen iyon konsantrasyonu 7.3-7.4'tür. 7 nötral pH olarak kabul edilir. Bu değerin altına düşmesi asitleşmeyi, üzerine çıkması da bazikleşmeyi gösterir.
Kanın asitleşmesiyle kiloların arttığı, enerji mekanizmasının bozulduğu, bağışıklık sisteminin azaldığı, hatta osteoporoz, kanser, artrit gibi hastalıkların tetiklendiği iddia edilmektedir. Yapılan araştırmalara göre kanı en çok asitleştiren yiyecekler şunlardır (en etkiliden başlayarak): Midye, balık, kırmızı et, sakatat, tavuk, tahıllar, kuruyemiş, peynir, yumurta.
Kanı bazikleştiren (alkalileştiren) yiyecekler ise şöyle: İncir, soya fasulyesi, kayısı, ıspanak, pancar, üzüm, badem, havuç, hurma, salatalık, kavun, marul, patates, ananas, lahana, greyfurt, domates, şeftali, elma, muz, karpuz, hindistancevizi.
Uzmanlara göre sağlıklı kalabilmek için yiyeceklerimizi her öğünde % 80 oranında alkalileştiren, % 20 oranında da bazikleştiren gıdalardan oluşturmalıyız. Daha detaylı bir yiyecek listesini bulacağınız internet sayfası: httpy/www.alkaline-alkaline.com/ p h_food_ch art. html
OECD'nin korkutucu raporu
İKTİSADİ İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı'nın (OECD) geçen perşembe günü yayımladığı rapora göre, 2050 yılında her yıl hava kirlenmesinden dolayı ölen insan sayısı 3.6 milyona ulaşacak.
Önceleri yapılan açıklamalarda dünyada özellikle sulardaki filtre edilemeyen metal ve toksin kirlenmesinin toplu ölümlere yol açabileceği açıklanmıştı. Fakat son zamanlarda yapılan hesaplamalar, hava kirliliğinin çok daha etkin olacağını gösteriyor.
Hava kirlenmesinden en çok etkilenen yaş grubunun 60 ve üzeri olduğu, gelişmiş ülkelerdeki popülasyonun büyük oranını yaşlıların teşkil etmesinden dolayı bu ölümlerin en çok bu ülkelerde gözleneceği tahmin edilmekte.
OECD çevre araştırmaları yöneticisi Simon Upton, ülke liderlerinin derhal halkını hava kirliliğini azaltacak yönde araştırmalara yönlendirmeleri gerektiğini, aksi takdirde bu tahminlerinin çok daha kısa sürede görülmeye başlayacağını söyledi.
Bu son raporda yer verilen diğer önemli açıklama da bu kış ve ilkbahar bolca yağan yağmur ve kara rağmen yaz döneminin kuru geçeceği üzerine. Upton, bu yaz su kaynakları kurumasa bile kullanılabilecek nitelikteki su miktarının gerçekten çok sınırlı olacağının altını çizdi.