Kişiliğini değiştir, mutlu ol!
GEÇMİŞİMİZE geri dönüp baktığımızda dikkat ederseniz yaşımıza değil de yaşanmış olaylara göre hayatımız kendiliğinden bölümlere ayrılacaktır. Sanki birden fazla hayat yaşanmış gibidir. Hatta zaman zaman, "Nasıl da yapmışım öyle" diye kendi kendimize şaşarız.
"Şimdiki aklım olsa" lafı çıkıverir ağzımızdan. Sanki şimdi daha bir akıllanmışız gibi gelir insana. Yıllar sonra tekrar geriye baktığımızda şu andaki yıllarımıza da şaşıp kalacağımız, "Ah keşke"lerimiz olacağı gerçeğini unutuveririz.
Peki yıllar geçtikçe değişen nedir? Hayatımızı üzerine kurduğumuz doğrularımız mı, tecrübelerimiz mi, yoksa kişiliğimiz mi? Değişen tek faktörün çevrede olup bitenler olduğunu iddia edenler ne kadar haklılar?
Kişiler arasında bütün bu sorularla başlatılacak bir tartışma saatlerce sürebilir. Oysa tartışma videoya kaydedilip 10 yıl sonra katılımcılara seyrettirilse belki de her birey kendi dedikleriyle ve o günkü düşünceleriyle çelişkiye düşecektir.
Bu bahsettiğim filozofik ve psikolojik karmaşa son 5 yıldır bilim insanlarınca aktif şekilde inceleniyor. Çünkü temelde "kişilik kavramıyla" ilgili gerçekler tanımlandıktan sonra toplumların daha mutlu olabilmesi için çocukların ilkokul çağında psikolojik olarak eğitimlerinin başlatılmasının dünyayı değiştireceği düşünülüyor.
Geçen hafta The Journal Social Indicators Research isimli bir bilimsel dergide yayımlanan araştırma, İngiltere devlet adamlarının da dikkatini çekti. Manchester ve Londra üniversiteleri psikologlarının ortak yaptığı araştırmaya göre, toplumların mutlulukları yaşadıkları şartlar ne olursa olsun verilecek eğitimle yüzde 50 oranında artırılabilecek.
Araştırmayı yöneten Dr. Chris Boyce ve Alex Wood, insan kişiliğinin sabit olmadığını savunuyor. Her bireyin daha çok para kazanması, iyi bir evlilik yapması, daha üretken olması, kısacası daha mutlu olması çocuklukta devlet tarafından verilebilecek bir okul eğitimiyle mümkün. Bu eğitimin beyin yıkamayla ilgisi yok. Amaç, çocukların kişiliklerini daha pozitif ve daha toleranslı bir yelpazeye yönlendirebilmek.
Büyüdüğünde sabit fikirli, negatif, ırkçı ve saldırgan kişilikte olabilecek bir çocuk, içinde "bulunduğu mutsuzluk kafesinden" çıkarılarak bambaşka bir insan haline dönüştürülebilecek. Böylece yeni neslin oluşturduğu toplum daha üretken ve fiziksel yönden de stresten uzak olduğu için daha sağlıklı olabilecek.
İngiltere Başbakanı David Cameron, yapılan bu araştırmanın sonuçlarını dikkatle inceliyor. Politika ve ekonomi eğitiminin yanı sıra felsefe eğitimi de almış bir başbakanın toplum psikolojisi üzerine bu kadar dikkatle eğilmesi gerçekten takdire şayan. Cameron, ülkesindeki hemen hemen her ilginç bilimsel araştırmanın kendisine her hafta rapor edilmesini istiyor.
Bilim insanlarını huzuruna davet ederek araştırmalarını devam ettirebilmeleri için gerekenleri direkt kendilerinden öğreniyor. Elde edilen başarılı sonuçları ise uygulamaya geçirebilmek için yardım fonları oluşturuyor. Psikologların toplum psikolojisi üzerine yaptıkları bu son araştırmayı en kısa zamanda İngiltere eğitiminde uygulayabilmek için ekiplerini çoktan görevlendirmiş.
Her ne kadar "Doğrular ortaktır" dense de bireylerin hayal ettikleri "mutlu dünya" birbirinden farklılık gösteriyor. Her şeyin tam istediğimiz gibi olması imkânsız. Herkesin istediğimiz gibi olmasını istemek ise düpedüz saçmalık. Sürekli herkesi ve her şeyi eleştirerek keskin bir sirke gibi yaşamak kendi seçimimiz.
Hayatımızın belli dönemlerinde kişiliğimizde değişiklikler yaptığımız bilimsel olarak ispatlanmış. Bu demektir ki, çevreyi değiştirmekle zaman kaybetmek yerine verilecek bir kararla kendimizi ve yaşama bakış açımızı "bugün" değiştirirsek hayatımızın geri kalan kısmında yüzde 50 daha mutlu olmamız mümkün.
"Demesi kolay" demeyin. Çünkü o cümleyi söylediğiniz an bu seçimden feragat etmiş oluyorsunuz. Umuyorum ki biz yetişkinler katılaşmış kişiliğimizi birazcık "eğmeye" çalışırken, gelecek yeni kuşağı eğitimle şekillendirmek İngiltere'de olduğu gibi ülkemde de dikkate alınır.
Pozitif düşünceye yönlendiren gıdalar
HORMONLU yiyeceklerin etkisiyle toplumların agresifleştiği savı halen tartışılıyor. MIT profesörlerinden Dr. Richard Wurtman "6 mutluluk anahtarı" öneriyor:
1. Beyaz et ya da proteince zengin sebzelerden tyrosin ihtiyacınızı karşılayın.
2. Sakın karbonhidratı diyetinizden kesmeyin. Tryptofan eksikliğinden depresyona girebilirsiniz.
Protein ve karbonhidratı bir arada değil 2 saat arayla tüketin.
3. Günde 1 fincan Türk kahvesini unutmayın.
4. Her gün 1 bardak organik portakal suyu ya da bir tutam ıspanak tüketin ki folik asitiniz dengede kalsın.
5. Günlük gerekli selenyumunuzu 1 avuç karışık, kavrulmamış kuruyemişten sağlayın.
6. Her gün bir yumurta ya da haftada bir 150 gram karaciğerle B12 seviyenizi dengede tutun. Omega 3'ü unutmayın.
Bir tavsiye de benden: pH'si 8'in üzerinde, yani alkali su tüketin.
Vereceğiniz isim, çocuğunuzun geleceğini etkileyebiliyor
TÜRKİYE gelenek ve göreneklerine göre, bir bebeğe isim verirken büyükanne ve büyükbabaları mutlu edecek isimler seçilmeye devam ediliyor. Eski isimlerden hazzetmeyen, yenilik taraftarı olan ebeveynler ise zamanın modasına uygun isimler seçmeyi tercih ediyor.
Hangi sebeple seçilirse seçilsin bu isimlerin arasında söylenmesi ve hatırlanması çok güç olanlar, söylenmesi hoş ama anlamı nahoş olanlar, belirli bir karakteri tanımlayan ama büyüdüğünde kendi kişiliğiyle hiç özdeşleşmeyenler, soyadıyla bir araya geldiğinde komik ya da garip anlamlara bürünenler var.
The Journal of Experimental Social Psychology isimli bilimsel dergide geçen ay yayımlanan bir araştırmaya göre, kişilerin isimleri hayatlarını ciddi oranda etkiliyor.
Tüm dünya genelinde yapılan bu büyük araştırmaya göre ismi basit, kısa ve kolay hatırlanır kişiler daha başarılı, daha sosyal ve mutlu oluyorlar. Çünkü insanların büyük bir yüzdesi kendisine doktor, avukat, sekreter vs. seçerken hatırlanması zor ya da anlamından hoşlanmadığı isimleri tercih etmiyor.