Gün ışığı kalp krizini önler mi, yoksa zararlı mı?
BAZI çocuklar vardır ya ele avuca sığmaz, yapma dediğin her şeyi gözünün içine baka baka inadına yapar. Çünkü bunalmıştır yasaklardan ve dengesiz uyarılardan. Oturma, kalkma, dokunma, bırakma, gülme, ağlama emirleri artık duyarsızlığa yol açmıştır.
Arada bir tokadı yese de bir süre yerine oturur, sonra yine içinde bütün yasakları yıkma isteği beliriverir. Zembereği boşalmış gibi ardı ardına dizdirir "yaratıcı" muzırlıkları. Son 10 yıldır işte bu psikolojinin aynısını yetişkin yaşımızda bizler yaşamaya başladık.
Eskiden büyüklerimizin yaptığı birçok şey bugün bizlerin yasaklar listesinde. Bilim insanlarının en ince detaylara inerek yaptıkları araştırmalar, bu listeyi hemen her gün değiştiriyor. Birinin listeye koyduğu yasağı diğeri gelip çıkarıyor.
Neyi yapıp neyi yapmayacağımızı şaşırdık. Aynen isyankâr çocuklar gibi uyarılara pek itibar etmemeye başladık. Nasıl edelim ki? Yasaklar listesindeki tereyağı, ıspanak, yumurta, çikolata, kahve, kırmızı şarap artık "Tüketilmesi tavsiye edilenler" listesine transfer edildiler. Ama yarın kesinlikle yasaklar listesine dönüvereceklerdir.
Bir de "Her şey dozunda" lafı var. "Doz" da bilimsel araştırmalara göre durmaksızın değişmese mantıklı gelecek. Kimi "günde bir" diyor, kimi "haftada bir" kimiyse "ayda". Hele "Kansere sebep oluyor"lar listesinde yok yok. Yemek içmek, gezip tozmak haram oldu adeta.
Tabii ki tüm uyarılar bilimsel gerçeklere dayanıyor. Fakat halka duyurulan her bilimsel haberin arkasındaki para kazanan firmalar, maalesef bilimi "dengesizce uyarılar yapan ebeveynlere", insanları da "tüm yasakları ihlal etmeye çalışan güvensiz yaramaz çocuklara" çeviriyor.
Bu sizinle paylaştığım duygular geçen hafta okuduğum bir makaleyle tetiklendi. Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, güçlü bir ışık kalp krizini engelleyebiliyor. 15 Nisan 2012 tarihli Nature Medicine Dergisi'nde yayımlanan araştırma son iki haftadır Amerika basınında tartışılıyor.
Dergide açıklanan ışığın kalbe olan etki mekanizmasını özetlemek gerekirse: Canlılarda İngilizce "circadian rhythm" olarak tanımlanan "günlük ritim", görülmeyen bir saat gibi işler. Bu "saati" besleyen enerji ise gün ışığıdır. Saat sabah 4'te vücut, hormon salımı dahil her açıdan en yavaş olduğu andan uyanışa
geçer.
Akşam saat 8'e kadar en yüksek seviyesine ulaşır ve akşamın geri kalan
saatlerinde ritmi yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu ritim değişikliğini beyin ve kalpte bulunan "period 2" isimli proteinler kontrol eder. Araştırmacı kardiyolog Dr. Tobias Eckle, kalp krizi sırasında kalpteki bu period 2 proteinlerinin etkin rol aldığını keşfetmiş.
Kriz anında kalp oksijensiz kalarak, enerji kaynağı elde etmek için yağı glikoza çevirmeye çalışırken period 2 proteinlerine büyük iş düşüyor. Bu işi görürken de güçlü bir ışığa ihtiyaç duyuyor. Araştırmayı takiben doktorların, "Kalp krizi olasılığını düşürmek için gün ışığında uzun süre yürüyün, evinizi güçlü ışıklarla donatın" tavsiyelerinin ardından yine kafam karıştı.
Çok değil daha 3 ay önce Connecticut Üniversitesi profesörlerinden Richard Stevens, halka "Artık insanların gün ışığından uzak yaşama dönemi başlamalı; çünkü gün ışığının insanlara faydasından çok zararı var" anonsu yapmıştı.
Ocak 2012'de ise çevreci bilim insanları, hem parlak ışığın hem de ekonomik olmasından dolayı tercih edilmeye başlanan yeni tür ampullerin aslında sağlığa çok zararlı olduğuyla ilgili bildiriler dağıtmıştı. Hatta Amerika'da internetten halka, "Kullandığınız ekonomik ampulleri Enerji Bakanlığı'na postalayın, madem sağlığı etkilemiyor kendilerini aydınlatsınlar" çağrısında bulunulmuştu.
Şimdi alın bütün bu bilimsel verileri bir yorum yapın kendinizce. Işıklı bir hayat mı, ışıksız bir hayat mı? Bu Bahar Bayramının kutlandığı güneşli günde, aynen "Kırk katır mı, kırk satır mı?" sorusu gibi değil mi?
Daha böylesi nice bilimsel karmaşayla karşı karşıyayız. Maalesef bu noktaya gelindiği anda ortada bilime ne ilgi ne de saygı kalıyor. Peki çözüm ne? Bilinçli farkındalık. Bu ise sadece iki aktiviteyle gerçekleşir: Okuyarak ve düşünerek.